Ana içeriğe atla

MAHSUM MELEKLER

 


Mahsum  Melekler  


Can henüz ana sınıfına yeni başlamıştı. Sabahın erken saatlerinde kalkmak zor olsa da okul telaşından şikayet etmek aklına bile gelmezdi. Annesi Melis Hanım ise ev, iş ve okul arasında mekik dokuyordu. Can ana sınıfını çok sevmişti; yeni arkadaşlar tanımak onun hoşuna gitmişti. Arkadaşlarıyla bol bol oynuyor, çeşitli etkinlikler yapıyorlardı. Öğretmeni Şahika Hanım, küçük afacanlarla bazen resim çizdirir, bazen şarkılar öğretirdi. Birçok etkinliği birlikte yaparlardı.  


Şahika Öğretmen minik afacanlara bir ödev verdi. Herkesin kendi hikayesini yazmasını istemişti. Afacanlar, bunu nasıl yapacaklarını bilemediklerini söyleyince, Şahika Öğretmen ailelerinden yardım alabileceklerini belirtti. Bunun üzerine çocuklar, heyecanla aileleriyle nasıl bir hikaye yazacaklarını düşündüler. Can, bu konuda biraz daha şanslıydı. Annesi Melis Hanım iyi bir hikaye anlatıcısıydı. Can, akşam yatmadan önce annesinin anlattığı hikayeleri dinlerdi. Ertesi gün, yazdığı hikayeyi öğretmenine okudu. Şahika Öğretmen çok beğenmişti. Sonra tüm çocuklara dönerek herkesin güzel hikayeler yazdığını söyledi. "Aferin!" diyerek defterlerine hem imza hem de yıldız atarak afacanları mutlu etti.  


Can okul çıkışı eve geldiğinde, okulda neler yaptığını büyük bir heyecanla annesine anlatıyordu. Annesi, Can'ı büyük bir keyifle dinlerdi. Can tüm arkadaşlarını çok seviyordu. Ancak Buse'yi daha çok seviyordu. Buse çok akıllı, yetenekli ve çok güzeldi. Sapsarı saçları, yemyeşil gözleri vardı. Dümdüz saçlarının altında parlayan gözleri, onu daha da şirin yapıyordu. Buse çok güzel şarkılar söylüyordu. Can ise Buse ile oynamaktan büyük keyif alıyordu.  


Can, okula herkesten önce gitmek zorunda kalıyordu. Annesi işe gittiği için, onu erken okula bırakıyordu. O gün Buse de okula erken gelmişti. Can kahvaltısını yapıyordu. Kahvaltısını Buse ile paylaşmak istedi. Can, paylaşımcı ve yardımsever bir çocuktu. Buse ile birlikte kahvaltı yaptılar. Ardından birçok arkadaşı geldi. Şahika Öğretmen bütün afacanları bir arada görünce, çocuklara yıl sonu etkinliği için çeşitli görevler verdi. Gösteride tiyatro çalışması da vardı.  


Şahika Öğretmen herkesin rolünü belirlemişti. Buse prenses, Can ise çoban rolündeydi. Herkes kısa sürede rolünü ezberlemişti. Can, annesinin gösteriyi izlemesini çok istiyordu. Ancak Melis Hanım yoğun iş temposundan dolayı izin alamayabileceğini söylemişti. Can'ın yüzü asılmıştı. Annesi, izin almak için elinden geleni yapacağını söyledi. Can, annesine sıkı sıkı sarıldı.  


Büyük gün gelmişti. Hasan, Buse, Olcay ve Umut şiirlerini okumuşlardı. Ancak Melis Hanım ortalıkta yoktu. Şahika Öğretmen tiyatro sahnesini anons ediyordu. Can, perde arkasında seyirci koltuklarına göz attı. Annesini göremeyince içi burkuldu. Tam perdeyi kapatırken, telaşla yer arayan annesini gördü. Can büyük bir sevinçle kavalını eline alarak rolüne geçti. Annesinin gelmesi, Can'ı çok mutlu etmişti. Gösteri harika geçmişti. Perde kapanır kapanmaz Can, koşarak annesine sarıldı. "Nasıl oynadım anne?" diye sordu. Melis Hanım, "Çok güzel oynadın, sen benim küçük kahramanımsın! Seni çok seviyorum," diyerek ona sıkıca sarıldı.  


Bir süre sonra herkes evlerine dağıldı. Can okulda olup biten her şeyi annesiyle paylaşmaya devam ediyordu. En çok Buse'den bahsediyordu. Haftanın sonunda okullar kapandı. Can, Buse'yi çok özleyeceğini söyledi. Annesi ise sadece gülümsemekle yetindi. Tatil boyunca Can İzmir'de kuzenleri ve arkadaşlarıyla vakit geçirdi. Hafta sonları denize giriyorlardı. Eğlenceli bir yazdı.  


Okullar açılınca Can ve arkadaşları yeniden buluştu. Ancak Can tedavi için Ankara'ya gitmek zorundaydı. Derslerini zaman zaman arkadaşlarından alsa da bu yeterli olmuyordu. Bu süreç dördüncü sınıfa kadar devam etti. Annesi, Can'ın zorlandığını fark edince işinden ayrıldı. Onun sağlığıyla ve dersleriyle ilgilendi. Can kısa sürede derslerinde ilerleme kaydetti.  


Bir gün okuldan eve geldiğinde büyük bir heyecanla annesine okulda iş bulduğunu söyledi. Melis Hanım şaşkınlıkla "Ne işi?" diye sordu. Can, "Bundan böyle ben artık Buse'nin korumalığını yapacağım," dedi. Annesi gülümseyerek "Buse'nin neden korunmaya ihtiyacı varmış?" diye sordu. Can ise, sınıftaki tüm erkeklerin Buse'yi koruyacağını söyledi.  


Bir gün Can üzgün bir şekilde eve geldi. Annesi neden üzgün olduğunu sordu. Can, "Buse bugün kaymaklı bisküvi yedi. Herkese verdi ama bana vermedi. Bir pakette on tane vardı ama beni on birinci sıraya koydu. Oysa ben birinci sırada olmalıydım!" diye sitem etti. Annesi ona, Buse’nin iyi bir kız olduğunu ve onu bilerek üzmeyeceğini söyledi.  


Ertesi gün Can okula canı sıkkın bir şekilde gitti. Buse, koşarak yanına geldi. Çantasından bir paket kaymaklı bisküvi çıkarıp Can’a uzattı. "Dün sana kalmadığı için üzüldüğünü fark ettim, özür dilerim," dedi. Can çok sevindi ve Buse’ye teşekkür etti. Ona koruma görevini sürdürmeye devam etti.  

14.05.2025

Mesime Elif Ünalmış 

"Bazı dostluklar küçük bir paylaşımda saklıdır; bazen bir bisküvi, bazen içten bir tebessüm."


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...