Boşluktan Işığa – Bölüm 10: Bir Gencin Dijital Direnişi
Yankı
Bu bölüm, 15–25 yaş arası gençler için uygundur. İçsel dönüşüm, kolektif hafıza, dijital dayanışma ve görünmeyen katkıların gücü gibi temaları işler. Gençlerin sadece içerik üreticisi değil; anlamın taşıyıcısı ve yankının parçası olduğu bir süreci anlatır. Sessizliğin de bir katkı, bir bağ ve bir direniş biçimi olabileceğini gösterir.
Arda, bir sabah sessizlikle uyandı. Platform çalışıyordu, içerikler akıyordu, mesajlar geliyordu. Ama içinde bir durgunluk vardı. Sanki her şey ilerliyor ama o yerinde kalıyordu. Bu sessizlik, bir boşluk değil; bir yankıydı. Çünkü bazen en derin ses, içten gelir. Ve o ses, dışarıdaki gürültüyle değil; içteki sessizlikle duyulur.
Platformda her şey büyüyordu. Yeni üyeler, yeni içerikler, yeni başlıklar… Ama Arda, bir adım geri çekildi. Kendini izlemeye başladı.
“Ben bu sesi başlattım,” dedi. “Ama şimdi bu ses, benim dışımda büyüyor.”
Bu farkındalık, ona hem huzur hem hüzün verdi. Çünkü bir şeyin büyümesi, bazen onunla vedalaşmayı gerektirir.
Zeynep, Arda’nın sessizliğini fark etti.
“Senin sesin hâlâ burada,” dedi. “Ama artık yankı hâlinde.”
Arda cevapladı:
“Ve yankılar, sesin ötesine geçer.”
Bu cümle, onun içsel dönüşümünün başlangıcı oldu.
Artık sadece bir şeyler yapan değil; bir şeylerin yankısını taşıyan biriydi.
Platformda yeni bir başlık açıldı: “Yankı.”
Gençler, kendilerine dokunan içerikleri, cümleleri, anları paylaşıyordu.
“Bir yazıda geçen ‘ağlamak da bir güçtür’ cümlesi beni değiştirdi.”
“Bir mektupta okuduğum ‘affetmek, hatırlamaya devam edip yine de sevmektir’ beni anneme götürdü.”
Bu paylaşımlar, Arda’nın içindeki sessizliği yankıya dönüştürdü.
Çünkü artık yalnız değildi.
Ve yalnızlık, yankıya dönüştüğünde bir bağ olurdu.
Arda, artık içerik üretmiyor; içeriklerin yankısını izliyordu.
Gençler kendi başlıklarını açıyor, kendi yazılarını yayımlıyor, kendi mektuplarını seslendiriyordu.
Platform, bir liderin değil; bir kolektifin sesi olmuştu.
Ve bu ses, dijitalin sınırlarını aşmaya başlamıştı.
Okullarda, sokaklarda, evlerde…
“Boşluktan Işığa” artık bir cümle değil; bir çağrıydı.
Bir öğretmen, sınıfında öğrencilerine platformdan bir yazı okuttu.
Bir psikolog, danışanına Arda’nın mektubunu önerdi.
Bir anne, çocuğuyla birlikte “İz Bırakanlar” bölümünü inceledi.
Bu yankılar, Arda’nın içindeki sessizliği anlamlı bir sessizliğe dönüştürdü.
Çünkü artık sesi kendine ait değildi.
Ama yankısı hâlâ onun kalbinden geliyordu.
Zeynep, bir gün Arda’ya bir mesaj attı:
“Sen artık yazmıyorsun. Ama biz hâlâ seni okuyoruz.”
Arda cevapladı:
“Çünkü ben artık bir cümle değilim. Bir yankıyım.”
Bu cümle, onun içsel barışının işaretiydi.
Artık üretmek değil; izlemek, taşımak, yankılanmak istiyordu.
Ve bu, bir geri çekilme değil; bir olgunlaşmaydı.
Platformda yeni bir bölüm açıldı: “Sessiz Katkılar.”
Burada içerik üretmeyen ama okuyan, paylaşan, destekleyen herkesin adı yer alıyordu.
“Bu yazıyı 12 kez okudum.”
“Bu mektubu anneme göstermedim ama onunla konuşmamı sağladı.”
“Bu cümle beni değiştirdi ama kimse bilmiyor.”
Bu katkılar, görünmeyen ama yankılanan seslerdi.
Ve Arda, bu sesleri en çok hissedendi.
Çünkü bazen en güçlü yankı, hiç konuşmayan birinden gelir.
Ve Arda, artık o sessizliği taşıyordu.
Gururla, huzurla, derinlikle…
Arda, uzun bir aradan sonra platforma bir içerik ekledi.
Ama bu kez bir yazı değil; bir ses kaydıydı.
Sessiz bir müzik eşliğinde sadece şu cümleyi söyledi:
“Ben artık bir yankıyım. Ve bu yankı, sizde devam ediyor.”
Bu kayıt, platformda binlerce kez dinlendi.
Gençler, kendi seslerini bu yankıya eklemeye başladı.
Kimi bir şiir okudu, kimi bir mektubu seslendirdi, kimi sadece nefesini bıraktı.
Bu, dijitalin ötesine taşan bir yankıydı.
Platform artık bir ekosistemdi.
Yazılar, sesler, mektuplar, yankılar…
Her içerik bir başka içeriği doğuruyor; her paylaşım bir başka paylaşımı tetikliyordu.
Gençler, kendi şehirlerinde “Yankı Atölyeleri” kurmaya başladı.
Küçük gruplar hâlinde bir araya geliyor, birbirlerine yazıyor, okuyor, dinliyorlardı.
Bu, dijitalin fiziksele dönüşmesiydi.
Ve bu dönüşüm, Arda’nın en sessiz başarısıydı.
Zeynep, bir gün Arda’ya bir defter hediye etti.
Kapakta şu yazıyordu:
“Yankı, sesin sonsuz hâlidir.”
Arda defteri açtı, ilk sayfaya şu cümleyi yazdı:
“Ben başladım. Ama siz sürdürüyorsunuz.”
Bu cümle, onun vedası değil; devriydi.
Çünkü artık liderlik değil; iz bırakmak istiyordu.
Ve iz, yankıyla çoğalırdı.
Platformun girişine yeni bir cümle eklendi:
“Bu ses sana ait olabilir. Ama yankısı hepimize.”
Gençler bu cümleyi tişörtlere bastı, duvarlara yazdı, defterlerine kazıdı.
Çünkü artık “Boşluktan Işığa” bir isim değil; bir aidiyetti.
Ve aidiyet, sesle değil; yankıyla kurulur.
Arda, son defa defterine bir cümle daha yazdı:
“Ben sustum. Ama siz hâlâ konuşuyorsunuz. Ve bu, en güzel yankı.”
Bu cümle, onun içsel yolculuğunun tamamlanışıydı.
Çünkü bazen bir ses, sadece başlatır.
Ama yankı, hep sürer.
Ve Arda’nın yankısı, artık bir kuşağın sesi olmuştu.
Bir ses başlatırsın, unutulabilir.
Ama bir yankı başlatırsan, o sonsuza kadar sürer.
13.01.2026
Mesime Elif Ünalmış

Yorumlar
Yorum Gönder
Merhaba sevgili okuyucular, paylaştığım hikayeler ve yazılar hakkındaki düşüncelerinizi çok merak ediyorum! Yorumlarınız benim için çok değerli. Lütfen görüşlerinizi ve önerilerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. Hep birlikte daha güzel bir topluluk oluşturalım! ✍️