Ana içeriğe atla

Görünmeyen Sesler – Susuzluğun Çığlığı (Bölüm 1)





Görünmeyen Sesler – Susuzluğun Çığlığı (Bölüm 1)

Yaş Grubu: 10 – 14  
Neden Önerilir: Çocuklara toplumsal farkındalık ve empatiyi kısa, kıvrımlı öykülerle düşündürerek kazandırır.
Sabah...  
su sesiyle başlamadı.  

Lin musluğu çevirdi.  
   Hırıltı.  
Sonra...  
        Sessizlik.  

Annesi seslendi:  
“Bugün gelmeyebilir.”  
Lin başını salladı.  
Ama annesi görmedi.  
Bu evde  
   sessizlik  
cevaptı.  

Yüzünü yıkayamadı.  
Ama artık şaşırmıyordu.  
Aynaya baktı.  
Yüzü değil,  
   boğazı kuruydu.  

“Susamak böyle mi?”  
dedi içinden.  
Düşünceler de mi kurur?  

🌊  
Başka bir yerde  
bir bilgin kahvaltı masasındaydı.  

Su vardı.  
Çay vardı.  
Meyve suyu da.  
Ama çocuk mutsuzdu.  

“Her şey aynı,” dedi.  
Bilgin suya baktı.  
Camın içindeki berraklığa.  
Ve düşündü:  
Her şeyin olması  
bazen hiçbir şey hissettirmiyor.  

Kuyunun başında beklediği günleri hatırladı.  
Bir yudumun kıymetini.  
Ve karar verdi:  
Sorunları  
   yaşayanlarla birlikte  
düşünecekti.  

📺  
Ekranlar açıldı.  
Altı çocuk.  
Altı yer.  
Ama aynı tereddüt.  

Amara:  
“Bizim burada su haftada üç gün geliyor.”  
“Sesini yükseltenin suyu kesilir.”  

Noah:  
“Su var ama ulaşım yok.”  
“Bu bir eksiklik değil.  
   Bu bir tercih.”  

Kai:  
“Susadığımı söylemekten korkuyorum.”  
“Çünkü başkaları daha susuz.”  

Sami:  
“Dünya bu kadar gelişmişken  
neden hâlâ susuzuz?”  

Leo:  
“Belki de gelişim  
herkes için aynı değil.”  

Lin konuşmadı.  
Ama suskunluğu ağırlaştı.  
Artık bir eksiklik değil,  
   bir sorumluluktu.  

O gün  
bir bardak su içti.  
Ama doymadı.  
Çünkü bazı susuzluklar  
su ile geçmez.  

Bazı eksiklikler  
   paylaşılınca azalır.  

💧 DÜŞÜN  
Su senin hayatında ne zaman görünmez oldu?  
Bir şey bol olduğunda değeri azalır mı?  
Sessizlik her zaman kabullenmek midir?  
Eksiklik sadece fiziksel midir?  

💧 MİNİ ANKET  
Su kesildiğinde ne hissedersin?  
☐ Korku  
☐ Öfke  
☐ Umursamazlık  
☐ Utanç  

Sence en büyük sorun nedir?  
☐ Eksiklik  
☐ Eşitsizlik  
☐ İlgisizlik

30.04.2026
Mesime Elif Ünalmış 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...