Ana içeriğe atla

"Doğa İçin Küçük Bir Adım, İnsanlık İçin Büyük Bir Adım"

 

 "Doğa İçin Küçük Bir Adım, İnsanlık İçin Büyük Bir Adım"

Ahmet, çok hareketli bir çocuktu. Arkadaşları ona "yaramaz Ahmet" derdi çünkü sık sık muslukları açık bırakır, lambaları kapatmayı unuturdu. O, enerji tasarrufu yapmanın önemini anlamamıştı. Ancak bu durum bir gün okulda değişecekti.

 

Cuma günüydü. Ders saati bitmek üzereydi ve Ahmet, sınıfta oturmuş dersi dinlemeye çalışıyordu. Ancak bir yandan da çantasındaki oyuncaklarını kontrol ediyordu. Dersten sonra tuvalete gitmesi gerektiğini fark etti. Aceleyle tuvalete koştu, ellerini yıkadı ama musluğu açık bırakıp hızla sınıfa geri döndü.

 

O sırada Meryem, tuvalete girdi ve musluğun açık olduğunu gördü. Musluk, gereksiz yere suyu akıtıyordu. Meryem derin bir nefes aldı, musluğu kapattı ve ardından sınıfa döndü. Ahmet’e yaklaştı ve sakin bir sesle, "Ahmet, neden musluğu açık bıraktın? Kapatsana!" dedi.

 

Ahmet, umursamaz bir tavırla cevap verdi: "Sana ne! İstediğimi yaparım. Bu seni ilgilendirmez."

 

Meryem, biraz sinirlense de sakinliğini koruyarak, "Hiç öyle şey olur mu, Ahmet? Okulumuzun su faturasını artırıyorsun ve enerji israfına neden oluyorsun," dedi.

 

Ahmet bir an duraksadı ve şaşkın bir şekilde, "Gerçekten mi? Enerji tasarrufu bu kadar önemli mi?" diye sordu.

 

Meryem gülümsedi ve açıklamaya başladı: "Evet! Su ve elektrik çok değerli kaynaklar. Onları boşa harcadığımızda hem doğaya zarar veririz hem de okulumuzun bütçesini zor durumda bırakırız. Bunun yerine, hepimiz tasarruf ederek doğaya ve okulumuzun geleceğine katkıda bulunabiliriz."

 

Ahmet, duyduklarından etkilenmişti. "Özür dilerim, bunu bilmiyordum," dedi utançla. Meryem ise, "Önemli değil. Bundan sonra dikkatli olursan yeter," diyerek ona moral verdi.

 

O sırada okul müdürü, güvenlik kameralarından bu konuşmayı izliyordu. İstiklal Marşı için bahçeye çıktıklarında, müdür Meryem’i yanına çağırdı ve tüm okulun önünde konuşmasını yaptı:

 

"Meryem, bugün seni kamerada bir arkadaşını enerji tasarrufu konusunda uyarırken izledim. Bu davranışın gerçekten çok değerli. Seni tebrik ediyorum!" dedi ve Meryem’in boynuna, üzerinde "Enerji Tasarruf Elçisi" yazan bir madalya taktı.

 

Meryem, çok mutlu olmuştu. Arkadaşları onu alkışladı ve herkes onun bu davranışından ilham aldı. Hatta Ahmet bile, bu olaydan sonra enerji tasarrufuna dikkat etmeye başladı. Lambaları kapatıyor, muslukları kapatıyordu. Daha da önemlisi, arkadaşlarını tasarruf konusunda uyarıyordu.

 

O günden sonra Meryem ve Ahmet, okuldaki "Mavi Yeşil Projesi" için birlikte çalışmaya başladı. Onlar, okuldaki tüm öğrencilere enerji tasarrufu yapmanın önemini anlatarak doğayı ve okulu koruma görevini üstlendiler. Artık herkes Meryem’in ve Ahmet’in izinden giderek bilinçli bir şekilde hareket ediyordu.

                                                                                               07.04.2025

                                                                                               Mesime Elif ÜNALMIŞ

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...