Ana içeriğe atla

SERİ: Görünür Çocuklar | BÖLÜM 12: Tersinden Görünmek



SERİ: Görünür Çocuklar | BÖLÜM 12: Tersinden Görünmek
Yaş Grubu:
12 – 16 yaş arası çocuklar için uygundur.  
Bu yaş grubu, duyguların tersinden ifade edilmesi, çelişkilerin görünür kılınması ve empati geliştirme temalarını kavrayabilir.  
Aynı zamanda öğretmenler ve veliler için pedagojik farkındalık ve içsel iletişim üzerine güçlü bir örnek sunar.

O sabah Elif Öğretmen sınıfa boş bir defter getirdi. Üzerinde sadece şu yazıyordu: “Ters Günlük.” Çocuklar merakla baktı. “Bugün her şeyi tersten yazacağız,” dedi. “Ama sadece kelimeleri değil, duyguları da.” Rüzgar sordu: “Nasıl yani?” Elif Öğretmen gülümsedi: “Bugün mutluysan üzgün gibi yaz. Üzgünsen mutlu gibi. Amaç, içimizdeki tersini görmek.”

İlk başta herkes zorlandı. Ali defterine şöyle yazdı: “Bugün çok sıkıldım. Hiç gülmedim.” Ama yazarken gülümsüyordu. Çünkü aslında çok eğlenmişti. Mina: “Kimse benimle konuşmadı.” Ama sabah en çok onun sesi duyulmuştu. Zeynep defterine sadece bir cümle yazdı: “Her şey yolundaymış gibi yaptım.” Bu cümle, sınıfın ortasında görünmeyen bir boşluk açtı.

Elif Öğretmen, Zeynep’in yanına yaklaştı. “Bu cümle ters mi, düz mü?” diye sordu. Zeynep başını eğdi. “Bilmiyorum,” dedi. “Belki ikisi birden.” Bu cevap, öğretmenin defterine şu notu düşmesine neden oldu: “Bazen bir cümle, hem doğru hem ters olabilir. Çünkü duygular düz yazmaz.”

O gün sınıf yeni bir etkinlik başlattı: “Ters Cümle Panosu.” Her çocuk, bir duygusunun tersini yazacak, ama altına küçük harflerle gerçek duygusunu fısıldayacaktı.  
Rüzgar: “Bugün hiç kimse beni fark etmedi.” (Aslında herkes bana baktı.)  
Mina: “Kendimi çok yalnız hissettim.” (Bugün biri bana sarıldı.)  
Zeynep: “Gülümsemek istemedim.” (Ama içimden taşan bir şey vardı.)

Bu panoda her cümle iki katmanlıydı. Biri görünen, biri hissedilen. Ve bu katmanlar, çocukların iç dünyasını daha derin bir şekilde görünür kılıyordu. Çünkü bazen bir çocuk, en çok tersinden anlatırdı kendini.

Elif Öğretmen tahtaya şu cümleyi yazdı:  
“Duygular bazen ters düşer. Ama her tersin içinde bir doğru saklıdır.”

Ve o gün, görünmeyen duygular, ters cümlelerle görünür oldu.

Ters Cümle Panosu sınıfın en çok durup bakılan yeri olmuştu. Çünkü her cümle, bir çocuğun içindeki çatışmayı, çelişkiyi, dönüşümü taşıyordu. Ve bu çelişkiler, çocukların birbirini daha derinden anlamasını sağlıyordu. Çünkü artık herkes biliyordu: bir duygu, bazen kendini tersinden anlatır.

Bir gün Elif Öğretmen sınıfa şu soruyu sordu: “Bugün ne hissettiğinizi değil, ne hissetmediğinizi yazın.”  
Mina: “Bugün hiç yalnız hissetmedim.” (Ama sabah kimseyle konuşmadım.)  
Rüzgar: “Bugün hiç korkmadım.” (Ama içim titriyordu.)  
Zeynep: “Bugün hiç görünmek istemedim.” (Ama biri adımı söylediğinde içim ısındı.)

Bu cümleler, çocukların duygularını tersinden tanımasına yardım etti. Çünkü bazen bir çocuk, ne hissetmediğini söyleyerek ne hissettiğini bulur. Ve bu buluş, görünürlüğün en içten hâlidir.

O gün sınıf yeni bir defter başlattı: “Ters Günlük.” Her çocuk, haftada bir kez bir cümleyi tersinden yazacak, ama altına küçük harflerle gerçek duygusunu fısıldayacaktı. Amaç, duyguların düz çizgilerle değil, kıvrımlarla aktığını kabul etmekti.

Zeynep bir gün defterine şöyle yazdı:  
“Bugün hiç ağlamadım.”  
(Aslında içimden bir damla düştü ama kimse görmedi.)

Bu cümle, Elif Öğretmen’in defterine şu notu düşmesine neden oldu:  
“Bir çocuğun gözyaşı bazen dışarı değil, cümleye düşer. Ve o cümle, en görünür izdir.”

Sınıfın panosuna o hafta şu cümle asıldı:  
“Duygular düz yazmaz. Bazen tersinden okunur, ama hep içten gelir.”

Ve o gün, görünmeyen çelişkiler, görünür bir anlayışa dönüştü.

Ters Günlük defteri doldukça, çocukların cümleleri de dönüşüyordu. Artık sadece ters yazmıyorlardı; tersin içindeki doğruyu, doğrunun içindeki çelişkiyi fark ediyorlardı. Ve bu farkındalık, sınıfın dilini daha yumuşak, daha anlayışlı bir hâle getiriyordu.

Bir gün Elif Öğretmen sınıfa şu soruyu sordu: “Bugün kendinize neyi itiraf etmek istemezsiniz?”  
Mina: “Bugün güçlü görünmek istedim ama çok kırılgandım.”  
Rüzgar: “Ben hep komik olayım istiyorum ama bazen sadece susmak istiyorum.”  
Zeynep: “Ben bazen görünmek istemiyorum. Ama görünmeyince de üzülüyorum.”

Bu cümleler, çocukların içsel çelişkilerini görünür kıldı. Ve bu görünürlük, onları birbirine daha da yaklaştırdı. Çünkü artık herkes biliyordu: bir çocuğun iç sesi, bazen iki yöne birden konuşur.

O hafta sınıf yeni bir pano hazırladı: “Çift Cümleler.” Her çocuk, bir duygusunu iki şekilde yazacaktı. Biri dışarıya söylediği, diğeri içinden geçen.  
Ali: “Ben iyiyim.” / “Ama biraz yalnızım.”  
Mina: “Her şey yolunda.” / “Ama içimde bir şey eksik.”  
Zeynep: “Ben buradayım.” / “Ama hâlâ biraz kenarda.”

Bu çift cümleler, çocukların iç dünyasını iki katmanlı bir harita gibi açtı.

Elif Öğretmen, bu panonun altına şu cümleyi yazdı:  
“Bir çocuk iki cümleyle konuştuğunda, biz bir adım geri çekilip ikisini de duymalıyız.”

Zeynep, Ters Günlük defterinin son sayfasına şöyle yazdı:  
“Bugün düz yazdım. Çünkü artık tersini de kabul ediyorum.”

Bu cümle, Elif Öğretmen’in defterine şu notu düşmesine neden oldu:  
“Bir çocuk, tersini kabul ettiğinde, kendini tamamlar.”

Ve o gün, görünmeyen çelişkiler, görünür bir bütünlüğe dönüştü.  

14.04.2026
Mesime Elif Ünalmış

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...

Duygunun Dalgaları Serisi – Bipolar Bozuklukla Bir Yolculuk

  Duygunun Dalgaları Serisi – Bipolar Bozuklukla Bir Yolculuk     Giriş – Bir defterin içine düşen yarım cümlelerle başlayan, bir annenin kahkahasıyla taşınan, bir hastalığın gölgesinde büyüyen on bölümlük bir yolculuk. Bu hikâye, bir hastalığın tanımından çok daha fazlasını anlatıyor.   Bipolar bozukluk, tıbbi terimlerle sınırlı kalmıyor burada;   bir genç kadının iç dünyasında dalgalar gibi kabarıyor,   bir annenin kahkahasında yankılanıyor,   bir defterin sayfalarında yarım cümlelerle iz bırakıyor. Duygu, üniversite birincisi, zeki, güzel kalpli bir genç kadın.   Mezuniyetin ardından hayatı bir görevle bölünüyor—nereden geldiği belirsiz, ama onun için gerçek.   “Görev verildi,” diye başlıyor her şey.   “Ülkem çok güzel. Onlara veremem. Onlar beni izliyor.”   Bu cümle deftere düştüğünde saat sabahın üçü.   Gözleri parlıyor, ama uykusuzluktan değil.   İçinde bir şey k...