Ana içeriğe atla

Kırık Ekranlardan Yankıya – Arda’nın Dijital Direnişi | Görünür Çocuklar Serisi – Bölüm 4 | Gizemli Satırlar

Kırık Ekranlardan Yankıya – Arda’nın Dijital Direnişi | Görünür Çocuklar Serisi – Bölüm 4 | Gizemli Satırlar



Hedef Yaş Grubu: 9 yaş ve üzeri (ilkokul sonu, ortaokul, lise ve yetişkin okuyucular için uygundur)


Arda, çocukluğunu ekranların ışığında geçirdi. Ancak bu ışık, sadece bilgi değil; baskı da taşıyordu. Sosyal medya, başarıyı parıltılı bir vitrin gibi sunarken, herkes mutlu, üretken ve görünür görünüyordu. Ama Arda, bu görüntülerin ardında bir eksiklik seziyordu. Çünkü ekranlar, gerçeği değil; beklentiyi yansıtıyordu.

Telefonu eskiydi. Ekranı çatlamış, hafızası dolmuştu. Bir video yüklemek saatler alıyordu. Yine de vazgeçmiyordu. Teknoloji onun için bir amaç değil, bir araçtı. Bir gece, ekran donduğunda aynaya baktı: “Ben de donuyorum,” dedi. “Ama yeniden başlatılabilirim.” Bu cümle, onun içindeki dijital direnişin ilk kıvılcımıydı.

Okulda arkadaşları yeni telefonlarla filtreli fotoğraflar çekiyor, kendilerini yeniden yaratıyorlardı. Arda bu dünyaya ait hissetmiyordu ama dışlanmak da istemiyordu. Bir gün, eski telefonuyla bir video çekti: “Gerçek Hayat, Filtrelenemez.” Çatlak ekranı özellikle gösterdi. “Bu çatlak, benim hikâyem,” dedi. “Ve ben bu çatlağın içinden ışık sızdırıyorum.”

Video beklenmedik şekilde yayıldı. Yüzlerce genç yorum yaptı. “Benim telefonum da eski,” dedi biri. “Ben de filtrelerin ardında kayboluyorum,” dedi bir diğeri. Arda, ilk kez dijital dünyada gerçek bir bağ kurduğunu hissetti. Çünkü ekranlar kırık olsa da hayaller hâlâ sağlamdı.
Zamanla Arda, dijital görünürlüğün sadece içerik üretmekle değil; algoritmalarla mücadele etmekle de ilgili olduğunu fark etti. Videoları bazen hiç görünmüyor, bazen binlerce kişiye ulaşıyordu. “Bu rastlantı değil,” dedi. “Bu, sistemin yeni hali.” Görünürlük artık yetenekle değil; sistemin seni seçmesiyle ilgiliydi. Bu, ona eski dünyanın dijital bir kopyası gibi geliyordu.

Bir gece saat üç. Arda bilgisayar başında. Ekranda grafikler: izlenme oranları, etkileşim yüzdeleri, takipçi eğrileri… Ama o, rakamlardan çok yorumlara odaklanıyordu. “Senin gibi biri bana umut verdi,” yazmış biri. “Ben de kendi hikâyemi anlatmak istiyorum,” demiş bir başkası. Arda, bu cümlelerde kendi sesini buluyordu. Onun amacı viral olmak değil; yankı bulmaktı.

Her şey kolay değildi. Bir gün hesabı askıya alındı. “Topluluk kurallarına aykırı içerik,” denildi. Oysa yaptığı tek şey, bir gencin burs başvurusunun reddedilişini anlatmaktı. Arda öfkelendi. “Gerçeği anlatmak ne zamandan beri kural ihlali oldu?” diye sordu. Ama cevap yoktu. Dijital dünya, görünmez duvarlarla çevriliydi. Ve bu duvarlar sansürle örülüyordu.

Bu olaydan sonra kararını verdi: Kendi platformunu kuracaktı. Kendi kurallarını yazacak, kendi alanını yaratacaktı. Ama bu kolay değildi. Domain almak, hosting bulmak, tasarım yapmak… Hepsi zaman, para ve teknik bilgi istiyordu. Arda, geceleri YouTube’dan kodlama videoları izlemeye başladı. HTML, CSS, WordPress… Her yeni bilgi, ona bir tuğla daha veriyordu. Ve o, bu tuğlalarla kendi dijital evini inşa ediyordu.

Zeynep bu süreci uzaktan izliyordu. “Kendine bir dünya kuruyorsun,” dedi. Arda gülümsedi: “Evet. Ama bu dünya sadece bana ait değil. Bu, görünmeyenlerin dünyası olacak.” O an sustular. Çünkü bazı hayaller, kelimelerden büyüktü.

Aylar süren çabanın ardından Arda, platformunu yayına aldı. Adını “Boşluktan Işığa” koydu. Giriş sayfasında şu cümle yazılıydı: “Burada görünmeyenler konuşur.” Platform, gençlerin hikâyelerini paylaşabildiği, fikirlerini yazabildiği, birbirine destek olabildiği bir dijital meydandı. Ne algoritmalar vardı, ne sponsorlu içerikler. Sadece sesler, kelimeler ve umutlar…

İlk gün on kişi kayıt oldu. İkinci gün yirmi. Üçüncü gün, bir genç yazdı: “Babam işsiz kaldığında okulu bırakmak zorunda kaldım. Ama burada yazmak, bana yeniden nefes aldırdı.” Bu yazı yüzlerce kişiye ulaştı. “Ben de aynıyım,” dedi biri. “Yalnız değilmişim,” dedi bir diğeri. Arda gözyaşlarını tutamadı. Artık bu platform sadece bir site değil; bir sığınaktı.

Ama sonra bir gece sistem çöktü. Sunucu yanıt vermiyordu. Arda panikledi. Kodlara daldı, forumlara baktı, destek talepleri yazdı. Ama çözüm bulamıyordu. O an pes etmeyi düşündü. “Belki de bu yük bana fazla,” dedi. Ama sonra bir mesaj geldi: “Siteye giremiyorum ama biliyorum ki sen uğraşıyorsun. Biz buradayız.”

Bu mesaj, Arda’ya nefes oldu. O gece sabaha kadar uğraştı. Ve sonunda sistem yeniden açıldı. Artık bu sadece bir site değil; bir direniş alanıydı. Arda biliyordu: teknoloji bir araçtı. Asıl mesele, onu ne için kullandığımızdı. Ve o, bu aracı görünmeyenleri görünür kılmak için kullanıyordu.

Zeynep, platforma ilk yazısını gönderdi: “Görünmez Kızların Güncesi.” Arda okurken gözleri doldu. Bu sadece bir yazı değil; bir barışma mektubuydu. Arda geçmişi affetti. Kendini affetti. Ve geleceğe yürümeye devam etti. Artık kırık ekranlar yoktu. Ama hayaller hâlâ sağlamdı. Ve o hayaller, şimdi binlerce gençle birlikte büyüyordu.

04.01.2026  
Mesime Elif Ünalmış

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...