Boşluktan Işığa – Bölüm 8: Kalbe Dokunan İzler
Önerilen yaş grubu: 14–25 yaş arası lise ve üniversite öğrencileri.
Bu bölüm, gençlerin görünmeyen etkilerini, öğretmenleriyle kurdukları bağları ve dijital hafızada iz bırakma bilincini keşfetmeleri için uygundur.
Arda, bir sabah platforma girdiğinde gelen kutusu doluydu. Ama bu kez mesajlar yardım değil; teşekkür içeriyordu. “Senin yazınla cesaret buldum.” “İlk defa biri beni anladı.” “Ben de bir şey başlattım.” Bu cümleler, Arda’nın içini titretti. Çünkü sadece anlatmamıştı; harekete geçirmişti.
Bir genç, köyündeki çocuklar için bir okuma kulübü kurmuştu. Bir diğeri, okulunda “Görünmeyen Emekler” sergisi açmıştı. Bir başkası, annesine ilk kez sarıldığını yazmıştı. Arda, bu hikâyeleri okurken fark etti: Bazen en derin iz, hiç tanımadığın birinin hayatında bıraktığındı. Ve o iz, görünmese de silinmezdi.
Platformda yeni bir bölüm açtı: “İz Bırakanlar.” Gençler, başkalarının hayatında bıraktıkları küçük ama anlamlı etkileri paylaşıyordu. Biri, otobüste yaşlı bir kadına yer verdiğini yazdı. Bir diğeri, kardeşine ilk kez “seni seviyorum” dediğini… Bu küçük eylemler, büyük bir yankıya dönüşüyordu. Çünkü değişim, devrimle değil; dokunuşla başlıyordu.
Zeynep, bu bölümü görünce mesaj attı: “Sen bir kıvılcım yaktın. Şimdi herkes kendi ateşini taşıyor.” Arda cevapladı: “Ve o ateş, karanlığı değil; yolu aydınlatıyor.” O an, ikisi de sustu. Çünkü bazı izler, kelimelerle değil; sessizlikle hissedilirdi.
Bir gün platforma tanıdık bir isimle bir mesaj geldi: “Merhaba Arda. Ben Türkçe öğretmenin, Sevim Hoca.” Arda’nın kalbi hızlandı. Ortaokulda yazdığı ilk hikâyeyi hatırladı. Sevim Hoca, o hikâyeyi sınıfta yüksek sesle okumuş, defterin köşesine küçük bir not düşmüştü: “Senin kelimelerin bir gün birilerini iyileştirecek.” O notu yıllarca saklamıştı. Ama sonra öğretmeni tayin olmuş, izler silinmişti. Şimdi o iz, dijitalde yeniden beliriyordu.
Mesajda şöyle yazıyordu: “Yıllar sonra senin platformunu gördüm. Yazılarını okudum. Ve gurur duydum. Seninle bir zamanlar aynı sınıfta olmak, benim için bir onur.” Arda, gözyaşlarını tutamadı. Çünkü bazen bir öğretmenin bir cümlesi, bir öğrencinin ömrünü şekillendirirdi. Ve o cümle, şimdi yankısını bulmuştu.
Arda, platformda yeni bir başlık açtı: “İz Bırakan Öğretmenler.” Gençler, hayatlarına dokunan öğretmenleri yazmaya başladı. “İlk kez bana ‘yapabilirsin’ diyen kişi oydu.” “Sınavdan düşük aldığımda bile gözümün içine bakıp ‘önemli değil’ dedi.” “Beni sadece notla değil, kalbimle gördü.” Bu cümleler, bir kuşağın görünmeyen minnettarlığını görünür kılıyordu.
Arda, bu başlıkta kendi hikâyesini paylaştı. Sevim Hoca’nın defterine yazdığı o cümleyi ekranın tam ortasına koydu: “Senin kelimelerin bir gün birilerini iyileştirecek.” Altına şunu ekledi: “Ve şimdi, o gün geldi.” Bu paylaşım, platformda en çok paylaşılan içeriklerden biri oldu. Çünkü herkesin hayatında bir Sevim Hoca vardı. Ve herkes, o izleri hatırlamak istiyordu.
Zeynep, bu başlığa bir mektup yazdı: “İlkokul öğretmenim, bana ‘sorularınla gurur duyuyorum’ demişti. O günden beri soru sormaktan hiç korkmadım.” Arda, bu mektubu okurken düşündü: Belki de iz bırakmak, büyük işler yapmak değil; bir çocuğun kalbine küçük bir cümle bırakmaktı. Ve o cümle, yıllar sonra bile yankılanabiliyordu.
Artık Arda biliyordu: İz bırakmak bir tesadüf değil; bir tercihti. Her kelime, her paylaşım, her dokunuş bir izdi. Ve bu izler, bir gün birinin yolunu aydınlatabilirdi. Bu farkındalıkla platformun yapısını değiştirdi. Artık her içerik bir arşiv parçasıydı. Her mektup, her yazı, her yorum; dijital bir hafızanın tuğlasıydı.
“Boşluktan Işığa” artık sadece bir direniş alanı değil; bir kuşağın hafızasıydı. Arda, içerikleri temalara göre sınıflandırdı: Yalnızlık, Emek, Affetme, Dayanışma, İz… Her tema bir bölüm oldu. Her bölüm bir kitap gibi okunabiliyordu. Gençler artık sadece yazmıyor; birbirlerinin izlerini takip ediyordu. Ve bu takip, bir bağa dönüşüyordu.
Bir gün bir genç şöyle yazdı: “Bu platformda bir yazı okudum. O yazı beni harekete geçirdi. Şimdi ben de bir şey başlattım.” Arda, bu mesajı okurken düşündü: Belki de en büyük iz, bir başka izi başlatmaktır. Ve o an, kendi izinin artık bir zincire dönüştüğünü fark etti.
Zeynep, platformun yeni yapısını görünce mesaj attı: “Bu artık bir arşiv değil; bir miras.” Arda cevapladı: “Ve bu miras, sadece geçmişi değil; geleceği de taşıyacak.” O an, ikisi de sustu. Çünkü bazı izler zamanla silinmez; zamanla derinleşir.
Arda, defterine son bir cümle yazdı: “Ben bir iz bıraktım. Ama o iz artık benim değil. Hepimizin.” Bu cümle, onun yolculuğunun özeti oldu. Çünkü bazen bir iz, bir yol olur. Ve o yol, binlerce adımı taşır. Arda, artık o adımların yankısını duyuyordu. Sessizce, gururla, umutla…
Gerçek izler, adımızla değil; dokunduğumuz kalplerle hatırlanır.
12.01.2026
Mesime Elif Ünalmış
📍 Yazıldığı yer: Bornova, İzmir
🗓️ Tarih: 12.01.2026

Yorumlar
Yorum Gönder
Merhaba sevgili okuyucular, paylaştığım hikayeler ve yazılar hakkındaki düşüncelerinizi çok merak ediyorum! Yorumlarınız benim için çok değerli. Lütfen görüşlerinizi ve önerilerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. Hep birlikte daha güzel bir topluluk oluşturalım! ✍️