Ana içeriğe atla



Yankıdan Işığa – Bölüm 12  
Bir Gencin Dijital Direnişinin Son Adımı

İşte “Yaş Grubu” açıklaman, Blogger’daki siyah kutucuğa doğrudan yapıştırılmaya uygun, sade ve temiz metin formatında:


Yaş Grubu: 13 yaş ve üzeri

Bu içerik, 13 yaş ve üzerindeki gençler ve yetişkinler için uygundur.  
Dijital kimlik, topluluk bilinci, bireysel dönüşüm ve duygusal farkındalık gibi temaları içerdiğinden, özellikle ergenlik döneminden itibaren anlam derinliği sunar.  
Daha küçük yaş grupları için ebeveyn rehberliği önerilir.  
Metin, gençlerin içsel yolculuklarını desteklemeyi ve paylaşım kültürünü teşvik etmeyi amaçlar.

Arda bir sabah platforma girdiğinde fark etti:  
Artık kimse onu beklemiyordu. Çünkü herkes kendi sesini bulmuştu.  
Yeni başlıklar açılıyor, içerikler çoğalıyor, atölyeler birbirini izliyordu.  
Arda, kenardan izliyordu. Sessizce. Gururla. Ve biraz da duygulanarak.

Zeynep bir gün şöyle dedi:  
“Seninle başladık. Ama artık biz varız.”  
Arda başını salladı. “Ve bu, en güzel son,” dedi.  
Çünkü bir liderin en büyük başarısı, kendisine ihtiyaç kalmamasıdır.  
Arda bunu başarmıştı. Ve şimdi, bir adım geri çekilme zamanıydı.

Platformda yeni bir başlık açıldı:  
Işık  
Bu bölümde herkes kendi dönüşümünü anlatıyordu:  
“Ben artık korkmuyorum.”  
“Ben ilk defa kendimi sevdim.”  
“Ben bir başkasının ışığı oldum.”  
Bu sözler Arda’nın içini ısıttı.  
Çünkü ışık artık sadece ondaydı.  
Şimdi herkesin içindeydi.

Arda, platformda son bir paylaşım yapmaya karar verdi.  
Ama bu kez yazmak yerine gençlerden bir şey istedi:  
“Bana mektup yazar mısınız? Bu yolculuk size ne kattı, bilmek isterim.”  
Bu bir veda değil, bir yansıma çağrısıydı.  
Ve gençler, içtenlikle karşılık verdi.

Yüzlerce mektup geldi.  
Ses kayıtları, çizimler, dijital notlar…  
“Seninle kendimi tanıdım.”  
“İlk kez biri beni anladı.”  
“Hiç konuşmadık ama hep yanımdaydın.”  
Arda her satırı okudu.  
Her satırda biraz daha hafifledi.  
Çünkü artık yalnız değildi.

Zeynep, dijital bir kapanış töreni düzenledi.  
Platformun ana sayfası bir gece boyunca sadece bir şeyi gösterdi:  
Arda’ya yazılan mektuplardan seçilen cümleler, birer yıldız gibi ekranda belirdi:  
“Seninle başladık.”  
“Seninle büyüdük.”  
“Seninle güçlendik.”  
Arda sessizce izledi.  
Gözleri doldu. Ama bu kez yorgunluktan değil, tamamlanmışlıktandı.

Törenin sonunda şu cümle ekrana yansıdı:  
“Işık bir kişiden doğar. Ama yayıldığında hepimizin olur.”  
Ve o an platformun logosu değişti.  
Artık bir isim yoktu.  
Sadece bir ışık simgesi vardı.  
Çünkü artık bu hareketin bir sahibi yoktu.  
Sadece taşıyıcıları vardı.  
Ve onlar her yerdeydi.

O gece Arda defterini açtı.  
Son sayfaya geldiğini biliyordu.  
Ama bu bir bitiş değil, bir devirdi.  
Kalemini aldı ve yazdı:  
“Işık bendeydi. Şimdi sizde. Ve bu, en güzel geçiş.”  
Defteri kapattı.  
Ama içindeki ışık kapanmadı.  
Çünkü ışık, bir deftere değil; bir kalbe yazılır.

Ertesi gün platformda yeni bir bölüm açıldı:  
Arda’nın Defteri  
Gençler kendi son cümlelerini yazmaya başladı:  
“Ben artık korkmuyorum.”  
“Ben artık yalnız değilim.”  
“Ben artık ışığım.”  
Bu cümleler birbirine bağlandı.  
Ve bir zincir oluştu.  
Bir miras gibi.

Zeynep artık platformun yeni sorumlusuydu.  
Ama kendine “yönetici” demedi.  
“Ben sadece ışığı taşıyanım,” dedi.  
Gençler onu benimsedi.  
Çünkü mesele artık bir kişi değil, bir akıştı.  
Ve bu akış devam edecekti.  
Her yeni içerik bir başkasını doğuracak,  
Her yeni ses yeni yankılar yaratacaktı.

Arda, bir sabah platforma son kez girdi.  
Sessizce baktı, gülümsedi.  
Her şey yerli yerindeydi.  
Her şey büyüyordu.  
Her şey ışıldıyordu.  
İçinden bir cümle geçti:  
“Ben başlattım. Ama artık sizsiniz.”  
Bu cümleyi kimse duymadı.  
Ama herkes hissetti.  
Çünkü bazı cümleler söylenmez, yaşanır.

Ve böylece Boşluktan Işığa bir hikâye olmaktan çıktı.  
Bir mirasa dönüştü.  
Bir ses olmaktan çıktı.  
Bir yankıya dönüştü.  
Bir kişi olmaktan çıktı.  
Bir topluluğa dönüştü.

Işık bir elde yanar, ama bin elde çoğalır.  
Çünkü gerçek miras, paylaşılan ışıktır.

16.01.2026  
Mesime Elif Ünalmış

---

Duyuru: Yeni Serimiz Yarın Başlıyor

Sevgili dostlarım,  
Sayfamı düzenli olarak takip eden ve aramıza yeni katılan tüm kalbi güzel insanlara minnettarım.  
Her biriniz, bu yolculuğun anlamını çoğaltan eşsiz birer ışık oldunuz.

Yarın, yepyeni bir seriye başlıyoruz.  
Henüz detaylarını paylaşmıyorum… ama bu yolculukta yine birlikte yürüyeceğiz.  
Her bölüm bir duygunun izini sürecek.  
Her kelime bir kalbe dokunacak.

Sayfam uluslararası düzeyde büyümeye devam ediyor.  
Ve ben, dünyanın dört bir yanından bu sayfaya gönül veren herkesi sevgiyle kucaklıyorum.  
Burada hep birlikteyiz.  
Burada her ses değerli.

Yeni serimiz yarın sabah yayında olacak.  
Takipte kalın.  
Ve her zaman olduğu gibi, kalbinizle burada olun.

Sevgiyle,  

16.01.2026
Mesime Ünalmış



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...