Ana içeriğe atla

2.Bölüm Kendi Sesini Arayan Kadın: Sessizliğin İçinden Doğan Güç



Kendi Sesini Arayan Kadın: Sessizliğin İçinden Doğan Güç  

Hazal, sabahın erken saatlerinde gözlerini açtığında, içindeki boşluk yine sessizce kendini hatırlattı. Yatağın kenarına oturup ayaklarını yere bastığında, bedeninden çok ruhunun yorgunluğunu hissediyordu. Evin içindeki sessizlik artık onun için sadece bir ortam değil, bir duyguya dönüşmüştü. Eşi hâlâ uyuyordu; nefesi düzenli, derin ve uzak. Hazal ise uyanıktı. Hem bedeniyle hem zihniyle. Çünkü içinde bir şey uyanmıştı: kendini bulma arzusu.

Mutfağa geçti. Kahve makinesinin sesi sabahın sessizliğini deldi. Masaya oturduğunda gözleri defterine kaydı. Sayfalar dolusu cümleler… Kimi eksik, kimi cesur, kimi kırılgan. Ama hepsi ona aitti. Bir gece “Ben kimim?” diye yazmıştı. Ardından “Ne istiyorum?” sorusu gelmişti. Bu sorular, onun içsel dönüşümünü başlatmıştı. Artık başkalarının tanımlarıyla yaşamayı reddediyordu. “Sabırlı kadın”, “fedakâr eş”, “örnek abla”… Bu etiketler, onun ruhunu sıkıştırıyordu. Hazal, artık kendi kelimeleriyle var olmak istiyordu.

Eşiyle olan ilişkisi zamanla sessizliğe dönüşmüştü. Konuşmalar kısa, duygular eksik, bakışlar yorgundu. Hazal, onunla değil, onun varlığıyla mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen küçümseyen bir bakış, bazen “ne gerek var” cümlesi… Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu.

Bir gün salonda yalnızken eski bir kitap buldu. Simone Weil’in bir cümlesi dikkatini çekti: “Gerçek özgürlük, içsel sessizlikte doğar.” Bu söz onun için bir dönüm noktası oldu. Çünkü Hazal’ın sessizliği artık bir hapishane değil, bir laboratuvar olmuştu. Düşünüyordu, yazıyordu, sorguluyordu. Felsefe kitapları, psikoloji makaleleri, edebi metinler… Hepsi onun içsel yolculuğunun haritasıydı.

Toplumun ona biçtiği rollerle yüzleşmek kolay değildi. Mahalledeki kadınlar onun değişimini fark ettikçe ya uzaklaşıyor ya da merakla izliyordu. “Ne yapıyor bu kadın?” sorusu en çok sorulan soruydu. Hazal gülümsüyordu. Çünkü artık ne yaptığını biliyordu. Hayal kuruyordu. Ve bu hayaller onun için bir direniş biçimiydi.

Geceleri yazdığı hikâyelerde küçük kızlar yıldızlara dokunuyor, yaşlı kadınlar yeniden dans ediyordu. Her karakter onun içindeki bir parçayı taşıyordu. Ama Hazal kendini hiç yazmadı. Çünkü onun hikâyesi hâlâ yazılıyordu. Her gün, her sessizlikte, her hayalde biraz daha şekilleniyordu.

Bir akşam eşi bağırdı: “Bu saçmalıkları bırak artık. Gerçek dünyaya dön.” Hazal sessiz kaldı. Ama içinden bir cümle geçti: “Benim dünyam da gerçek. Çünkü ben varım.” Bu cümle onun içsel devrimini tamamladı. Artık sadece hayal kurmuyor, hayallerini yaşıyordu.

Rüyalarında sık sık bir orman görüyordu. Ağaçlar fısıldıyor, yapraklar ona yol gösteriyordu. Rüyanın sonunda bir göl kenarına ulaşıyordu. Suyun yüzeyinde kendi yansımasını görüyordu. Ama bu yansıma tanıdığı Hazal değildi. Gözleri daha derin, duruşu daha dikti. O an anladı: değişmişti. Sessizce, kimseye söylemeden, kendi içinden geçerek değişmişti.

Artık korkmuyordu. Baskı hâlâ vardı ama onun içindeki ses daha güçlüydü. Hayallerinin peşinden gitmek ona bir kimlik kazandırmıştı. Artık sadece hayal kurmuyor, hayallerini yaşıyordu. Ve bu yaşam, sessiz bir direnişin en güçlü hâliydi.

Hazal’ın hikâyesi, kırılmadan güçlenmenin bir örneğiydi. Toplumsal kalıplara, psikolojik baskılara, felsefi sorgulara rağmen kendi yolunu bulmuştu. Ve bu yol başka kadınlara da ışık olacaktı. Çünkü bir kadın hayal kurduğunda, dünya biraz daha değişiyordu.

04.10.2025
Mesime Elif Ünalmış 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...