Ana içeriğe atla

SERİ: Görünür Çocuklar | BÖLÜM 8: Sessiz İzler



SERİ: Görünür Çocuklar | BÖLÜM 8: Sessiz İzler

Yaş Grubu:
10 – 14 yaş arası çocuklar için uygundur.  
Bu yaş grubu, görünürlük, sessizlik ve iz bırakma temalarını kavrayabilir.  
Aynı zamanda öğretmenler ve veliler için pedagojik farkındalık geliştiren bir örnek sunar.

Bir sabah tahtada şu cümle belirdi: “Sesim çok ince, kimse duymuyor.” Sınıf bir anda sustu. Mina fısıldadı: “Benim sesim de bazen kayboluyor.” Rüzgar ekledi: “Ben yüksek sesle konuşsam da bazen kimse dinlemiyor.” Elif Öğretmen tahtaya yaklaştı: “Ses sadece yüksekliğe bağlı değildir. Bazen en ince ses, en derin duyguyu taşır.” Cümle silindi. Ama o sabah herkes birbirinin sesine daha dikkatle kulak verdi.

Zeynep bir gün tahtaya şu cümleyi yazdı: “Silinmekten korkuyorum ama yazılmaktan da.” Bu cümle sınıfın ortasında asılı kaldı. Çünkü bu, görünmekle görünmemek arasındaki ince çizgiyi anlatıyordu. Elif Öğretmen tahtaya yaklaştı: “Bu cümle, bir çocuğun içindeki çatallaşmış yolu gösteriyor,” dedi. “Görünmek isterken kaybolmaktan korkmak… Bu çok tanıdık bir duygu.”

O gün sınıfta yeni bir etkinlik başladı: “İz Defteri.” Her çocuk, silinen bir cümleyi hatırlayıp onun bıraktığı izi yazacaktı. Ama cümle tekrar edilmeyecek, sadece iz anlatılacaktı. Mina şöyle yazdı: “Bir cümle vardı, yalnızlıkla ilgiliydi. O günden beri teneffüslerde daha çok bakıyorum etrafa.” Rüzgar: “Bir cümle vardı, adını unuttum ama içimde bir kapı açtı.” Zeynep: “Bir cümle vardı, kırmızıydı. Hâlâ içimde duruyor.”

Can defterine şöyle yazdı: “Benim yazdığım cümle silindi. Ama biri onu hatırladı. Artık ben de varım.” Bu cümle, görünürlüğün en sade hâliydi. Çünkü bazen bir çocuğun görünmesi için sadece bir iz bırakması yeterdi. Ve o iz, bir başkasının kalbinde yer ettiğinde silinmiş sayılmazdı.

Elif Öğretmen bu defterleri bir araya getirip sınıfın ortasına küçük bir kutu koydu. Üzerine şu notu yazdı: “İz Kutusu – Silinen ama kalanlar için.” Her hafta bir iz okunuyor, sonra kutuya geri konuyordu. Bu, sınıfın kolektif hafızasıydı. Sessiz ama kalıcı.

Bir gün tahtada şu cümle belirdi: “Ben bir kere silindim. Bir daha yazılmadım.” Sınıf sustu. Elif Öğretmen tahtaya yaklaştı: “Bugün bu cümleyi silmeyeceğiz,” dedi. “Bugün bu cümleyi yeniden yazacağız.” Her çocuk sırayla tahtaya çıktı. Cümleyi bir kez daha yazdı. Farklı el yazıları, farklı renkler… Ama aynı cümle. Sonunda tahta doldu. Elif Öğretmen tahtaya küçük harflerle şunu ekledi: “Ve şimdi yeniden yazıldın.”

O gün sınıf, silinmenin son olmadığını, iz bırakmanın görünürlüğün başka bir biçimi olduğunu öğrendi.

İz Kutusu artık sadece bir kutu değil, sınıfın hafızasıydı. Her cümle, her iz, her sessizlik orada birikti. Ve çocuklar artık silinmekten korkmuyordu. Çünkü silinmek, yok olmak değil, iz bırakmaktı. Ve izler, görünürlüğün en sessiz ama en kalıcı biçimiydi.

Bir gün Elif Öğretmen sınıfa boş bir tahta getirdi. Üzerine hiçbir şey yazılmamıştı. “Bu, Sessiz Tahta,” dedi. “Bugün hiçbir şey yazmayacağız. Ama herkes bir iz bırakacak.” Çocuklar şaşırdı. “Nasıl yani?” diye fısıldadı Mina. Elif Öğretmen gülümsedi: “Parmağınızla, nefesinizle, bakışınızla… Ama tebeşirle değil.” O gün herkes sırayla tahtaya yaklaştı. Kimisi parmağıyla bir harf çizdi, kimisi sadece dokundu, kimisi gözlerini kapatıp tahtaya yaklaştı. Tahta hâlâ boştu. Ama sınıf doluydu. Çünkü görünmeyen izler, en çok hissedilendi.

Zeynep tahtaya yaklaştığında gözlerini kapattı. Avucunu tahtaya koydu. Sonra fısıldadı: “Ben buradayım.” Bu cümle duyulmadı ama hissedildi. Çünkü bazen bir çocuğun görünmesi için ses değil, varlık yeterdi. Elif Öğretmen gözlerini kapattı: “Ben de buradayım,” dedi. Ve o an, sınıfın içindeki görünmez bağ daha da güçlendi.

O hafta sınıfta yeni bir proje başladı: “Silinmeyen Cümleler.” Her çocuk, bir cümle seçecek ve onu tahtaya yazacaktı. Ama bu kez silinmeyecekti. Cümleler renkli kâğıtlara yazıldı, lamine edildi, duvarlara asıldı. “Ben de hissediyorum.” “Beni bekleyen biri var.” “Adım unutulmadı.” “İzlerim var.” Bu cümleler, artık silinmeyecek kadar değerliydi.

Can kendi cümlesini şöyle yazdı: “Ben bir izim. Ama görünürüm.” Mina: “Ben sessizim. Ama buradayım.” Rüzgar: “Ben bazen düşerim. Ama silinmem.” Zeynep ise kırmızı kalemle yazdı: “Ben silinince kim kalır demiştim. Şimdi biliyorum: Hepimiz kalırız.”

Elif Öğretmen bu cümleleri bir kitapçık hâline getirdi. Adını “Sessiz İzler” koydu. Alt başlık: “Silinenlerin Hikâyesi.” Kitapçık okulun kütüphanesine kondu. Her sayfasında bir cümle, bir iz, bir çocuk vardı. Ve bu kitapçık, görünmeyenlerin görünürlük arşiviydi.

O gün Elif Öğretmen defterine şunu yazdı:  
“Bir cümle silindi. Ama izi kaldı. O iz, başka bir çocuğun yolunu aydınlattı. Ve şimdi biliyorum: Tebeşir tozu uçup gider. Ama iz kalır. Çünkü görünürlük bazen sadece bir izdir.”

Ve o gün, görünmeyen bir cümle, görünür bir hafızaya dönüştü.

26.03.2026
Mesime Elif Ünalmış

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...

Duygunun Dalgaları Serisi – Bipolar Bozuklukla Bir Yolculuk

  Duygunun Dalgaları Serisi – Bipolar Bozuklukla Bir Yolculuk     Giriş – Bir defterin içine düşen yarım cümlelerle başlayan, bir annenin kahkahasıyla taşınan, bir hastalığın gölgesinde büyüyen on bölümlük bir yolculuk. Bu hikâye, bir hastalığın tanımından çok daha fazlasını anlatıyor.   Bipolar bozukluk, tıbbi terimlerle sınırlı kalmıyor burada;   bir genç kadının iç dünyasında dalgalar gibi kabarıyor,   bir annenin kahkahasında yankılanıyor,   bir defterin sayfalarında yarım cümlelerle iz bırakıyor. Duygu, üniversite birincisi, zeki, güzel kalpli bir genç kadın.   Mezuniyetin ardından hayatı bir görevle bölünüyor—nereden geldiği belirsiz, ama onun için gerçek.   “Görev verildi,” diye başlıyor her şey.   “Ülkem çok güzel. Onlara veremem. Onlar beni izliyor.”   Bu cümle deftere düştüğünde saat sabahın üçü.   Gözleri parlıyor, ama uykusuzluktan değil.   İçinde bir şey k...