Ana içeriğe atla

SERİ: Görünür Çocuklar | BÖLÜM 5: Ters Soru



SERİ: Görünür Çocuklar | BÖLÜM 5: Ters Soru

Yaş Grubu:
9 – 13 yaş arası çocuklar için uygundur.  
Bu yaş grubu, empati, sorgulama ve görünürlük temalarını derinlemesine kavrayabilir.  
Aynı zamanda öğretmenler ve veliler için duygusal farkındalık geliştiren pedagojik bir örnek sunar.

Dersin ortasında bir el kalktı. Elif Öğretmen, tahtaya problem yazmak üzereyken döndü. El, sınıfın en sessiz öğrencisine aitti: Derin. İnce yapılı, gözlüklerinin arkasından dünyayı dikkatle izleyen, ama nadiren konuşan bir çocuktu. Elif Öğretmen şaşırdı. “Evet Derin?” dedi. Derin ayağa kalktı. “Öğretmenim,” dedi, “neden hep siz soruyorsunuz?”

Sınıf sessizleşti. Elif Öğretmen bir an durdu. “Nasıl yani?” diye sordu. Derin gözlerini kaçırmadan devam etti: “Yani neden hep siz soru soruyorsunuz da biz cevaplıyoruz? Hiç tersini denedik mi?” Bu cümle sınıfın havasını değiştirdi. Çünkü bu, sadece bir soru değildi. Bu, bir düzenin sorgulanmasıydı.

Elif Öğretmen gülümsedi. “Harika bir soru,” dedi. “O zaman bugün ters gün olsun. Bugün siz soracaksınız, ben cevaplayacağım.” Çocuklar heyecanlandı. Eller birer birer kalktı. “En sevdiğiniz renk ne?” “Küçükken ne olmak isterdiniz?” “Hiç ağladınız mı?” Elif Öğretmen her soruya içtenlikle cevap verdi. Ama sonra Derin tekrar söz aldı. “Peki,” dedi, “hiç görünmeyen bir çocuk oldunuz mu?”

Bu soru sınıfı susturdu. Elif Öğretmen’in gözleri doldu. “Evet,” dedi. “Çok uzun zaman önce. Kimsenin beni fark etmediği zamanlar oldu.” Derin başını salladı. “Ben de öyleyim bazen.” O an sınıfta görünmeyen bir bağ kuruldu. Çünkü bir öğretmen, bir çocukla aynı cümlede buluşmuştu.

O günden sonra “Ters Soru” etkinliği başladı. Her hafta bir çocuk öğretmene bir soru soracaktı. Ama kural şuydu: Soru, kalpten gelmeliydi. Bilgi değil, duygu aramalıydı. İlk hafta Mina sordu: “Kendinizi en çok ne zaman yalnız hissettiniz?” Elif Öğretmen cevapladı: “Annemin hastaneye yattığı gün. Kimseye anlatamamıştım.” Mina başını eğdi. “Ben de geçen hafta annem ağladığında kimseye anlatamadım.” Bu cevaplar, sınıfın duvarlarını değil, kalplerini yumuşatıyordu.

Rüzgar bir gün şöyle sordu: “Küçükken biri sizi dinleseydi, ne anlatmak isterdiniz?” Elif Öğretmen düşündü. “Korkularımı. Çünkü herkes güçlü olmamı bekliyordu.” Rüzgar başını salladı. “Ben de bazen korkuyorum. Ama kimse bilmesin istiyorum.” Bu karşılıklı açıklık, çocukların öğretmenlerini sadece bir bilgi kaynağı değil, bir insan olarak görmesini sağladı.

Derin, her hafta yeni bir soru hazırlıyordu. Ama sormuyordu. Sadece defterine yazıyor, sonra siliyordu. Elif Öğretmen bunu fark etti. Bir gün yanına gitti. “Sormak istediğin bir şey var mı?” Derin başını salladı. “Var ama korkuyorum.” Elif Öğretmen diz çöktü. “Korkmak, sormamak için bir sebep değil. Belki de en iyi sorular, en çok korktuklarımızdır.” Derin gözlerini kaldırdı. “Peki… biri sizi hiç istemedi mi?”

Bu soru, Elif Öğretmen’in kalbine dokundu. “Evet,” dedi. “Bir okulda çalışmak istemiştim. Ama beni istemediler. Çünkü fazla duygusal olduğumu söylediler.” Derin fısıldadı: “Ben de bazen fazla olduğumu hissediyorum.” Elif Öğretmen elini tuttu. “Sen eksik değilsin. Fazla da değilsin. Sen, tam olduğun gibisin.”

O gün Derin ilk kez teneffüste arkadaşlarının yanına oturdu. Sessizdi ama gülümsüyordu. Çünkü artık bir sorusu duyulmuştu. Ve bazen bir çocuğun görünür olması için, sadece bir sorusunun ciddiye alınması yeterdi.

Bir gün Mina sordu: “Kendinizi hiç yanlış yerde hissettiniz mi?” Elif Öğretmen durdu. “Evet,” dedi. “Bir bayram sabahı, herkes neşeliyken ben sadece susmak istedim. Ama herkes gülmemi bekliyordu. O an, içimle dışım birbirine uymuyordu.” Mina başını salladı. “Ben de bazen gülüyorum ama içim ağlıyor.” Bu cümle sınıfın ortasında asılı kaldı. Çünkü herkes o hissi tanıyordu.

Rüzgar, bir gün tahtaya yürüdü. Elinde bir kâğıt vardı. “Bugün ben soru sormayacağım,” dedi. “Ama size bir şey göstereceğim.” Kâğıdı açtı. Üzerinde bir soru işareti vardı. Ama ters çizilmişti. “Bu benim içimdeki soru,” dedi. “Sormaya cesaret edemediğim.” Elif Öğretmen yaklaştı. “İstersen birlikte okuyabiliriz.” Rüzgar başını salladı. “Henüz değil. Ama belki bir gün.” O gün sınıf, bir sorunun sadece kelimelerden değil, cesaretten de oluştuğunu öğrendi.

Derin, artık daha çok konuşuyordu. Ama hâlâ en çok yazmayı seviyordu. Bir gün defterini Elif Öğretmen’e verdi. “İçimdeki sorular,” dedi. Elif Öğretmen defteri açtı. Sayfalar doluydu. “Neden bazı insanlar hep gülümser ama içi karanlıktır?” “Bir çocuk ne zaman büyür?” “Kelimeler neden bazen yetmez?” Bu sorular, bir çocuğun iç dünyasının ne kadar derin olduğunu gösteriyordu.

Elif Öğretmen, bu defteri sınıfla paylaşmak istedi. Derin izin verdi. “Ama adımı yazmayın,” dedi. “Sadece ‘Bir Kalp’ yazın.” O gün sınıfa “Bir Kalp’in Soruları” başlıklı bir pano asıldı. Her gün bir soru ekleniyor, çocuklar altına kendi cevaplarını yazıyordu. Bu panoda doğru ya da yanlış yoktu. Sadece his vardı.

Bir gün panoya şu soru asıldı: “Bir öğretmen ne zaman ağlar?” Altına ilk cevabı Mina yazdı: “Bir çocuk görünür olduğunda.” Rüzgar ekledi: “Bir çocuk kaybolduğunda.” Ali yazdı: “Bir çocuk soru sorduğunda.” Elif Öğretmen, panoya yaklaşmadan önce derin bir nefes aldı. Sonra küçük bir not iliştirdi: “Hepsi doğru.”

O hafta okulda bir veli toplantısı vardı. Veliler sınıfa girdiğinde panoyu gördüler. Sorulara baktılar. Bazıları gülümsedi, bazıları sustu. Bir anne gözyaşlarını tutamadı. “Ben kendi çocuğuma hiç böyle sorular sormadım,” dedi. Elif Öğretmen yaklaştı. “Belki şimdi başlarsınız.” Kadın başını salladı. “Evet. Çünkü ben de görünmek istiyorum.”

Toplantıdan sonra Derin, Elif Öğretmen’e yaklaştı. “Annem ağladı,” dedi. “Ama bu kez ben susturmadım.” Elif Öğretmen gülümsedi. “Çünkü bazen bir çocuğun sorusu, bir annenin sessizliğini çözer.”

O gün sınıfın tahtasında şu cümle yazılıydı: “Soru sormak, görünmek istemektir. Cevap vermek, görmek.” Ve o gün herkes biraz daha görünür oldu.

Ters Soru panosu artık sadece sınıfın değil, okulun da dikkatini çekmişti. Diğer sınıflardan öğrenciler teneffüslerde gelip panodaki soruları okuyordu. Bazıları cevap yazıyor, bazıları sadece bakıyordu. Ama herkesin içinde bir şey kıpırdıyordu. Çünkü bu sorular, herkesin içindeki görünmeyen sesi dürtüyordu.

Bir gün müdür yardımcısı sınıfa geldi. Panoyu inceledi. “Bu sorular çok derin,” dedi. “Ama bazı veliler rahatsız olabilir.” Elif Öğretmen başını salladı. “Çünkü bazı sorular, cevaptan daha çok şey söyler.” Müdür yardımcısı sustu. Çünkü o da panodaki bir soruda kendini bulmuştu: “Bir yetişkin ne zaman çocuk olur?

Bir yetişkin, kendi içindeki soruları yeniden duyduğunda çocuk olur.  
Bir yetişkin, bir çocuğun gözlerinden dünyayı gördüğünde çocuk olur.  
Ve bazen, bir yetişkin en çok sustuğunda çocuk olur.  
Çünkü çocukluk, cevaplardan değil, sorulardan yeniden doğar.

12.03.2026
Mesime Elif Ünalmış 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...

Duygunun Dalgaları Serisi – Bipolar Bozuklukla Bir Yolculuk

  Duygunun Dalgaları Serisi – Bipolar Bozuklukla Bir Yolculuk     Giriş – Bir defterin içine düşen yarım cümlelerle başlayan, bir annenin kahkahasıyla taşınan, bir hastalığın gölgesinde büyüyen on bölümlük bir yolculuk. Bu hikâye, bir hastalığın tanımından çok daha fazlasını anlatıyor.   Bipolar bozukluk, tıbbi terimlerle sınırlı kalmıyor burada;   bir genç kadının iç dünyasında dalgalar gibi kabarıyor,   bir annenin kahkahasında yankılanıyor,   bir defterin sayfalarında yarım cümlelerle iz bırakıyor. Duygu, üniversite birincisi, zeki, güzel kalpli bir genç kadın.   Mezuniyetin ardından hayatı bir görevle bölünüyor—nereden geldiği belirsiz, ama onun için gerçek.   “Görev verildi,” diye başlıyor her şey.   “Ülkem çok güzel. Onlara veremem. Onlar beni izliyor.”   Bu cümle deftere düştüğünde saat sabahın üçü.   Gözleri parlıyor, ama uykusuzluktan değil.   İçinde bir şey k...