Ana içeriğe atla

Kayıtlar

öykü-masal etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Çukura Düşen Benekli

  Çukura Düşen Benekli Sultan, duygusal bir çocuktu ve hayvanları çok severdi. Her  fırsatta onlarla konuşur, onları beslemek için elinden geleni yapardı. Bir gün  Sultan, kardeşi Sema ile birlikte inekleri beslemek için meraya götürdü.  Komşuları Mehmet Amca, tarlasında su olduğunu fark etmiş ve oldukça büyük çukurlar açarak suyu bulmayı umarak tarlasında çalışmalara başlamıştı.  Sultan, şarkılar ve türküler eşliğinde ineklerin beslenmesi için ellerinden geleni yapıyordu. En sevdiği inek ise Benekli'ydi. Benekli, lezzetli yiyeceklerin  peşinde giderken yanlışlıkla Mehmet Amca'nın tarlasına girmişti. Sultan, Benekli'nin olmadığını fark edince paniğe kapıldı ve etrafına bakındı, ancak Benekli ortalıkta görünmüyordu. Kardeşine  seslendi. Diğer inekleri bir araya toplayarak  kardeşine teslim etti. Sultan, panik içinde Benekli'yi aramaya koyuldu.  Her yere baktı, ancak  benekliyi bulamadı. Mehmet Amca'nın tarlasına baktı, yine bir şey göreme...

Merhaba sevgili dostlar!

  Merhaba sevgili dostlar!  Bugün kısa bir mola veriyorum, ama merak etmeyin! Yarın sizleri yepyeni, dopdolu ve heyecan verici bir öykü serisiyle buluşturacağım!  "Çocuklar için eğitici ve eğlenceli hikayeler" bu sayfada olacak. Hayallerini korumaları, dünyaya umutla bakabilmeleri ve kendilerini keşfetmeleri için onlara ilham vermek istiyorum. Çünkü umut, her yeni güne merakla uyanmak ve yaşama tutunmanın sanatıdır.   Yeni serimizin ilk bölümü yarın sizlerle! Öykülerde keşif, macera ve öğrenme dolu anlar olacak. Çocuklarımızın hayal dünyasına ışık tutacak bu yolculuğa hep birlikte çıkacağız.   Takipte kalın! Çünkü yarın, bambaşka bir maceranın kapılarını aralayacağız!   Sevgiyle ve umutla kalın!  16.05.2025 Mesime Elif Ünalmış 

Alevlerin Ardındaki Hayatlar

  Alevlerin Ardındaki Hayatlar Ege'nin serin meltemleri, her daim yeşilin hakim olduğu topraklarda, artık bir sessizlik içinde süzülüyordu. Doğaç, Mira’nın elinden tutarak onu tepenin zirvesine çıkardı. Aşağıda geniş bir ormanlık alan vardı, ama ağaçların yeri şimdi simsiyah kömürle kaplıydı. O günün izleri toprağa, havaya, hatta hala yanık kokusunu taşıyan melteme işlemişti. Doğaç konuşmaya başladı; sesi kırılgan, kelimeleri ağırken bir yara taşır gibiydi. “Bu bölge, Mira... Bir zamanlar hayat doluydu. Kuşların cıvıltıları, rüzgarla dans eden ağaçların sesi... Ama artık sadece sessizlik var. İki yıl önce burada, bir cehennem doğdu. Karan, rant uğruna bu güzellikleri yok etmeye karar verdi. İnsanlar, hayvanlar, bu toprağın her bir köşesi onun karanlık arzularının kurbanı oldu.” Doğaç, gözlerini yanmış topraklara dikip bir süre sustu. Mira, yere diz çöktü. Elleriyle kömürleşmiş bir dalı aldı, yanık kokusu adeta onun ruhunu delip geçiyordu. “Bunu gerçekten yapan bir insan olabilir mi...

Dokunmanın Derinliği: Hislerin Önemi

Dokunmanın Derinliği: Hislerin Önemi Korona döneminde Zeynep'in hayatı daha da sessizleşmişti. Görme engelli olduğu için kendini her zaman dokunarak, hissederek ifade etmişti. Ancak bu pandemi, en güçlü bağı olan dokunmayı da elinden almıştı. Sarılmanın, el ele tutuşmanın yerini yalnızlık almıştı. Sevdiklerinden uzak kalmak onu derinden etkilemişti. Bir sabah, pencerenin yanındaki sandalyede oturmuş, bahar rüzgârının içeri dolmasını dinliyordu. Huzurla hissettiği dokular şimdi ona yetmiyor gibiydi; çünkü sarılmanın sıcaklığını özlemişti. Zeynep telefonunu eline aldı. Ancak aramak istediği en yakın arkadaşı Asya'yı bulması için annesinin yardımına ihtiyacı vardı. Annesi numarayı tuşladı ve telefonu ona verdi. Zeynep, Asya'nın sesi duyulur duyulmaz içini çekti. Zeynep: "Asya... Seni özledim. Her şeyden çok sana sarılmayı özledim. Ama bir gün tekrar eskisi gibi olur mu? Anneme bile sarılamıyorum artık. Birbirimize yaklaşmaktan bile korkar olduk." Asya, Zeynep'in ...

SON BÖLÜM Fatih "in sağlıklı secimi

  SON BÖLÜM  Fatih "in sağlıklı secimi Fatih, artık sağlıklı yaşamın neşesine ve huzuruna kavuşmuştu. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve dikkatli seçimler sayesinde hem zayıflamış hem de daha enerjik bir birey haline gelmişti. Organlar Şehri’nde bir bayram havası vardı. Beyin Bey herkesi toparladı ve şöyle dedi:   "Arkadaşlar, Fatih kendine çok iyi bakıyor. Ama ben hâlâ tüm detayları kontrol ediyorum. Zayıfladı, mutlu oldu, biz de rahat bir nefes aldık! Şimdi çocuklara sağlıklı beslenme sırlarını vermek için toplandık. Beyin Bey, çocuklara seslenirken neşeli bir ton kullandı:   "Sevgili genç dostlar, sağlıklı bir yaşamın sırrı seçimlerinizde gizlidir. İşte size birkaç ipucu:   Sebze ve meyveler sadece lezzetli değil, aynı zamanda sizin için birer süper kahraman!   2. Abur Cubura Dur De: Cipsler ve şekerlemeler ne kadar cazip olsa da, onların yerine fındık, yoğurt veya taze meyvelerle dost olun.   3. Su, En Güçlü İçecek: Gaz...

MİDE: Gurmelerin Sindirim Dostu

     Mide:  Gurmelerin Sindirim Dostu Bir gün Fatih, cips paketine uzanırken karnında tanıdık bir kıpırtı hissetti. Mide, bu kez daha kararlı ve enerjik bir şekilde konuşmaya başladı:   "Hey, Fatih! Ben senin Miden. Sindirim fabrikasının CEO'su. Senin için burada çok sıkı çalışıyorum ama şu cipsler ve gazlı içecekler işi biraz fazla zorlaştırıyor. Artık biraz bana da kulak vermez misin? Sadece tadını değil, sonuçlarını da düşün!"   Fatih şaşkınca gülümsedi: "Peki, Mide. Neleri seviyorsun, bana söyle de ona göre bir şeyler yapayım."  Mide, ciddi bir edayla ama hafif bir mizah katmayı ihmal etmeyerek anlatmaya başladı:   "Bak, beni mutlu etmek istiyorsan şu lezzetlere yönelmelisin: yoğurt, lif dolu tam tahıllı ekmekler, ferahlatıcı nane çayı, muhteşem brokoli, ve tabii ki her şeyin kraliçesi: zeytinyağlı yemekler. Bunlar sindirim işimi kolaylaştırır, enerji sağlar, hatta bazen beni dans ettirir!"   Fatih kahkaha attı. Ama Mi...

NEDEN YAZIYORUM

 NEDEN YAZIYORUM Ben çocukken keyif aldığım şeylerden biri de, yüksek bir yerde oturup insanları gözlemekti.  Onlara kendimi hissettirmeden izlemek farklı bir keyif veriyordu. Öyle ki  hayata dair anlam arayışında çoğu zaman ip ucu vermiştir. Bir diğer şey de olaylara derin bakmam da canım amcamın çok büyük bir etkisi olmuştur. Çocukluğumda onun anlattığı masallarla büyüdüm. Masalı o kadar derin ve güzel anlatıyordu ki; bizi adeta içine çekiyordu. Kendimizi masal kahramanlarından biriymişiz gibi hissediyorduk. O dönemde çocukların tek sosyal aktivitesi masal dinlemekti. Ben diğer çocuklara nazaran daha şanslıydım. Çünkü köyümüzün masalcı amcası benim canım  amcamdı. Masallar diyarında yolculuğa çıkan çocukların hikayesi hep aynıdır. Hayal kurmak, olaylara farklı bir bakış açısıyla bakarlar. Bu yönünü geliştirmemde amcamın ciddi etkisi olmuştur. Hayata, amcamın penceresinden baktığımda; her şeyi çok zengin görüyorum. Çünkü o yoktan var eden, yok olanı var gören entere...

"Doğa İçin Küçük Bir Adım, İnsanlık İçin Büyük Bir Adım"

   "Doğa İçin Küçük Bir Adım, İnsanlık İçin Büyük Bir Adım" Ahmet, çok hareketli bir çocuktu. Arkadaşları ona "yaramaz Ahmet" derdi çünkü sık sık muslukları açık bırakır, lambaları kapatmayı unuturdu. O, enerji tasarrufu yapmanın önemini anlamamıştı. Ancak bu durum bir gün okulda değişecekti.   Cuma günüydü. Ders saati bitmek üzereydi ve Ahmet, sınıfta oturmuş dersi dinlemeye çalışıyordu. Ancak bir yandan da çantasındaki oyuncaklarını kontrol ediyordu. Dersten sonra tuvalete gitmesi gerektiğini fark etti. Aceleyle tuvalete koştu, ellerini yıkadı ama musluğu açık bırakıp hızla sınıfa geri döndü.   O sırada Meryem, tuvalete girdi ve musluğun açık olduğunu gördü. Musluk, gereksiz yere suyu akıtıyordu. Meryem derin bir nefes aldı, musluğu kapattı ve ardından sınıfa döndü. Ahmet’e yaklaştı ve sakin bir sesle, "Ahmet, neden musluğu açık bıraktın? Kapatsana!" dedi.   Ahmet, umursamaz bir tavırla cevap verdi: "Sana ne! İstediğimi yaparım. Bu seni ...

Tuvaldeki Hayat

 Tuvaldeki Hayat Melis henüz 9 yaşındaydı; boyundan büyük hayalleri, içinden taşıp duran duyguları vardı. Bir şehir kenarındaki mütevazı evde, penceresi doğrudan boş bir arsaya bakan bir odada yaşardı. O arsa, hayalleriyle doluydu; çünkü bir ressamın gözüyle gördüğünde, çamurla kaplı toprak tuval oluyordu. Melis, eski boya kalemleri ve birkaç kırık pastel boyasıyla o hayal dünyasına renk katıyordu. Evdeki hava genelde ağır ve sessizdi. Alkol ve sigara kokusunun evin duvarlarında bıraktığı izler, Melis’i içten içe rahatsız ediyordu. Sürekli gerginlik, sessizlikle maskelenen çatışmalar, onun çocuk dünyasında büyük bir karmaşaya yol açıyordu. Bu karmaşanın içinde, Melis sessiz çığlıklarını renklerin diliyle tuvale aktarıyordu. Belki babasının sessizliği, annesinin tükenmişliği veya evin boğucu atmosferi onu başka bir dünyanın peşine sürüklüyordu. Ama o dünyada yalnız değildi; çizgiler, renkler ve hayalleri onun en iyi dostlarıydı. Bir gün, okulunda doğum günü kutlaması yapıldı. Melis,...

ARILARLA UĞRAŞMA

  ARILARLA UĞRAŞMA Ağabeyimin çok samimi bir arkadaşı vardı, her gün onunla gezip gününü gün ederdi. Onların bu kadar iyi vakit geçirmeleri ilgimi çekiyordu. Ağabeyime, "Bundan sonra ben de sizle takılacağım, ben de sizinle eğlenmek istiyorum." dedim. Ama ağabeyim onlarla takılmamı istemiyordu. Ben ısrar edince ağabeyim bana sinirlenmişti. Onlarla takılmayı kafaya koymuştum .Ağabeyimin arkadaşı İbrahim de geldi. Ağabeyimin o halini görünce İbrahim ona dönerek, "Bu halin ne oğlum? Balıklar bu halini görse oltaya gelmezler." dedi. Bu espri ağabeyimin hoşuna gitmiş olacak ki gülümsemeye başladı. Bu sayede onların balık avlamaya gideceklerini öğrenmiş oldum. Bunun çok heyecan verici olduğunu düşündüm. Ve ne olursa olsun onlarla gitmeliyim diye düşündüm. Ben ısrarlarıma devam edince İbrahim ağabeyimin kulağına bir şeyler fısıldadı. Ağabeyimin yüz ifadesi değişmişti. Bana dönerek, "Çok istiyorsan gel bakalım, yalnız bir şartım var!" dedi. O kadar heyecanlandım k...

Ne Olur Bismillah Deyin…

  Ne Olur Bismillah Deyin… Benden bir yaş küçük olan kardeşim sarışındı, ben ise esmerdim. Onun sarışın olması herkesin dikkatini çekerdi. Saçları kıvır kıvır, uzun boylu, biraz balık etliydi ve yüzü gerçekten bir kitap kadar güzeldi. Onun yerinde olmayı çok isterdim. Canım kardeşimi çok seviyordum ve kız kardeşim olmadan pek bir yere gitmezdim. O da beni çok severdi. Babam da kardeşim Nazlı’yı çok severdi. Beni de severdi elbette, ama sanki Nazlı biraz daha ağır basıyordu. Biraz kıskanıyordum, ama bu, arkadaş gibi olmamıza engel değildi.  Sarışın olmasından mı bilmem, güneşe pek çıkamazdı. Güneşe çıktığında hemen etkilenir ve yüzü kıpkırmızı olurdu. Babam ona bu yüzden kıyamazdı. Adı gibi nazlıydı. Bir gün, canım sıkılmıştı ve Nazlı’ya “Biraz oyun oynayalım mı?” diye sordum. O da kabul etti. “O halde, Simgelerin evine gidelim,” dedim.  Simgelerin arka bahçesi çok güzeldi. Hep beraber oynardık. Simge’nin çok fazla oyuncağı vardı. Bu yüzden pek fazla oyuncak götürmezdik. A...

Sapanla Büyüyen Kayalar

  Sapanla Büyüyen Kayalar Soğuk kış gecelerinin masalcı amcası, olağanüstü bir insandı. En büyük yardımcısı bastonuydu; bastonsuz gezemezdi, çünkü bir bacağı topaldı. Alişan Amca, inanılmaz derecede becerikli biriydi. Kendi bastonu da dahil olmak üzere her işini kendisi yapardı. El sanatlarında çok başarılıydı. Köyde boş vakitlerinde sepet örer, bunu çoğu zaman karşılık beklemeden yapardı. Her şeyi kendi ekip biçtiği için dışarıdan pek bir şey satın almazdı. Bahçesinde bol miktarda meyve ve sebze vardı. Paraya pek ihtiyaç duymazdı; onun için asıl önemli olan insani değerlerdi ve bu değerler Alişan Amca’da fazlasıyla vardı. O hiç durmadan çalışırdı. Kimi zaman sepet örer, kimi zaman koyun güder, odun taşır ya da yıkılan bahçe duvarlarını onarırdı. Bunları para için değil, hatır için yapardı. Karşılığında yalnızca akşam yemeğine davet edilirdi ve hemen hemen her gece birinin evine konuk olurdu. Yemekten sonra köyün gençleri Alişan Amca’nın masallarını dinlemek için toplanır, hangi ev...

Meğer Karıncalar da Susarmış

  Meğer Karıncalar da Susarmış Karıncalar hep dikkatimi çekmiştir. Genelde her çalışkan insanı karıncalara benzetirler. Karıncaların pek çok çeşidi var; atlıkarıncalar , atom karıncalar , irili ufaklı adını bilmediğimiz birçok çeşidi… Hızları farklı olsa da en önemli özellikleri değişmez; hepsi de çok çalışkandır. Ben sıkıldıkça onları seyreder, bazen de yardım ederdim. Almayı düşündükleri yiyecekleri onlara yaklaştırır, yorulmalarını engellerdim. Ama onlar yiyecekleri yuvalarına bırakıp hiç dinlenmeden geri döner, mesai bitimine kadar sürekli çalışırlardı. Geceleri çalıştıklarını hiç görmedim. Sanırım dinleniyorlardı. Ben ise karıncaların gece gündüz durmadan çalıştıklarını düşünürdüm. Meğer çalışma saatlerini hiç aksatmadıklarını ve çok erken saatte uyandıkları için “çalışkanlık lakabını” hak etmişlerdi. Bu çalışkan karıncalara ben de tanık oluyordum. Nokta kadar bir yiyeceği hiç üşenmeden kilometrelerce taşıyorlardı. Gıkını bile çıkarmazlardı. Yalnız köylü karıncalar ile şeh...

AYAZ'IN DİKKATLİ YAKLAŞIMI VE EFE İLE DOSTLUĞU

  AYAZ'IN DİKKATLİ YAKLAŞIMI VE EFE İLE DOSTLUĞU Ayaz, sevgi dolu ve saygılı bir çocuktu. 2. sınıfta okumaktaydı ve küçüklere olan ilgisiyle dikkat çekiyordu. Her hareketinde onları korumaya özen gösterirdi. Bu özen, yaşadığı bir kazanın ardından şekillenmişti. Geçen yıl, 1. sınıfta bir merdiven kazası yaşamıştı. Büyük çocukların hızlıca koşup ona çarpmasıyla yere düşmüş ve kolunu kırmıştı. Uzun süre alçıda kalan kolu nedeniyle derslerine katılmakta zorlanmıştı. Ancak bu kaza, Ayaz'a önemli bir ders vermişti: Dikkatli olmak ve başkalarını da tehlikelerden korumak. Artık merdivenlerden inerken ya da oyun oynarken her zaman daha dikkatli davranıyordu. Koşan çocukları uyarmaktan ve daha küçük öğrencileri korumaktan geri durmuyordu. Onun için önemli olan, başka bir çocuğun kendi yaşadığı gibi bir acı yaşamamasıydı. Bir gün okul bahçesinde oyun oynarken Ayaz, 1. sınıfa yeni başlayan çekingen bir çocuk fark etti. Bu çocuk Efe'ydi. Sessiz bir kenarda duran Efe'nin utangaç h...

ÇUKURA DÜŞEN BENEKLİ

  ÇUKURA DÜŞEN BENEKLİ Sultan, duygusal bir çocuktu ve hayvanları çok severdi. Her fırsatta onlarla konuşur, onları beslemek için elinden geleni yapardı. Bir gün Sultan, kardeşi Sema ile birlikte inekleri beslemek için meraya götürdü. Komşuları Mehmet Amca, tarlasında su olduğunu fark etmiş ve oldukça büyük çukurlar açarak suyu bulmayı umarak tarlasında çalışmalara başlamıştı. Sultan, şarkılar ve türküler eşliğinde ineklerin beslenmesi için ellerinden geleni yapıyordu. En sevdiği inek ise Benekli’ydi. Benekli, lezzetli yiyeceklerin peşinde giderken yanlışlıkla Mehmet Amca’nın tarlasına girmişti. Sultan, Benekli’nin olmadığını fark edince paniğe kapıldı ve etrafına bakındı, ancak Benekli ortalıkta görünmüyordu. Kardeşine seslendi. Diğer inekleri bir araya toplayarak kardeşine teslim etti. Sultan, panik içinde Benekli’yi aramaya koyuldu. Her yere baktı, ancak bulamadı. Mehmet Amca’nın tarlasına baktı, yine bir şey göremedi. Nefes nefese kalmış bir şekilde "Benekli, Benekli!" ...

Saka Kuşu ve Cırcır Böceği

  Saka Kuşu ve Cırcır Böceği Bir zamanlar ormanın derinliklerinde, yeşil yaprakların arasında büyük bir ses yarışması düzenlenmişti. Katılımcılar arasında cırcır böceği ve saka kuşu da vardı. Her ikisi de kendi seslerinin daha güzel olduğunu iddia ediyorlardı. Saka kuşu biraz sinirlenmişti ve yanında duran uğur böceğine sordu: "Durumu çok merak ediyorsanız, lütfen jüri üyelerimizin kararını bekleyin." Bunun üzerine motivasyonlarını koruyarak kenarda sıralarını beklediler. Cırcır böceği, kara kanatları ve parlak siyah renkleriyle gündüzleri çalıların altında yaşardı. İnce antenleriyle toprağı kazar, çukurlar açar ve yalnız başına gizlenirdi. Güzel sesini çıkarmak için ön kanatlarını birbirine sürttüğünde, ormanın sessizliği hoş bir melodiye yerini bırakırdı. Dişiler bu melodiyi duyunca ona hayran olur ve çevresinde toplanırlardı. Saka kuşu ise tepesindeki siyah tüyleri ve beyaz yanaklarıyla gündüzleri ağaç dallarında şarkı söylerdi. Öyle güzel öterdi ki ormanın sakinleri onu...

KADIN

  KADIN Kadın, güzelliğiyle, zarafetiyle, duruşuyla göz dolduran bir varlıktır. Doğa gibidir; ona baktıkça büyür, çoğalır, güzelleşir. Mutluluktur, huzurdur, candır, emektir. Ancak kadınlar dünyanın birçok yerinde gereken değeri ve önemi görmemiştir. Batı henüz medenileşmediği dönemlerde kadın her türlü şiddete maruz kalmıştır. Selçuklular döneminde ve öncesinde Türkler kadına önemsemiş, dolayısıyla toplum yönetiminde çoğu zaman söz sahibi olmuş ve siyasetin çeşitli alanlarında önemli başarılar elde etmiştir. Selçuklulardan sonra İslamiyet'in kabulü ve Arap kültürünün örnek alınması ile kadının erkeğin karşısındaki statüsü yani eş olması, kız çocuğu olması, anne olması belli zihniyetleri rahatsız etmiştir. Kadını pasifleştirmek için her türlü çabayı sarf etmişlerdir. Bu ilkel zihniyetler karşısında baskılar uygulanmış ve kadın her türlü şiddete maruz kalmıştır. Zamanla kadın iyice pasifleştirilmiştir. Bedensel gelişen toplumlar ise kadına gereken önemi vermiştir. Bugünün Türkiye...