Yaş Grubu: 12 yaş ve üzeri
Zamanın Kalbinde: Sessizliğin Öğrettikleri**
Bilge’yi uyandıran horoz değil, közlerin çıtırtısıydı. Meryem Nine sabah namazından sonra sessizce çay demliyordu. Ali, ayakkabılarını giymişti. “Bugün bayram,” dedi. Dedesiyle mezarlığa gidecek, sonra annesiyle komşulara şeker götürecekti.
Mezarlık, köyün dışında, küçük bir tepede. Dedesi mezar taşlarını siliyor, dua ediyor, Ali ellerini açıyordu. Sessiz Kuşak, geçmişiyle bağını koparmamıştı.
Köyde çocuklar şeker topluyordu ama önce büyüklerin elini öpüyor, sonra “Bayramınız mübarek olsun” diyordu. Karşılığında bir dua alıyorlardı.
Köy meydanında kurulan bayram sofrasında herkes bir tabak getirmişti. Kimse ne getirdiğini sormuyor, her şey ortaktı. “Soframız da kalbimiz de açıktır,” dedi yaşlı bir adam.
Bilge, bu cümlede bir kuşağın ruhunu duydu.
Sahneye Not: Bayramın Sessiz Ritüeli
Bilge, soba başında laptopunu açtı ve Sezer’e yazdı:
“Bugün bir bayram sabahına uyandım. Ama bu bayram, alışveriş merkezlerinde değil; kalplerde kutlanıyor.
Çocuklar şekerden çok dua topluyor. Büyükler, geçmişi unutmadan geleceğe bakıyor. Mezarlıkta bir dedeyle torunun dua edişini izledim.
Sofrada herkesin getirdiği yemek, herkesinmiş gibi paylaşıldı. Bu kuşakta paylaşmak bir alışkanlık. Misafirlik, sadece ağırlamak değil; kalpten buyur etmek.
Lütfen sahnede bir bayram sabahı canlandır. Gürültüsüz, gösterişsiz. Bir mendilin içindeki şekerle, bir çocuğun gözlerindeki ışıkla anlat.
Çünkü bazen en büyük bayram, bir çocuğun ‘Bayramınız mübarek olsun’ deyişindedir.”
Bir Bohça, Bir Defter, Bir Kuşak
Bilge, yıldızlara bakarak uyudu. Gökyüzü, sessizliğin aynasıydı. Artık kendi yansımasını değil; Meryem Nine’nin bakışını, Ali’nin gülümsemesini görüyordu.
Köydeki çocuklar sordu: “Siz şehirde neden bu kadar hızlı konuşuyorsunuz?” Bilge cevap veremedi. Çünkü bu kuşak, az konuşarak çok şey anlatıyordu.
Köyden ayrılırken Meryem Nine ona bir bohça verdi. İçinde bir mendil, bir tahta kaşık ve bir defter vardı. İlk sayfasında şu yazıyordu:
“Söz çoksa, anlam azalır. Sessizliğin kıymetini bil.”
Bilge artık sadece bir bilim insanı değil, bir anlatıcıydı. Anlatacağı şey, bir çocuğun ağaca selam verişi, bir ninenin gözleriyle konuşmasıydı.
Sahne Kapanışı: Sessizliğin Oyunu
Sezer, bu son mesajı okuduğunda defterini kapattı. Gözleri dolmuştu. Oyununu tamamlamıştı ama içindeki hikâye yeni başlıyordu.
Ertesi gün sahneye çıktığında, seyirciler karşısında eğildi:
“Bugün size bir kuşağın sessizliğini anlatacağım. Ama kelimelerle değil. Gözlerinizle izleyin, kalbinizle duyun.”
Işıklar söndü. Sahneye bir soba, bir masa, bir mendil ve bir çocuk çıktı.
Ve salon, uzun süre sessiz kaldı.
Çünkü bazen en derin hikâyeler, sessizlikle anlatılır.
03..02.2026
✍️ Mesime Elif Ünalmış
Sonraki Bölüm

Yorumlar
Yorum Gönder
Merhaba sevgili okuyucular, paylaştığım hikayeler ve yazılar hakkındaki düşüncelerinizi çok merak ediyorum! Yorumlarınız benim için çok değerli. Lütfen görüşlerinizi ve önerilerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. Hep birlikte daha güzel bir topluluk oluşturalım! ✍️