Boşluktan Işığa – Bir Gencin Dijital Direnişi
Bölüm 11: Kırılgan Güç
Bu bölüm, 15–25 yaş arası gençler için uygundur. Güçlü görünme baskısı altında kırılganlıkla baş etmeye çalışan gençlerin içsel yolculuğunu anlatır. Duygusal dayanışma, tükenmişlik, liderlikten alan açmaya geçiş ve dijital alanların birer sığınağa dönüşmesi gibi temaları işler. Kırılganlığın bir zayıflık değil; kolektif iyileşmenin kapısı olduğunu gösterir.
Arda, bir gece platformun istatistiklerine bakarken gözleri doldu. Ziyaretçi sayıları artmıştı, içerikler çoğalmıştı, yankılar büyümüştü. Ama içinde bir boşluk vardı.
“Neden hâlâ yorgunum?” diye düşündü.
“Neden bu kadar doluyken, bu kadar eksik hissediyorum?”
Bu sorular, onun içindeki kırılganlığı gün yüzüne çıkardı.
O gece defterine şu cümleyi yazdı:
“Güçlü görünmek, bazen en büyük yorgunluktur.”
Bu cümleyle birlikte, ilk kez kendine itiraf etti: Tükenmişti.
Sürekli üretmek, yön vermek, dayanmak…
Hepsi birer görünmeyen yük olmuştu.
Ve bu yük, artık omuzlarına değil; kalbine çökmüştü.
Zeynep, Arda’nın sesindeki değişimi fark etti.
“Bir şey oldu,” dedi.
Arda başını eğdi.
“Ben yoruldum, Zeynep. Herkesin sesi oldum ama kendi sesimi kaybettim.”
Zeynep elini tuttu.
“Kendi sesini kaybetmedin. Sadece başkalarının sesini taşıyacak kadar büyüttün.”
Bu cümle, Arda’nın gözyaşlarını serbest bıraktı.
Çünkü bazen en büyük güç, ağlayabilmektir.
Platformda yeni bir başlık açıldı: “Kırılgan Güç.”
Arda, kendi tükenmişliğini anlattı:
“Ben de yoruldum. Ama bu yorgunluk, utanılacak bir şey değil. Bu, elimden geleni verdiğimin kanıtı.”
Gençler bu yazıya sarıldı.
“Ben de yorgunum.”
“Ben de bazen güçlü görünmekten yoruldum.”
“Ben de ağlamak istiyorum.”
Bu itiraflar, bir zayıflık değil; bir bağ hâline geldi.
Çünkü kırılganlık, paylaşıldığında güçlenirdi.
Arda’nın “Kırılgan Güç” başlığı altında paylaştığı itiraf, platformda bir dalga başlattı.
Gençler, ilk kez bir liderin yorgunluğunu açıkça dile getirdiğini görüyordu.
Bu, onları şaşırtmadı; aksine rahatlattı.
Çünkü herkes güçlü görünmeye çalışırken içten içe kırılıyordu.
Arda’nın kırılganlığı, başkalarının da kendi yorgunluğunu kabul etmesine izin verdi.
Bir genç şöyle yazdı:
“Ben de hep güçlüydüm. Ama artık yoruldum demek istiyorum.”
Bir diğeri:
“Ağladım. Ve ilk kez utanmadım.”
Bu paylaşımlar, platformun sesini değiştirdi.
Artık sadece direnç değil; duygu da vardı.
Sloganlar yerini fısıltılara, fısıltılar ise içten gelen haykırışlara bıraktı.
Ve bu haykırışlar, sessizliğin içinden doğan en sahici yankılardı.
Zeynep, “Kırılgan Güç” başlığına bir yazı ekledi:
“Güç, sadece ayakta kalmak değil; yere düştüğünü kabul edebilmektir.”
Bu cümle, platformun yeni mottosu oldu.
Gençler, bu sözü defterlerine yazdı, duvarlara astı, profil fotoğraflarına ekledi.
Çünkü artık güç, sadece dirençle değil; açıklıkla da ölçülüyordu.
Arda, bu dönüşümü izlerken düşündü:
“Ben sustum, onlar konuştu. Ben kırıldım, onlar birleşti.”
Bu farkındalık, ona yeni bir görev verdi.
Artık liderlik etmek değil; alan açmak istiyordu.
Çünkü gerçek güç, herkesin kendi sesini bulmasına izin vermekteydi.
Ve o izin, en çok kırılganlıktan doğardı.
Arda, kırılganlığını saklamak yerine paylaşmayı seçtiğinde, bunun bir zayıflık değil; bir armağan olduğunu fark etti.
Çünkü o an, sadece kendi yükünü değil; başkalarının da yükünü hafifletmişti.
Kırılganlık, bir duvarı yıkmamıştı; bir kapı açmıştı.
Ve o kapıdan içeri giren her genç, yalnız olmadığını anlamıştı.
Platformda yeni bir gelenek başladı: “Sessiz Günlükler.”
Her ayın son günü, herkes sadece duygularını yazıyordu.
Başarılar değil, kırılmalar…
Güç gösterileri değil, iç döküşler…
“Bugün hiçbir şey yapamadım.”
“Kendimi eksik hissettim.”
“Bir cümle bile kuramadım.”
Bu yazılar, okunuyor, anlaşılıyor, sarılıyordu.
Çünkü artık herkes biliyordu:
Güç, sadece dimdik durmak değil; bazen diz çöküp nefes almaktır.
Zeynep, bir gün Arda’ya şöyle dedi:
“Senin kırılganlığın, bizim cesaretimiz oldu.”
Arda başını eğdi, gülümsedi.
“Ben sadece içimdeki boşluğu gösterdim,” dedi.
“Ama meğer o boşluk, başkalarının yankısını taşıyormuş.”
Bu farkındalık, onun içindeki yorgunluğu bir armağana dönüştürdü.
Artık kırılganlığıyla barışıktı.
Ve bu barış, ona yeni bir güç verdi: Sessizliğin gücü.
“Boşluktan Işığa” artık bir platform değil; bir sığınaktı.
Güçlü görünmek zorunda olmayanların, ağlayabilenlerin, susabilenlerin, düşüp kalkabilenlerin yeri…
Ve bu sığınak, her geçen gün büyüyordu.
Çünkü kırılganlık bulaşıcıydı.
Ve bulaştıkça, iyileştiriyordu.
Arda, defterine şu cümleyi yazdı:
“Kırıldım. Ama kırıldığım yerden ışık sızdı.”
Bu cümle, onun içsel yolculuğunun en saf hâliydi.
Çünkü bazen en büyük güç, en derin kırılmada saklıydı.
Ve Arda, artık o gücün ne olduğunu biliyordu: İçtenlik.
Kırılmak zayıflık değil; içindeki ışığın dışarı sızmasına izin vermektir.
14.01.2026
Mesime Elif Ünalmış

Yorumlar
Yorum Gönder
Merhaba sevgili okuyucular, paylaştığım hikayeler ve yazılar hakkındaki düşüncelerinizi çok merak ediyorum! Yorumlarınız benim için çok değerli. Lütfen görüşlerinizi ve önerilerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. Hep birlikte daha güzel bir topluluk oluşturalım! ✍️