Boşluktan Işığa – Bölüm 7: Sessiz Harflerin Direnişi
Yaş Grubu: 14–20 yaş arası gençler
Mini Açıklama:
Bu metin, ergenlik dönemindeki gençlerin duygusal farkındalıklarını artırmak, içsel dünyalarını keşfetmelerine yardımcı olmak ve yazılı ifade becerilerini geliştirmek için uygundur. Eğitimciler tarafından yaratıcı yazarlık, rehberlik ve psikolojik dayanıklılık temalı derslerde etkili bir araç olarak kullanılabilir.
Arda’nın odasında eski bir kutu duruyordu. İçinde yıllar öncesinden kalma defterler, ucu kırılmış kalemler, sararmış notlar… Ve en kıymetlisi: hiç gönderilmemiş mektuplar. Her biri birine yazılmış ama asla yollanmamıştı. Zeynep’e, babasına, hatta kendisine… Bu mektuplar, Arda’nın iç dünyasında yankılanan sessiz çığlıklardı. Ve artık onları açma zamanı gelmişti.
İlk mektup Zeynep’e yazılmıştı. “Sen gittiğinde, içimde bir boşluk kaldı,” diyordu. “Ama bazen eksilmek, yeniden doğmanın ilk adımıdır.” Arda bu satırları okurken gözleri doldu. Çünkü bazı vedalar, sadece bir son değil; yeni bir başlangıcın habercisiydi. Ve zamanında söylenmeyen sözler, kalpte iz bırakırdı.
İkinci mektup babasına yazılmıştı. “Beni hiç duymadın,” diyordu. “Ama ben seni hep dinledim.” Bu cümle, Arda’nın içindeki kırgınlığın en yalın hâliydi. Çünkü bazen en derin sessizlik, en yakın ilişkilerde yaşanır. Ve bir baba, sadece susarak bile bir oğulun kalbinde eksik kalabilirdi.
Üçüncü mektup kendisineydi. “Hep güçlü görünmek zorundaydın,” diyordu. “Ama gözyaşı da bir direniştir.” Bu satırlar, Arda’nın kendine verdiği ilk izin gibiydi. Çünkü bazen insanın kendini affetmesi, başkalarını affetmekten daha zordur. Ve o, bu zorluğun tam ortasındaydı.
O gece, Arda mektupları dijital ortama aktardı. Platformda yeni bir alan açtı: “Yollanmayan Mektuplar.” Altına şu cümleyi yazdı: “Söyleyemediklerinizi, yazamadıklarınızı, sustuklarınızı buraya bırakın.” İlk mektup bir gençten geldi: “Anne, seni suçlamıyorum. Sadece seni çok özlüyorum.” Arda bu satırları okurken kendi annesini düşündü. Ve fark etti: Bazen affetmek, sadece anlamaktan geçer.
Bu yeni bölüm, kısa sürede platformun en çok ziyaret edilen alanı oldu. Her gün yüzlerce genç, içini döküyor; bastırdığı duyguları kelimelere döküyordu. Kimisi annesine, kimisi eski bir dosta, kimisi kendine yazıyordu. Her mektup, bir iç döküş değil; bir iç dönüşümdü. Çünkü yazmak, bazen konuşmaktan daha çok iyileştirirdi.
Arda, bu mektupları okurken kendi geçmişiyle yüzleşmeye başladı. Zeynep’le yaşadığı ayrılığı, babasıyla kuramadığı bağı, annesinin sessizliğini… Hepsi birer eksik cümleydi. Ama artık bu eksikleri tamamlamanın zamanıydı. Bir gece, kendi mektubunu platforma yükledi. Başlığı: “Kendime Geç Yazılmış Bir Mektup.”
“Sevgili Arda,” diye başlıyordu. “Hep güçlü görünmek zorundaydın. Çünkü kimse senin kırılmana izin vermedi. Ama ben sana izin veriyorum. Yorulabilirsin. Hatta durabilirsin. Ama unutma, içindeki ışık hiçbir karanlıkla sönmez.” Bu mektup binlerce kez okundu. Yüzlerce genç yorum yaptı. “Bu mektup, benim de içimdeydi,” dedi biri. “Ben de kendime geç kaldım,” dedi bir diğeri.
Zeynep mektubu okuduğunda gözyaşlarını tutamadı. Arda’ya mesaj attı: “Seninle gurur duyuyorum. Bu mektup, bana da yazılmış gibi.” Arda yanıtladı: “Belki de hepimiz aynı hikâyenin farklı satırlarıyız.” Ve o an, ikisi de sustu. Çünkü bazı cümleler sadece kalpte tamamlanır.
Arda, mektupları bir araya getirmeye karar verdi. “Kırık Mektuplar Arşivi” adını verdiği dijital bir kitap oluşturdu. Her mektup bir sayfa, her sayfa bir iç ses oldu. Bu kitap bir gün e-kitap olarak yayımlanacaktı. Ama şimdilik, susturulmuş bir kuşağın dijital hafızasıydı.
Arşiv tamamlandığında Arda, içindeki yükün hafiflediğini hissetti. Artık geçmişiyle savaşmıyor; onu anlamaya çalışıyordu. Mektuplar, sadece başkalarının değil, kendi içindeki düğümleri de çözmüştü. Ama hâlâ eksik bir şey vardı: yüz yüze söylenmemiş sözler.
Bir akşam, annesiyle mutfakta yalnız kaldı. Çay demleniyordu. Sessizlik bu kez bir duvar değil; bir köprüydü. Arda derin bir nefes aldı. “Anne,” dedi. “Sana hiç mektup yazmadım. Çünkü ne söyleyeceğimi bilmiyordum.” Annesi döndü, gözleri dolu doluydu. “Ben de sana hiç yazmadım,” dedi. “Çünkü senin zaten her şeyi hissettiğini düşündüm.” O an, sessizlik konuştu.
Ertesi gün, Arda Zeynep’le sahilde buluştu. Ona bir zarf uzattı. “Bu, sana yazdığım ama hiç gönderemediğim mektup,” dedi. Zeynep zarfı aldı, açmadı. “Ben de sana bir şey getirdim,” dedi. Çantasından bir taş çıkardı. Üzerine şu cümle kazınmıştı: “Affetmek, hatırlamaya rağmen sevebilmektir.” Arda taşı eline aldı. Gülümsedi. “Bu, bizim mektubumuz olsun,” dedi. Ve o an, geçmişle barıştılar.
Platformda “Kırık Mektuplar” artık bir iyileşme alanıydı. Gençler mektuplarını sesli okuyordu. Kimileri cevap yazıyor, kimileri sadece “seni anlıyorum” diyordu. Arda bu dönüşümü izlerken defterine şu cümleyi not etti: “Mektuplar geçmişi değiştirmez ama geleceği yumuşatır.” Bu cümle, onun içsel barışının özeti oldu.
Çünkü bazen bir mektup, yıllarca süren bir sessizliği çözebilir. Ve bazen en çok, kendimize yazmamız gerekir. Arda artık bunu biliyordu. Ve o bilgelikle yürümeye devam etti. Kırık mektupların arasından, sağlam bir kalp çıkararak…
Bazı mektuplar hiç gönderilmez. Çünkü kalpten kalbe giden yol, posta kutusundan geçmez.
Mesime Elif Ünalmış

Yorumlar
Yorum Gönder
Merhaba sevgili okuyucular, paylaştığım hikayeler ve yazılar hakkındaki düşüncelerinizi çok merak ediyorum! Yorumlarınız benim için çok değerli. Lütfen görüşlerinizi ve önerilerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. Hep birlikte daha güzel bir topluluk oluşturalım! ✍️