Ana içeriğe atla

Boşluktan Işığa – 2. Bölüm: Dijital Sessizliğin Direnişi | Gizemli Satırlar

Boşluktan Işığa – 2. Bölüm: Dijital Sessizliğin Direnişi | Gizemli Satırlar



Hedef Yaş Grubu: 13 yaş ve üzeri (Gençler, Genç Yetişkinler ve Yetişkin Okuyucular)

Ev, bir çocuğun ilk aynasıdır. Arda’nın aynasıysa buğuluydu. Her sabah, mutfaktan gelen çaydanlık sesiyle uyanırdı. Ama bu ses, huzurun değil; geçim derdinin, eksiklerin, hesapların sesiydi. Annesi çayın altını kısarken içini de kısardı. Babası çoğu zaman kahvaltıya oturmazdı. “Geç kaldım,” derdi. Ama Arda bilirdi: Asıl geç kalan, hayalleriydi.

Kardeşi Emir hâlâ oyuncaklarıyla oynardı. O, dünyanın yükünü henüz tanımıyordu. Ama Arda çoktan kamburlaşmıştı. Okulda başarılıydı. Öğretmenleri “Sen bu mahalleden çıkarsın,” derdi. Ama Arda, bu cümleyi her duyduğunda içi burkulurdu. Çünkü o mahalleden çıkmak, sadece fiziksel bir yolculuk değildi. Ruhunu da taşımak gerekiyordu. Ve ruhu, ağırdı.

Evdeki gürültü bazen televizyonun sesi olurdu. Haberler… Zamlar, krizler, susturulan sesler… Bazen babasının öfkesi olurdu. “Bu çocuklar ne yiyecek?” diye bağırırdı. Bazen de annenin sessizliği olurdu. En çok o acıtırdı. Çünkü annenin sustuğu yerde, çocuklar konuşamazdı.

Arda odasına kapanırdı. Kitaplarının arasına saklanırdı. Ama artık kitaplar da yetmiyordu. Her satır bir kaçıştı ama gerçeklik kapıyı çalıyordu. Elektrik faturasının üstüne düşen gölge, okuduğu şiirin anlamını silerdi. “Bir gün ben de…” diye başlayan cümleleri yarım kalırdı. Çünkü bir gün, çok uzaktı.

Bir gece elektrikler kesildi. Mum ışığında otururken annesi “Senin yaşında baban çalışıyordu,” dedi. Arda başını eğdi. O an, içinden bir şey koptu. Sanki çocukluğu o cümleyle birlikte bitti. Artık sadece ders çalışmak yetmiyordu. Sistem başarıyı değil; bağlantıyı, torpili seviyordu. Arda bunu acı bir şekilde öğreniyordu.

Ama yine de vazgeçmedi. Çünkü vazgeçmek, yoksulluğa razı olmak demekti. Ve o, razı değildi. Her gece herkes uyuduktan sonra kalkıp çalıştı. Yeni fikirler, yeni yollar… Çünkü bu evde sessizlik vardı. Ama o sessizliği delen bir şey daha vardı: inat.

Bir akşam, eski bir defteri karıştırırken Zeynep’in yazdığı bir not düştü yere. “Bir gün bu şehirden birlikte gidelim,” yazıyordu. O an zaman büküldü. Arda, lise sırasına geri döndü. Zeynep’in gözlerine, gülüşüne, birlikte kurdukları hayallere… Ama o hayaller, sınav stresleriyle, aile baskısıyla paramparça olmuştu. Zeynep gitmişti. Arda kalmıştı. Ve o gidiş, Arda’nın içinde bir boşluk bırakmıştı. Şimdi o boşluk, başarıyla dolmuyordu.

Zeynep’le yeniden konuşmaya başladılar. Ama artık kelimeler farklıydı. Zeynep başka bir şehirde, başka bir hayatta yaşıyordu. Arda ise hâlâ aynı evde, aynı duvarların arasında… Bir gece telefonda uzun uzun konuştular. Zeynep “Seninle konuşmak iyi geliyor,” dedi. Arda sustu. Çünkü “Seninle yaşamak isterdim,” demek geçti içinden. Ama demedi. Çünkü bazı cümleler sadece içte kalmalıydı.

Ertesi gün sosyal medyada bir yazı paylaştı: “Başarı, yalnızca para kazanmak değil. Bazen bir fikrin, bin kişiye umut olmasıdır.” Altına yüzlerce yorum geldi. Gençler kendi hikâyelerini yazdı. Arda, yalnız olmadığını ilk kez bu kadar net hissetti. Ve bu his, ona güç verdi.

Arda “Birlikte Düşünelim” adını verdiği çevrim içi bir platform kurdu. Gençler fikirlerini paylaşıyor, birlikte projeler geliştiriyorlardı. Bir ay içinde yüzlerce genç bu dijital çemberin parçası oldu. Arda, her fikre cevap veriyor, her hayale ortak oluyordu. Çünkü o, bir köprü olmak istiyordu.

Bir gün bir genç yazdı: “Evde internetim yok.” Arda durdu. Bu cümle, onun geçmişine açılan bir kapıydı. Belediyelerle görüştü. Direndi, yazdı, anlattı. Ve başardı. İlk ücretsiz internet noktası kendi mahallesinde kuruldu. O gün gözleri doldu. Çünkü bu, sadece bir modem değil; bir umuttu.

Zeynep, uzaktan izliyordu onu. “Sen artık başka birisin,” dedi bir mesajında. Arda cevap verdi: “Ben hep aynıydım. Sadece artık sesim yankı buluyor.” Bu cümle, Zeynep’in kalbine dokundu. Ama ikisi de biliyordu: bazı yollar birlikte yürünmez. Ve bu, bir kayıp değil; bir kabullenişti.

Arda, artık sadece kendi geleceğini değil, başkalarının da yolunu aydınlatıyordu. Üniversiteye geri döndü. Gündüz derslere giriyor, akşamları üretime devam ediyor, hafta sonları gençlerle atölyeler düzenliyordu. Yoruluyordu, evet. Ama bu yorgunluk, yoksulluğun yorgunluğu gibi değildi. Bu, anlamın yorgunluğuydu. Ve bu yorgunluk, insana iyi geliyordu.

Bir gün, kardeşi Emir yanına geldi. Elinde yine bir oyuncak vardı. “Abi, bu da bozuldu,” dedi. Arda gülümsedi. Oyuncağı aldı, inceledi. “Tamir ederiz,” dedi. Ama bu kez sadece oyuncağı değil, geçmişi de onarıyordu. Çünkü bazen bir evin sessizliğini, bir çocuğun sesi deler. Ve bazen bir ülkenin karanlığını, bir gencin fikri aydınlatır.

Birlikte susanlar yalnızdır; ama birlikte düş kuranlar, sessizliği aşanlardır.

01.03.2026  
Mesime Elif Ünalmış

Bu yazı, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında, yazarın kendi eserini yeniden düzenleyerek farklı bir platformda özgünleştirilmiş haliyle yayınlamasıdır. Eserin içeriği, anlatımı ve özgün yapısı korunarak yeniden işlenmiş ve yasal çerçevede paylaşılmıştır.









Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...