Ana içeriğe atla

KONUŞAN ORGANLAR Profesör Beyin'in Yolculuğu

 KONUŞAN ORGANLAR  




Profesör Beyin'in Yolculuğu


Fatih, abur cuburlarla dolu bir dünyada yaşamaya devam ediyordu. Renkli şekerlemeler, çıtır cipsler, gazlı içeceklerin kabarcıkları onun dünyasının yıldızlarıydı. Ancak bu alışkanlıklar, Fatih’i çoğu zaman enerjisiz, halsiz ve kafası karışık bir halde bırakıyordu. Bir gün aynada kendine bakarken bir karar verdi: *"Belki de bir şeyleri değiştirmeliyim."* İşte tam o sırada beyninden bir ses yükseldi: 


"Fatih! Burada Profesör Beyin. Seni yıllardır izliyorum ve artık müdahale zamanı geldi. Zihinsel kalemiz yıkılmadan önce işleri düzeltmeliyiz. Haydi, sağlıklı bir yaşama doğru birlikte yolculuğa çıkalım!"  


Fatih, beyninin bu konuşmasından hem etkilenmiş hem de şaşırmıştı. Ama Profesör Beyin ikna yeteneğini esprili bir şekilde göstermeye devam ediyordu:  

"Unutma, Fatih, beynini mutlu etmek demek zeki fikirlerle dolu bir yaşam sürmek demektir. Einstein bile gurur duyar!"


Ertesi sabah Fatih, kahvaltıda abur cubur yerine muz, tam tahıllı ekmek ve bir bardak süt tercih etti. İlk lokmasını alır almaz Profesör Beyin neşeyle haykırdı:  

"Bravo Fatih! İşte zihinsel yakıtın zirve noktası! Bu enerjiyle bugün en karmaşık matematik problemlerini bile çözebiliriz."  


Fatih gülümsedi. Bu olumlu tepki ona yeni alışkanlıklar kazandırmak için cesaret vermişti.


Bir sonraki hedef, kütüphaneye gitmekti. Kitapların büyülü dünyasına adım atan Fatih, raflar arasında dolaşırken Profesör Beyin heyecanla bağırdı:  

"Şu kitaba bak, Fatih! Hayal gücünü geliştirir, ufkunu genişletir. Zihnin yepyeni renklerle dolacak."  


Fatih bir hikaye kitabını eline aldı ve okumaya başladı. Kitabın her sayfasını çevirdiğinde zihninde adeta yıldızlar patlıyordu.  

"İşte bu, Fatih! Beynimde adeta havai fişek gösterisi var. Daha fazlasını istiyoruz!"  

 

Tabii ki Fatih için işler hep bu kadar kolay değildi. Market alışverişi sırasında cips ve gazlı içeceklerle dolu raflar ona göz kırpıyordu. Elini bir cips paketine uzattığında Profesör Beyin panikle seslendi:  

"Hayır, Fatih! Nöronlarım ağlıyor şu an! Bu cipsler beni uyuşturuyor ve enerjimi tüketiyor. Lütfen düşün. Havuç çubukları veya taze bir meyveye ne dersin?"  


Fatih bir an durakladı. Profesör Beyin’in haklı olduğunu biliyordu. Cips paketini yerine koydu ve taze meyveler aldı. İçten bir şekilde gülümsedi: "Tamam, bu sefer seni dinleyeceğim."


Bir hafta sonra ailesiyle sahilde yürüyüş yapmaya karar verdi. Kumlar ayaklarının altındayken denizin sesi, temiz hava ve hafif esintilerle kendini çok daha iyi hissetti. Profesör Beyin neşeyle seslendi:  

"Temiz hava ve hareket! İşte tam da benim ihtiyacım olan şeyler! Beynim şu an bir senfoni orkestrası gibi çalışıyor."  


Fatih sahilde oynayan çocuklara katıldı, oyunlar oynadı ve enerjisinin arttığını hissetti. Artık sağlıklı yaşamın sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da bir fark yarattığını anlamıştı.

Fatih, yaşamına yaptığı bu küçük ama güçlü değişikliklerle artık daha mutlu, enerjik ve zeki hissediyordu. Profesör Beyin son bir mesajla konuşmayı noktaladı:   

"Fatih, unutma! Zihinsel kalemizi korumak için her gün yaptığın seçimler çok önemli. Sağlıklı yaşamak, parlak bir geleceğe açılan kapıdır!"

18.04.2025 

Mesime Elif Ünalmış  

"Sağlıklı bir beden, parlak bir zihin için en iyi yatırımdır!"


 Sorular ve Cevaplar

1. Profesör Beyin, Fatih'e hangi tavsiyelerde bulundu? 

   - Sağlıklı beslenme, kitap okuma ve hareket etmenin önemini vurguladı.


2. Fatih kütüphanede kitap okuduğunda ne oldu?

   - Hayal gücü genişledi ve zihinsel aktiviteleri hızlandı.


3. Fatih sahilde yürüdüğünde ne kazandı?  

   - Temiz hava ve hareket sayesinde zihni ve bedeni canlandı.


4. Profesör Beyin, Fatih'in abur cubur yememesi için ne yaptı?  

   - Havuç çubukları ve taze meyveler gibi sağlıklı alternatifler önerdi.


5. Profesör Beyin'in Fatih'e verdiği en önemli mesaj neydi? 

   - Sağlıklı seçimlerin, zihin ve beden üzerinde büyük bir etkisi olduğunu hatırlattı.  


 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...