Ana içeriğe atla

. 7.BÖLÜM YEDİNCİ BÖLÜM: OYUNLARLA GELEN DOSTLUK

 


7. BÖLÜM

YEDİNCİ BÖLÜM: OYUNLARLA GELEN DOSTLUK 


Son günler boyunca kamp alanında birçok önemli olay yaşanmıştı. Çocuklar çevre bilinci kazanmış, yangınla mücadele etmiş, yasadışı ağaç kesimine tanıklık etmişti. Tüm bu yaşananlar, onların doğaya ve insanlığın sorumluluklarına dair farkındalıklarını artırmıştı. Ancak bugün, ağır duygular yerine eğlenme zamanıydı.  


Sabah Sinem Hanım, çocukları büyük kamp alanında bir araya topladı. Hafif bir gülümsemeyle, onların yüzlerine baktı.  

"Son günlerde hepimiz çok şey yaşadık," diye başladı. "Yangınla mücadele ettik, doğayı korumanın ne kadar önemli olduğunu fark ettik, yasadışı ağaç kesimine şahit olduk. Ama şimdi, biraz eğlenmeye ihtiyacımız var! Hepiniz farklı ülkelerden geldiniz ve kendi kültürlerinizde oynanan çok özel oyunlar var. Bugün hepimiz birbirimizin oyunlarını öğrenelim!" 


Çocuklar bir anda heyecanlandı. İlk olarak Sofia öne çıktı ve ellerini dizlerine vurdu.  


"Brezilya’da en çok oynanan oyunlardan biri ‘Peteca’! Bu, yere vurmadan elimizle havada tutmaya çalıştığımız bir tür tüy topu oyunu. Hem el becerisi hem de hız gerektiriyor!"  


Birkaç dakika içinde herkes Peteca oynamaya başladı. Çocuklar birbirlerine pas atıyor, tüy topun yere düşmemesi için ellerinden geleni yapıyordu. Kamp alanında kahkahalar yankılanıyordu.  


Sonra Haruto söz aldı:  


"Japonya’da ‘Kendama’ çok popülerdir. Bu oyun bir çubuk ve top ile oynanır. Topu çubuğun uç kısmına denk getirmeye çalışıyoruz. Sabır ve denge gerektiriyor."


Herkes birer tahta çubuk aldı ve Kendama oynamaya başladı. İlk başta başarısız oldular, ama sonrasında birbirlerine destek vererek denemeye devam ettiler.  


Emil gülerek ekledi:  


"Almanya’da biz ‘Flitzpuck’ oynarız. Bu, küçük bir diskle masa üzerinde hızla kaydırma oyunu. Kimin diski en uzağa ulaşırsa, o kazanır."


Katana heyecanlandı:  


"Kenya’da en çok oynanan oyun ‘Mbube Mbube’. Bu bir grup oyunudur. Bir kişi kaplan olur ve gözleri kapalı şekilde diğerlerini yakalamaya çalışır. Kalanlar ise ona ‘Mbube, Mbube!’ diye seslenir!" 


Türk çocuklar da hemen kendi oyunlarını tanıttı:  


"Biz ‘Mendil Kapmaca’ oynarız. İki takım olur ve ortaya bir mendil koyarız. Hakem işaret verdiğinde en hızlı olan mendili kapmaya çalışır!"  


Oyunlar çeşitlenmiş, kamp alanı kahkahalarla dolmuştu. Çocuklar birbirlerinin kültürlerini deneyimliyor, farklı oyunların eğlencesini keşfediyordu. Gün boyunca herkes gülüyor, eğleniyor, belki de bugüne kadar görmedikleri bir kültüre dokunuyordu.  


Oyunlar bittikten sonra herkes yere oturdu. Gün boyu süren hareketin ardından kamp ateşi etrafında nefes almaya başladılar.  


Sinem Hanım çocuklara döndü:  


"Bugün çok eğlendik! Ama oyunlar sadece eğlence değil, aynı zamanda bir bağ kurma biçimi. Sizce bugün ne öğrendiniz?" 


Sofia hemen cevapladı: "Oyunun dili evrensel! Farklı kültürlerden geliyoruz ama hepimiz oyun oynarken aynı şeyi hissediyoruz: eğlence, heyecan ve dostluk!" 


Haruto başını salladı: "Her oyun, ait olduğu kültürü de anlatıyor. Japonya'daki oyunlar sabır ve denge gerektirirken, Brezilya'dakiler hız ve refleks istiyor. Yani oyunlar, insanların düşünme biçimlerini de gösteriyor!" 


Li dikkatlice düşündü ve sonra konuştu: "Bugün herkes kendi kültürünü paylaştı. Belki hayatın her alanında böyle olmalı. İnsanlar birbirlerini dinlerse, dünyada daha fazla dostluk olur."  


Sinem Hanım gözlerini çocukların üzerinde gezdirdi. Sonra derin bir nefes aldı.  


"Bugün çok önemli bir şey yaptınız. Sadece oyun oynamadınız, birbirinizi daha iyi tanıdınız. Kültürler bir araya geldi, farklılıklar birleşti. Eğer oyun oynarken bu kadar iyi anlaşıyorsak, belki dünyadaki yetişkinler de bir gün birbirlerini daha iyi anlayabilir. İnsanların birbirini dinlediği, hoşgörülü olduğu bir dünya daha güzel olur."  


O gece, çocuklar sadece eğlenmemişti. Yeni dostluklar kurmuş, dünyadaki farklılıkların bir zenginlik olduğunu hissetmişlerdi.  


Yeni bir gün, yeni keşifler onları bekliyordu.  


"Dostluk, birbirimizi anlamaktan doğar. Eğer oyun oynarken bile bir olabilirsek, gerçek hayatın içinde de birbirimizi destekleyebiliriz.

02.06.2025

Mesime Elif Ünalmış 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...