Ana içeriğe atla

3. Bölüm KIRILMADAN GÜÇLENMEK Sessiz Bir “Hayır”: Sınırların Ardındaki Kendilik



KIRILMADAN GÜÇLENMEK  
 Sessiz Bir “Hayır”: Sınırların Ardındaki Kendilik  
KIRILMADAN GÜÇLENMEK  
 Sessiz Bir “Hayır”: Sınırların Ardındaki Kendilik  

“Bazen bir kelime, yılların sessizliğini bozar.”

Hazal o sabah uyandığında, göğsünde tanımlayamadığı bir sıkışma vardı. Sanki gece boyunca kalbinin üzerine görünmeyen bir yük oturmuştu. Gözlerini tavana dikti. Sessizlik hâkimdi ama huzur yoktu. İçinde bir şey kıpır kıpırdı. Bir karar, bir kırılma, bir başlangıç gibi.

Mutfağa geçti. Kahvesini hazırlarken elleri hafifçe titriyordu. Bu titreme korkudan mıydı, yoksa cesaretin ilk kıvılcımı mıydı, ayırt edemiyordu. Bugün bir şey değişecekti. Derinlerde bastırılmış bir ses yükseliyordu: “Artık yeter.”

Eşi, her zamanki gibi, “Bugün annemlere gidelim, sen de yemekleri hazırla,” dediğinde Hazal’ın kalbi bir an duraksadı. Bu cümle, yıllardır duyduğu ama artık taşıyamadığı bir yük gibiydi. Yutkundu. Boğazı düğümlendi. Ama bu kez susmadı.

“Bugün kendime zaman ayırmak istiyorum,” dedi.  
Cümle sade ama içindeki fırtınayı durduracak kadar güçlüydü.

Eşi sustu. O an evin havası değişti. Sanki duvarlar bile şaşırmıştı. Hazal’ın sesi, yılların sessizliğini delmişti. Kalbi hızla çarpıyordu. Ellerini masaya koydu, kendini sabitledi. İçinde bir çocuk ağlıyordu: “Beni neden hep susturdun?” Ama bir kadın da vardı: “Artık seni duyuyorum.”

Gün boyunca geçmişi düşündü. Annesinin “Kızım, kırma kimseyi” dediği anları… Öğretmeninin “Sen zaten sessizsin, sen yaparsın” dediği günleri… Her “evet” dediği an, bir parçası eksilmişti. Şimdi o eksilen parçaları geri çağırıyordu.

Defterini açtı. Elini kaleme uzattı.  
“HAYIR”  
yazdı. Büyük harflerle. Sanki bu kelime, yılların zincirini kırıyordu.

Yazarken gözleri doldu. Çünkü bu kelime sadece bir reddediş değil, bir kabuldü. Kendini kabul. İhtiyaçlarını, sınırlarını, yorgunluğunu… Hepsini.

O gece aynaya baktığında, gözlerinde bir yabancılık vardı. Ama bu yabancı, korkutucu değil; tanıdık bir misafirdi. Belki yıllardır görmediği “gerçek Hazal”dı. Gözleri doldu. Ama bu kez ağlamaktan utanmadı. Çünkü bu gözyaşları bir teslimiyet değil, bir direnişti.

“Hayır demek, kendime evet demektir,” diye fısıldadı aynaya.  
Ve aynadaki kadın, ilk kez ona gülümsedi.

05.10.2025
Mesime Elif Ünalmış 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...