Ana içeriğe atla

SERİ: Görünür Çocuklar | BÖLÜM 4: Kayıp Sandalye



SERİ: Görünür Çocuklar | BÖLÜM 4: Kayıp Sandalye

Yaş Grubu:
8 – 12 yaş arası çocuklar için uygundur.  
Bu yaş grubu, empati, hayal gücü ve aidiyet temalarını en iyi şekilde kavrayabilir.  
Aynı zamanda öğretmenler ve veliler için pedagojik bir örnek niteliği taşır.

Sınıfa yeni masa ve sandalyeler geldiğinde herkes heyecanlıydı. Parlak ahşap, temiz yüzeyler, gıcırdayan ayaklar… Çocuklar sırayla oturdukları sandalyeleri seçtiler. Her biri kendi köşesini yeniden kurdu. Ama bir sandalye eksikti. Elif Öğretmen sınıfa baktı. “Bir sandalye eksik,” dedi. Müdürlükten gelen cevap netti: “Yanlış sayılmış. Yarın tamamlanacak.” Ama o gün, o eksik sandalye sınıfın ortasında görünmeyen bir boşluk gibi kaldı.

O boşluk, ilk başta sadece fizikseldi. Ama zamanla duygusal bir yankıya dönüştü. Çünkü o sandalye, her gün farklı bir çocuğun dikkatini çekiyordu. “Burada kim oturacaktı?” “Neden eksik?” “Belki biri gelmedi.” Bu sorular, çocukların zihninde görünmeyen bir kişilik oluşturmaya başladı. Ve o kişilik, her çocuğun kendi yalnızlığıyla birleşti.

Mina, boş sandalyeye her sabah selam vermeye başladı. “Günaydın,” diyordu fısıltıyla. Rüzgar, teneffüslerde o sandalyeye kitap bırakıyordu. “Belki gelir,” diyordu. Ali ise defterine o sandalyeye oturacak hayali bir arkadaş çizdi. Adını da koydu: “Ada.” Ada, sessizdi. Ama herkes onun varlığını hissediyordu. Çünkü o sandalye, artık bir eksiklik değil, bir ihtiyacı temsil ediyordu.

Elif Öğretmen bu durumu fark etti. Ama müdahale etmedi. Çünkü çocukların bu boşluğu nasıl doldurduklarını izlemek istiyordu. Bir gün sınıfa küçük bir not bıraktı. Boş sandalyenin üzerine bir zarf koydu. Üzerinde sadece şu yazıyordu: “Ben buradayım.” Çocuklar sabah geldiğinde zarfı gördüler. Heyecanla açtılar. İçinden bir mektup çıktı:

“Merhaba,  
Ben Ada. Henüz sizi tanımıyorum ama sizi izliyorum. Her birinizin ne kadar özel olduğunu görüyorum. Belki bir gün aranıza katılırım. Ama şimdilik, sadece dinliyorum.  
Sevgiler,  
Ada”

Sınıf sessizleşti. Sonra birden sorular yağmaya başladı. “Gerçek mi bu?” “Kim yazdı?” “Ada kim?” Elif Öğretmen sadece gülümsedi. “Belki bir gün öğreniriz,” dedi. Ama o günden sonra, boş sandalye artık sadece bir mobilya değildi. O, sınıfın ortak hayal gücüydü. Ortak yalnızlığı. Ortak umudu.

Her hafta bir çocuk Ada’ya mektup yazmaya başladı. “Bugün matematikte zorlandım, sen olsaydın yardım eder miydin?” “Benimle teneffüste oturur musun?” “Sana bir resim çizdim, umarım beğenirsin.” Bu mektuplar, sınıfın ortasında bir kutuda birikmeye başladı. Elif Öğretmen o kutuya “Görünmeyen Günlük” adını verdi. Her cuma, bir mektup seçiliyor, sınıfta yüksek sesle okunuyordu. Ve her seferinde, çocuklar Ada’nın varlığını biraz daha hissediyordu.

Ada, zincirin bir halkası oldu. Bir gün Rüzgar’ın masasının üzerine küçük bir taş bıraktı. Üzerine şu kelimeyi yazmıştı: “Dayanıklılık.” Rüzgar taşı eline aldığında gözleri doldu. Çünkü o kelime, onun içini anlatıyordu. Bir başka gün Mina’nın defterine bir çiçek çizdi. Altına yazdı: “Senin sessizliğin çiçek açıyor.” Mina o çiçeği defterinin kapağına yapıştırdı. Çünkü ilk kez biri onun sessizliğini güzellik olarak görmüştü.

Ali ise Ada’ya bir mektup yazdı. “Sen gelmeden önce seni çizmiştim. Ama şimdi seni tanıyınca, çizdiğimden daha güzelsin.” Ada cevap verdi: “Senin çizdiğin ben, benim içimdeki benmiş. Teşekkür ederim.” Bu karşılıklı görünürlük, çocukların iç dünyasında yeni kapılar açtı.

Elif Öğretmen, sınıfın dönüşümünü okul genelinde paylaşmak istedi. “Kayıp Sandalye” projesini bir sergiye dönüştürdüler. Boş sandalye, mektuplar, Ada’nın Kitabı, çocukların çizimleri ve görünürlük zincirinden örnekler… Veliler geldiğinde gözyaşlarını tutamadı. Bir baba, panodaki bir mektubu okurken fısıldadı: “Keşke benim çocukluğumda da böyle bir sandalye olsaydı.”

Serginin sonunda, Elif Öğretmen küçük bir konuşma yaptı. “Bu sandalye bir eksiklikti. Ama çocuklar onu bir davete dönüştürdü. Çünkü bazen bir boşluk, en büyük bağa dönüşebilir. Ve bazen, bir çocuğun hayal ettiği şey, başka bir çocuğun ihtiyacı olur.”

O gün Ada, sınıfın ortasında ayağa kalktı. “Ben artık sadece bir öğrenci değilim,” dedi. “Ben, beklenenim. Ve bu yüzden, ben de başkalarını bekleyeceğim.” Sınıf alkışladı. Ama en çok alkışlayan, boş sandalyeye ilk selamı veren Mina’ydı.

O gece Elif Öğretmen defterine şunu yazdı: “Bir sandalye eksikti. Ama o eksiklik, çocukların kalbinde bir yer açtı. Ve o yer, sevgiyle dolduğunda, gerçek bir çocuk geldi ve oraya oturdu. Belki de görünürlük, önce bir boşlukla başlar.”

Ve böylece, görünmeyen bir sandalye, görünür bir kalabalığa dönüştü.  

10.03.2026 
Mesime Elif Ünalmış


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...

Duygunun Dalgaları Serisi – Bipolar Bozuklukla Bir Yolculuk

  Duygunun Dalgaları Serisi – Bipolar Bozuklukla Bir Yolculuk     Giriş – Bir defterin içine düşen yarım cümlelerle başlayan, bir annenin kahkahasıyla taşınan, bir hastalığın gölgesinde büyüyen on bölümlük bir yolculuk. Bu hikâye, bir hastalığın tanımından çok daha fazlasını anlatıyor.   Bipolar bozukluk, tıbbi terimlerle sınırlı kalmıyor burada;   bir genç kadının iç dünyasında dalgalar gibi kabarıyor,   bir annenin kahkahasında yankılanıyor,   bir defterin sayfalarında yarım cümlelerle iz bırakıyor. Duygu, üniversite birincisi, zeki, güzel kalpli bir genç kadın.   Mezuniyetin ardından hayatı bir görevle bölünüyor—nereden geldiği belirsiz, ama onun için gerçek.   “Görev verildi,” diye başlıyor her şey.   “Ülkem çok güzel. Onlara veremem. Onlar beni izliyor.”   Bu cümle deftere düştüğünde saat sabahın üçü.   Gözleri parlıyor, ama uykusuzluktan değil.   İçinde bir şey k...