Ana içeriğe atla


Boşluktan Işığa – Bölüm 9: Bir Gencin Dijital Direnişi  
Sistemin Çatlağı

Bu bölüm, 15–25 yaş arası gençler için uygundur. Dijital ifade özgürlüğü, sansür, yaratıcı direniş ve görünmeyen gözetim gibi temaları işler. Gençlerin dijital dünyada anlam üretme, dayanışma kurma ve sistemin baskılarına karşı kolektif bir hafıza oluşturma çabalarını anlatır. Sessizliğin direnişe, çatlakların çıkış yoluna dönüştüğü bir kuşağın hikâyesidir.

Arda, bir sabah platforma girdiğinde sistem günlüklerinde olağandışı bir trafik fark etti. Bazı IP’ler sürekli aynı sayfalara giriyor, bazıları ise içerikleri kopyalıyordu. İlk başta teknik bir hata sandı. Ama sonra gelen bir e-posta her şeyi değiştirdi.  
“İçerikleriniz kamu düzenini tehdit edebilir. Gerekli düzenlemeleri yapmanız beklenmektedir.”  
İmza yoktu. Sadece bir uyarı. Soğuk, resmi, belirsiz.

Bu mesaj, Arda’nın içini ürpertti. Çünkü bu, açık bir tehdit değildi; ama açık bir gözetimdi. Platform, görünür olmuştu. Ve sistem, görünür olanı kontrol etmek isterdi.  
Arda, bu durumu Zeynep’le paylaştı.  
Zeynep, hemen anladı:  
“Bu bir çatlak. Ve çatlaklar ya bastırılır ya da büyür.”

Arda, platformda bir duyuru yaptı:  
“Sistem bizi izliyor olabilir. Ama biz birbirimizi görüyoruz.”  
Bu cümle, gençler arasında hızla yayıldı.  
Bir dayanışma zinciri oluştu.  
Hukuk öğrencileri, dijital haklar üzerine içerikler hazırladı.  
Yazılımcılar, platformun güvenliğini artırdı.  
Tasarımcılar, “ifade özgürlüğü” temalı afişler üretti.  
Bu, sadece bir savunma değil; bir karşı duruştu.

Ama baskı artıyordu.  
Bazı içerikler otomatik olarak kaldırılıyor, bazı bağlantılar engelleniyordu.  
Arda, sistemin görünmeyen duvarlarını hissediyordu.  
Ama bu duvarlar, onu durdurmadı.  
Aksine, daha da kararlı yaptı.  
Çünkü bazen bir çatlak, sadece bir zayıflık değil; bir çıkış yoludur.

Baskı arttıkça, gençlerin yaratıcılığı da büyüyordu.  
Platformda yeni bir başlık açıldı: “Gölge İçerikler.”  
Burada, sistemin filtreleyemeyeceği metaforlarla yazılmış yazılar, şiirler, görseller paylaşılıyordu.  
“Yalnızlık bir duvar değil, yankı odasıdır,” diyordu biri.  
“Emeğim görünmüyor çünkü gözlükleri yok,” diyordu bir diğeri.  
Bu içerikler, sistemin algoritmalarını aşmak için bir tür dijital şifreye dönüşmüştü.

Arda, bu yaratıcı direnişi görünce platformun yapısını yeniden tasarladı.  
Ana sayfada artık sabit bir bölüm vardı: “Susturulamayanlar.”  
Burada sistemin kaldırdığı içeriklerin başlıkları, boş kutular hâlinde sergileniyordu.  
Her kutunun altında tek bir cümle yazıyordu:  
“Bu içerik susturuldu ama yankısı hâlâ burada.”  
Bu sessiz protesto, gençler arasında hızla yayıldı.

Sistem panikledi.  
Bazı sunuculara erişim yavaşlatıldı.  
Arda, alternatif yollar aradı.  
Aynı içerikleri farklı sunuculara yedekledi.  
Genç yazılımcılar, içeriklerin şifreli versiyonlarını hazırladı.  
“Boşluktan Işığa” artık sadece bir platform değil; bir ağ hâline gelmişti.  
Herkes bir düğüm, her içerik bir damar olmuştu.  
Ve bu ağ, susturulamazdı.

Zeynep, bu süreci “dijital gerilla” olarak tanımladı.  
“Biz savaşmıyoruz,” dedi. “Ama susmuyoruz da.”  
Arda cevapladı:  
“Çünkü sustuğumuzda, sadece sesimizi değil; varlığımızı da kaybederiz.”  
Bu cümle, platformun girişine yazıldı.  
Ve her yeni kullanıcı, bu cümleyle karşılanmaya başlandı.

Arda artık biliyordu:  
Sistem çatlıyordu.  
Çünkü gençler sadece içerik üretmiyor; anlam üretiyordu.  
Ve anlam, hiçbir filtreyle engellenemezdi.  
Çünkü anlam, insanın içinden doğar.  
Ve içten gelen hiçbir şey, dıştan susturulamaz.

13.01.2026  
Mesime Elif Ünalmış

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...