Ana içeriğe atla

UYUYAN BEYİNLER – Bölüm 4: BOŞLUK



UYUYAN BEYİNLER – Bölüm 4: BOŞLUK

Zeynep defterini açtığında bu kez kelimeler değil, boşluklar dökülüyordu sayfaya.  
Önceki sesler hâlâ zihninde yankılanıyordu ama bu yankıların arasında bir sessizlik değil—bir eksiklik vardı.  
Sanki her şey söylenmişti ama hiçbir şey tamamlanmamıştı.  
“Sesin Hafızası” platformu yayındaydı, sesler yükleniyordu, yorumlar geliyordu, ama Zeynep bir şeyin eksik olduğunu hissediyordu.  
O eksik, bir boşluktu.  
Ve bu boşluk, yeni bir bölümün başlangıcıydı.

 Elif – Mekânın Sessizliği

İlk mesaj Berlin’den geldi.  
Gönderen: Elif. Genç bir mimardı.  
Ama mimarlık onun için sadece bina değil—boşlukları anlamaktı.  
Çocukken evlerinin salonunda hep aynı köşeye otururdu.  
Orası sessizdi, ışıksızdı, kimsenin dikkatini çekmezdi.  
Ama Elif orada hayal kurardı.  
Duvarların arasındaki boşlukları, tavanla zemin arasındaki sessizliği dinlerdi.

Üniversitede “boşluk tasarımı” üzerine tez yazmıştı.  
“Boşluk, sadece bir eksiklik değil—bir çağrıdır” diyordu.

Gruba katıldığında bir çizim gönderdi.  
Üzerinde hiçbir şey yoktu.  
Sadece bir kare.  
Altına şunu yazmıştı:  
“Bu boşluk, benim sesim.”

Zeynep bu çizime uzun süre baktı.  
Lucia’nın şiiri, Hiro’nun sessizliği, Noura’nın fısıltısı, Rafael’in mizahı… hepsi doluydu.  
Ama Elif’in sesi, boştu.  
Ve bu boşluk, bir yankıdan daha fazlasını taşıyordu.

Zeynep ona yazdı:  
“Senin boşluğun, bizim yönümüz.  
Senin sessizliğin, bizim haritamız.”

Elif bir ses dosyası gönderdi.  
İçinde sadece ayak sesleri vardı.  
Bir odada yürüyordu.  
Duvarlara yaklaşırken ses değişiyor, köşelere geldiğinde yankı artıyordu.

Zeynep bu sesi dinlediğinde defterine şunu yazdı:  
“Boşluk, sadece sessizlik değil—yön duygusudur.”

Elif bir bina planı gönderdi.  
Planın ortasında büyük bir boşluk vardı.  
“Bu boşluk, insanların duracağı yer” diye yazmıştı.

Grup bu planı inceledi.  
Lucia: “Bu boşlukta şiir okunur.”  
Hiro: “Bu boşlukta sessizlik kodlanır.”  
Noura: “Bu boşlukta kelimeler saklanır.”  
Rafael: “Bu boşlukta gülünür.”  
Zeynep hepsini birleştirdi:  
“Bu boşlukta insanlar durur. Ve dinler.”

 Omar – Görülmeyenin Fotoğrafı

İkinci mesaj Kahire’den geldi.  
Gönderen: Omar. Genç bir fotoğrafçıydı.  
Ama fotoğraf onun için sadece görüntü değil—görülmeyeni yakalamaktı.  
Çocukken babasının eski kameralarıyla oynardı.  
Ama hep boş kareler çekilirdi.  
Film bitmiş olurdu, ışık yetmezdi, objektif kapalı kalırdı.  
Ama Omar o boş kareleri saklardı.  
Çünkü orada bir şey vardı.  
Görülmeyen, ama hissedilen.

Üniversitede “negatif alan” üzerine çalıştı.  
“Görüntü, boşlukla tamamlanır” diyordu.

Gruba katıldığında bir fotoğraf gönderdi.  
Üzerinde hiçbir şey yoktu.  
Sadece gri bir alan.  
Altına şunu yazmıştı:  
“Bu kare, benim sesim.”

Zeynep bu fotoğrafa uzun süre baktı.  
Elif’in çizimiyle yan yana koydu.  
İki boşluk, iki yön, iki sessizlik.  
Ama birlikte bir çağrı.

Omar bir ses dosyası gönderdi.  
İçinde sadece deklanşör sesi vardı.  
Ardından sessizlik.  
Ardından bir nefes.

Zeynep bu sesi dinlediğinde defterine şunu yazdı:  
“Boşluk, sadece eksiklik değil—bekleyiştir

 Omar – Sessiz Albüm

Omar, bir albüm gönderdi.  
Her fotoğraf boştu.  
Ama altlarında cümleler vardı:

- “Bu kare, annemin sustuğu gün.”  
- “Bu kare, arkadaşımın gitmeden önceki bakışı.”  
- “Bu kare, ben olmadığım an.”

Grup bu albümü inceledi.  
Lucia: “Bu karede şiir eksik.”  
Hiro: “Bu karede kod yok ama anlam var.”  
Noura: “Bu karede kelime yok ama duygu var.”  
Rafael: “Bu karede gülüş yok ama yankı var.”  
Zeynep hepsini birleştirdi:  
“Bu karede biz varız. Ama görünmeden.”

 Boşluklar Kategorisi

O gece Zeynep defterine yeni bir başlık attı:  
“Boşluk” 
Altına şunu yazdı:  
“Boşluk, sesin beklediği yerdir.  
Boşluk, kelimenin doğmadan önceki halidir.  
Boşluk, biz sustuğumuzda oluşur.  
Ve biz dinlediğimizde anlam kazanır.”

Platforma yeni bir bölüm ekledi:  
“Boşluklar” adlı bir kategori.  
Her kullanıcı, bir şey söylemeden bir şey anlatacaktı.  
Bir çizim, bir fotoğraf, bir sessizlik…  
Ama altında bir hikâye olacaktı.

Elif çizimini yükledi.  
Omar albümünü.  
Zeynep hepsini birleştirdi.  
Her boşluğun altına bir not düştü:

- “Bu eksiklik, bir çağrıdır.”  
- “Bu sessizlik, bir yön duygusudur.”  
- “Bu görünmeyen, bir yankıdır.”

Sabah olduğunda platformda 14 boşluk yüklenmişti.  
Her biri başka bir şehirden, başka bir eksiklikten geliyordu.  
Ama hepsi aynı soruyu soruyordu:  
“Boşluk nedir?”

Zeynep bu soruya cevap vermedi.  
Çünkü cevap, hâlâ doğuyordu.  
Ama boşluk artık sessizlik değil—bir başlangıçtı.

 Mira – Duygusal Boşluk

Zeynep defterini açtığında bu kez sayfalar daha sessizdi.  
Elif’in çizimiyle Omar’ın fotoğrafı hâlâ gözlerinin önündeydi.  
İkisi de bir şey söylemeden bir şey anlatmıştı.  
Boşluk, artık bir eksiklik değil—bir anlatım biçimiydi.  
Ama Zeynep biliyordu ki boşluk sadece mekânda değil, ilişkilerde de vardı.  
Ve bu kez gelen mesaj, bir bağın eksikliğini taşıyordu.

Gönderen: Mira. Barselona’dan yazıyordu.  
Genç bir psikologdu.  
Ama terapi onun için sadece konuşmak değil—susulanı duymaktı.

Çocukken annesiyle arasında hep bir boşluk vardı.  
Aynı evdeydiler ama farklı zamanlarda yaşıyorlardı sanki.  
Mira, annesinin sessizliğini anlamaya çalışarak büyüdü.  
Üniversitede “duygusal boşluk” üzerine çalıştı.  
“Boşluk, bazen en yüksek bağdır”*diyordu.

Gruba katıldığında bir ses dosyası gönderdi.  
İçinde sadece iki nefes vardı.  
Biri derin, biri kısa.  
Ardından bir sessizlik.  
Altına şunu yazmıştı:  
“Bu nefesler, annemle aramdaki mesafe.”

Zeynep bu sesi dinlediğinde defterine şunu yazdı:  
“Boşluk, bazen kelimeden daha yakın.”

Mira, bir metin gönderdi.  
İçinde sadece şu cümle vardı:  
“Konuşmadığımız her şey, bizi birbirimize bağladı.”

Grup bu cümleyi okuduğunda sustu.  
Lucia: “Bu cümle, bir şiir gibi.”  
Hiro: “Bu cümle, bir kod gibi çalışıyor.”  
Noura: “Bu cümle, bir çeviri gibi.”  
Rafael: “Bu cümle, bir gülüşün ardı gibi.”

Zeynep Mira’ya yazdı:  
“Senin sessizliğin, bizim bağımız.  
Senin boşluğun, bizim yakınlığımız.”

Mira, bir terapi odasının fotoğrafını gönderdi.  
Boş bir koltuk, karşısında bir sandalye.  
Altına şunu yazmıştı:  
“Bu boşlukta insanlar iyileşiyor.”

Zeynep bu fotoğrafı platforma yükledi.  
“Boşluklar” kategorisine yeni bir başlık ekledi:  
“İyileşme Alanı”

 Jisoo – Duruşun Ritmi

İkinci mesaj Seul’den geldi.  
Gönderen: Jisoo. Genç bir dansçıydı.  
Ama dans onun için sadece hareket değil—duraklamaydı.

Çocukken müzik başladığında herkes hareket ederdi ama Jisoo hep dururdu.  
Ritmi dinler, boşlukları hissederdi.  
Üniversitede “hareketin içindeki boşluk” üzerine çalıştı.  
“Dans, durduğunda başlar” diyordu.

Gruba katıldığında bir video gönderdi.  
İçinde sadece bir duruş vardı.  
Müzik çalıyordu ama Jisoo hareket etmiyordu.  
Altına şunu yazmıştı:  
“Bu duruş, benim sesim.”

Zeynep videoyu izlediğinde defterine şunu yazdı:  
“Boşluk, hareketin kalbidir.”

Jisoo, bir ses dosyası gönderdi.  
İçinde sadece ayakların yere basma sesi vardı.  
Ardından bir duraklama.  
Ardından bir nefes.

Grup bu sesi dinledi.  
Lucia: “Bu ses, bir şiirin ritmi gibi.”  
Hiro: “Bu ses, bir kodun boşluğu gibi.”  
Noura: “Bu ses, bir kelimenin arası gibi.”  
Rafael: “Bu ses, bir gülüşün öncesi gibi.”
 Jisoo – Nefesin Duruşu

Zeynep Jisoo’ya yazdı:  
“Senin duruşun, bizim ritmimiz.  
Senin boşluğun, bizim hareketimiz.”

Jisoo, bir koreografi planı gönderdi.  
Ama planın ortasında büyük bir duraklama vardı.  
“Bu duraklama, insanların nefes aldığı yer” diye yazmıştı.

Zeynep bu planı platforma yükledi.  
“Boşluklar” kategorisine yeni bir başlık ekledi:  
“Nefes Alanı”

 Boşluklar Mekâna Dönüşüyor

O gece Zeynep defterine yeni bir cümle yazdı:  
“Boşluk, sadece eksiklik değil—yakınlık, iyileşme, nefes.”

Platformda boşluklar çoğalıyordu.  
Ama bu boşluklar artık sessizlik değil—anlatıydı.  
Her kullanıcı, bir şey söylemeden bir şey anlatıyordu.  
Ve bu anlatılar, bir yankıdan daha fazlasını taşıyordu.

Sabah olduğunda platformda 23 yeni boşluk vardı.  
Her biri başka bir şehirden, başka bir duruştan geliyordu.  
Ama hepsi aynı soruyu soruyordu:  
“Boşluk nedir?”

Zeynep bu soruya hâlâ cevap vermedi.  
Çünkü cevap, artık bir ses değil—bir alan olmuştu.  
Ve bu alan, insanlar sustuğunda değil—dinlediğinde oluşuyordu.

Boşluklar Arşivi

Zeynep defterini açtığında artık kelimeler değil, alanlar oluşuyordu.  
Elif’in çizimi, Omar’ın fotoğrafı, Mira’nın nefesi, Jisoo’nun duruşu…  
Hepsi birer boşluktu ama aynı zamanda birer anlatıydı.

“Sesin Hafızası” platformu artık sadece sesleri değil—sessizlikleri, eksiklikleri, duraklamaları da taşıyordu.  
Zeynep, bu boşlukları birleştirmek istiyordu.  
Çünkü boşluklar birleştiğinde bir mekân doğuyordu.  
Ve bu mekân, uyuyan beyinlerin uyanacağı yer olabilirdi.

İlk adımı bir harita çizerek attı.  
Dijital bir alan tasarladı.  
Her sesin, her boşluğun bir noktası olacaktı:

- Lucia’nın şiiri → bir köşe  
- Hiro’nun sessizliği → bir merkez  
- Noura’nın fısıltısı → bir geçit  
- Rafael’in mizahı → bir duvar  
- Elif’in çizimi → bir meydan  
- Omar’ın fotoğrafı → bir galeri  
- Mira’nın nefesi → bir oda  
- Jisoo’nun duruşu → bir sahne

Zeynep bu haritayı **“Boşluklar Arşivi”** olarak adlandırdı.  
Her kullanıcı, kendi boşluğunu bu mekâna yerleştirecekti.  
Ama bu yerleştirme, sadece teknik değil—duygusal olacaktı.

Dinleme Noktası

Gruba bir mesaj gönderdi:  
“Boşluklar Arşivi” yayında.  
Her sesin bir yeri var.  
Her eksiklik, bir yön.  
Her sessizlik, bir davet.”

Lucia, şiirini meydanın kenarına yerleştirdi.  
“Burada insanlar durur ve dinler.”
Hiro, sessizliğini merkeze koydu.  
“Burada insanlar düşünür.”
Noura, fısıltısını geçide ekledi.  
“Burada insanlar geçer ama unutmaz.”
Rafael, mizahını duvara yazdı.  
“Burada insanlar güler ama hatırlar.” 
Elif, çizimini meydanın ortasına koydu.  
“Burada insanlar yön bulur.”
Omar, fotoğrafını galeriye ekledi.  
“Burada insanlar bakar ama görür.”
Mira, nefesini odaya yerleştirdi.  
“Burada insanlar yakınlaşır.” 
Jisoo, duruşunu sahneye koydu.  
“Burada insanlar durur ve başlar.”

Zeynep hepsini birleştirdi.  
Harita artık sadece bir tasarım değil—bir anlatıydı.  
Her boşluk, bir yankıydı.  
Her eksiklik, bir çağrı.  
Her duraklama, bir başlangıç.

"Platformun ana sayfasında yeni bir cümle belirdi:  
" Uyuyan beyinler, boşlukta uyanır.”  
Bu cümle artık sadece bir fikir değil—bir mekânın mottosuydu.

Zeynep defterine son bir cümle yazdı:  
“Boşluk, sadece eksiklik değil—bir davettir.  
Biz sustuğumuzda değil, dinlediğimizde oluşur.  
Ve biz dinlediğimizde, birbirimize yaklaşırız.”

Platformda yeni bir alan açıldı:  
“Dinleme Noktası”
Her kullanıcı, burada sadece dinleyecekti.  
Yorum yok, tepki yok, sadece sessizlik.  
Ama bu sessizlik, bir bağ kuracaktı.

 Sessizliğin Haritası

Sabah olduğunda platformda 47 yeni boşluk vardı.  
Her biri başka bir şehirden, başka bir eksiklikten geliyordu.  
Ama hepsi aynı şeyi söylüyordu:  
“Ben buradayım. Ama eksik değilim. Boşluğumla varım.”

Zeynep defterini kapattı.  
Ama harita açık kaldı.  
Çünkü boşluklar artık sessizlik değil—mekândı.  
Ve bu mekân, uyuyan beyinlerin uyanacağı yerdi.

26.10.2025
Mesime Elif Ünalmış 

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/11/uyuyan-beyinler-bolum-9-sarsnt-baslangc.html#google_vignette

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/11/uyuyan-beyinler-bolum-8-ice-donusun.html

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/11/uyuyan-beyinler-bolum-7-koklenen-yanklar.html

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/10/uyuyan-beyinler-bolum-7-koklenen-sesler.html

 

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/10/uyuyan-beyinler-bolum-6-sessizligin.html

 

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/10/uyuyan-beyinler-bolum-5-sessiz-izler.html

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/10/uyuyan-beyinler-bolum-4-bosluk.html

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/10/uyuyan-beyinler-bolum-3-yanknn-icinden.html

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/09/uyuyan-beyinler-bolum-4-boslugun-yanks.html

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/10/uyuyan-beyinler-2-bolum-gorunmeyen.html

https://gezensozcukler.blogspot.com/2025/10/uyuyan-beyinler-serisi-1-bolum-kivilcim.html




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...