Ana içeriğe atla

Hazal’ın Yolculuğu – Sessizlikten Umuda, Kırılmadan Güçlenmek



Hazal’ın Yolculuğu – Sessizlikten Umuda, Kırılmadan Güçlenmek  

Hazal, doğduğu kasabanın gri sokaklarında büyürken kimse onun içindeki fırtınayı fark etmedi. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir hayatın sessiz bir figürüydü; ama iç dünyasında yankılanan sesler, geçmişin gölgeleri ve geleceğin belirsizliğiyle örülüydü. Onun hikâyesi, bir kadının kendini bulma yolculuğu değil sadece—aynı zamanda suskunluğun, acının ve yeniden doğuşun hikâyesiydi.

İlk bölümde tanıştığımız Hazal, eski bir evde yalnız yaşamaktadır. Duvarlar geçmişin izlerini taşır; raflarda unutulmuş kitaplar, çekmecelerde saklı mektuplar… Her şey onunla konuşur ama kimse duyamaz. Bir gün, annesinden kalan eski bir defter bulur. Sayfalar arasında çocukluğuna dair kırık cümleler, yarım kalmış dualar ve suskunlukla yazılmış itiraflar vardır. Hazal, bu defterle birlikte geçmişin kapısını aralar.

Kasabaya yeni taşınan Mert, Hazal’ın hayatına beklenmedik bir dokunuş getirir. Mert, kendi yaralarını saklayan ama başkalarının acısını görebilen biridir. Hazal’ın sessizliğini fark eder ama onu zorlamaz. Aralarındaki bağ, kelimelerden çok bakışlarla kurulur. Mert’in varlığı, Hazal’ın içindeki karanlığa bir ışık gibi düşer. Ama bu ışık, her şeyi aydınlatmaz; bazı gölgeler daha da belirginleşir.

Hazal, rüyalarında sürekli aynı sahili görmeye başlar. Bu sahil, onun bilinçaltında bastırdığı bir olayın simgesidir. Mert ile birlikte bu sahili bulmak için yola çıkarlar. Yolculuk, sadece fiziksel bir keşif değil, aynı zamanda ruhsal bir çözülmedir. Sahile vardıklarında Hazal geçmişiyle yüzleşir: babasının kayboluşu, annesinin suskunluğu ve kendi içindeki boşluk… Bu yüzleşme onu parçalar ama aynı zamanda yeniden inşa eder.

Bir ses kaydı bulur sahilde. Babasına ait olduğunu düşündüğü bu kayıt, yıllarca saklanan bir gerçeği açığa çıkarır. Hazal, ailesinin geçmişindeki sırları öğrenmeye başlar. Bu sırlar onun kimliğini yeniden şekillendirir. Mert ona destek olmaya çalışsa da Hazal bu yolculuğu tek başına tamamlamak zorundadır. Çünkü bazı acılar yalnız yaşanır; bazı sorular yalnız cevaplanır.

Hazal, annesiyle yıllar sonra yüzleşir. Bu sahne, hikâyenin duygusal doruk noktalarından biridir. Annesi, yıllarca sakladığı bir sırrı açıklar: Hazal’ın babası bir gece kasabayı terk etmiş ama aslında bir hastalıkla mücadele ediyormuş. Onun gidişi bir kaçış değil, bir vedaymış. Hazal bu gerçeği öğrendiğinde öfke ve hüzün arasında sıkışır. Ama zamanla affetmenin ne olduğunu öğrenir.

Bir terapi günlüğü tutmaya başlar. Sayfalar doldukça Hazal’ın içsel çözülmesi derinleşir. Kendiyle konuşmayı öğrenir. Kendi sesini duymayı… Mert geri döner ama artık Hazal farklı bir kadındır. Onunla kurduğu bağ romantik bir ilişki olmaktan çıkar; iki ruhun birbirine dokunduğu bir dostluğa dönüşür.

Hazal, kasabada küçük bir kitap kafe açar. Bu kafe sadece kitapların değil, hikâyelerin de buluşma noktası olur. İnsanlar gelir, anlatır, dinler… Hazal artık sadece dinleyen değil, anlatan biridir. Kendi hikâyesini yazmaya başlar. Her cümle bir yara izi gibi; ama aynı zamanda bir iyileşme süreci…

Son bölümde Hazal sahilde gün doğumunu izlerken defterine şu cümleyi yazar:  
“Bazı hikâyeler acıyla başlar, ama umutla biter.”  
Bu cümle, onun tüm yolculuğunun özeti gibidir. Hazal artık geçmişin zincirlerinden kurtulmuştur. Kendi sesini bulmuş, kendi hikâyesini yazmıştır.

Hazal’ın hikâyesi sadece bir kadının dönüşümünü anlatmaz. Aynı zamanda suskunluğun nasıl bir çığlığa dönüşebileceğini, acının nasıl bir güce evrilebileceğini ve yalnızlığın nasıl bir yeniden doğuşa kapı aralayabileceğini gösterir. Her bölüm bir yara gibi açılır; ama sonunda hepsi bir bütün olur. Hazal artık sadece bir karakter değil—bir simge, bir ses, bir izdir.

Ve biz, onun hikâyesini okurken kendi içimizdeki Hazal’la karşılaşırız. Kendi suskunluklarımızla, kendi sahillerimizle, kendi defterlerimizle… Çünkü bazı hikâyeler sadece anlatılmaz. Yaşanır. Ve unutulmaz.

Mesime Elif Ünalmış  
12.09.2025

Benim sayfamı her gün ziyaret ederek yazdığım tüm serileri aralıksız takip eden siz değerli dostlarıma, kıymetli kalem arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum.  
Desteğinize her zamankinden daha çok ihtiyacım var. Her gün sizleri konuk etmek, bu dijital evde birlikte nefes almak beni derinden mutlu ediyor.  
İyi ki varsınız. Sizleri ağırlamak, bu yolculuğu birlikte yürümek benim için büyük bir onur.  
Değerli kalem dostlarım, varlığınız bu hikâyeyi gerçek kılıyor. Sevgiyle kalın. 

12.10.2025
Mesime Elif Ünalmış 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...