Ana içeriğe atla

3. Bölüm – Zehirli Ağacın İntikamı

 



3. Bölüm – Zehirli Ağacın İntikamı  


“Bazı ağaçlar susmaz. Sadece insan olmayı unutmuşlara cevap verir.”


Yıllar geçti.  

Güven artık genç bir delikanlıydı.  

Altın sarısı saçları rüzgârla dans ediyor, gözleri insanın içine sözcük söylemeden bakabiliyordu.  

Onu gören herkes “bir ışık” geçti derdi ardında.  

Ama dört çirkin kardeşi onun parıltısına kördü.  

Çünkü insanın kalbi kıskandığında, gözüne düşen perde yalnızca başka yüzlere kapanmaz — kendi vicdanına da duvar olur.

“O hepimizi gölgede bırakıyor!”  

“Biz de onun gibi doğabilirdik!”

“Oysa bizi bu köy lanetledi!”


Kardeşleri günbegün büyüyen bir iç sancısıyla kıvrılıyor, Güven’in her gülüşünde daha da kararıyorlardı.  

Ve bir gün, en büyükleri bu nefrete bir plan biçti.  

“Eğer ondan kurtulursak… belki de bizim yıldızımız parlamaya başlar.”


Plan karanlıktı.  

Köyün dışında, uğursuzluğu yıllardır anlatılan bir ağaç vardı.  

Zehirli Ağaç.  

Anne ve babalarının hatırasının kabuğunda kaldığı o yer.


Ağaç, yılda iki kez meyve verirdi.  

İlkbahardaki meyve ölüm getirirdi.  

Ama esas lanet…  

Sonbaharda açan mavi jelli, ışıldayan meyvelerdi.

Çünkü o meyve, dışarıdan güzeldi —  

ama içindeki sihir kötü bir niyetin kokusunu alır almaz sahibini lanetin içine çekerdi.


En büyük kardeş gönüllü oldu:  

 “Ben gidip getireceğim.”  

Ama ağacın niyeti, insanların niyetini çoktan tartmıştı.


Ağaç konuştu.  

“Hoş geldin çirkin adam…  

 İçin dışına yansımış.”


Adam irkildi.  

Ama dili tutulmuştu.  

Ağaç devam etti:


 “Beni iyi biri koparırsa dilek veririm.  

 Ama sen… sadece bir tuzaksın.  

Ödül istediğin şeyde gizlidir:  

Ve o da seni yutacak.”


Adam inandı.  

Ağaç onun zayıflığını okumuştu.  

Elini uzattı… ve meyveyi ısırdı.


Tam o anda vücudu kıvrıldı.  

Yüzü eridi.  

Ve bir kurbağaya dönüştü.


Kardeşleri onu göremeyince, diğerlerini gönderdiler.  

Her biri aynı kaderi paylaştı.  

Ağaçla konuştular.  

Ve ağaç her defasında onların içindeki karanlıktan beslenip şekil değiştirdi.


Sıra en küçük kardeşe geldiğinde, onu bir ses karşıladı.  

 “Kardeşim!... Buradayım!..”


Ses bir kurbağadaydı.  

Korkuyla titredi.  

Ama utanç, korkuyu bastırmıştı.


Ağacın önüne çıktı.  

 “Neden böyle bir ceza?” diye sordu.  

Ağaç kahkahalarla cevap verdi:


“Çünkü siz… kendi ışığınızla değil, başkasının gölgesiyle savaşmak istediniz.”


Küçük kardeş diz çöktü.  

İlk defa içi konuştu.


“Pişmanım.  

 Biz sadece onu kıskandık.  

Kötülüğe göz yummadım ama sessiz kaldım.”


Ağaç durdu.  

Yaprakları titremeyi kesti.  

Rüzgâr bile sessizdi artık.


Ve bir anlaşma yaptı:


 “Gidin. Güven’e gerçeği anlatın.  

 Eğer o sizi affederse, yeniden insan olursunuz.  

Ama yüzünüz… kalbinizle değişecek.  

 Güzellik ancak içten dışa yürür.”


Kardeşler ağlayarak ağacın etrafında toplandı.  

Dal eğildi.  

Üç parça meyve verdi.


En büyük kurbağa meyveyi ısırdı.  

Mavi jel… altın sarısına dönüştü.  

İkinci ısırıkla insan bedenine kavuştu.  

Ardından hepsi sırayla eski hâllerine döndü.


Ama lanet hâlâ bir şartla bağlıydı:  

Güven affetmezse, dönüş kalıcı olmazdı.

Evdeyse Güven pencerede oturuyordu.  

Abileri günlerdir yoktu.  

Sesi çıkmasa da kalbinde bir boşluk yankılanıyordu.  

Sonra… kapı çaldı.


Fürüze kapıyı açtı.  

Karşısında kardeşleri vardı.


Ağlamaya başladı.  

Nevra kucakladı.  

Güven dondu.  

Ama abileri gözlerinin içine baktı:


 “Sana oyun oynadık.  

Seni kıskandık.  

Sana zarar vermek istedik.  

 Ve affa ihtiyacımız var.”


Güven sadece bir cümle söyledi:


 “Affediyorum.  

 Ama unutmayacağım.  

 Çünkü affetmek unutmamakla başlar.”


Kardeşler yere çöktü.  

Ve ağlamaya başladılar.  

İlk kez… gerçekten gözyaşıyla.


Birkaç hafta içinde yüzleri değişmeye başladı.  

Göz altlarındaki morluklar silindi.  

Yanaklarına renk geldi.  

Sözleri yumuşadı.


Çünkü kalpleri yumuşadı.


Ve o günden sonra köyde şöyle denildi:


 “Zehirli Ağaç eskisi kadar lanetli değilmiş.  

Bir çocuk, ona su taşıdı.  

 Ve bir başka çocuk…  

ona dürüst gözyaşını sundu.”


Mini Anket: Zehirin Ardından, Gücün Sınırında


1. Güven gibi biri sana ihanet etmiş dört kardeşini affeder miydin?

   ▫️ Evet, çünkü affetmek içsel özgürlüğün kapısıdır  

   ▫️ Hayır, bazı yaralar yalnızca susarak kalır  

   ▫️ Kararsızım; affederdim ama yeniden güvenmek zor olurdu


2. Ağacın “Güzellik kalpten dışarı doğru yürür” sözü sence ne anlatıyor?  

   ▫️ Fiziksel görünüm aslında iç dünyanın yansımasıdır  

   ▫️ İnsan, iyileştikçe ışık saçar  

   ▫️ Güzellik, ancak iyilikle taşınabilir  


3. Kardeşlerden birinin hikâyesi seni duygusal olarak en çok etkiledi mi? 

   ▫️ En küçük kardeş — pişmanlığı içten gelen tek kişi olduğu için  

   ▫️ En büyük kardeş — kurbağaya dönmesiyle gururu yok oldu  

   ▫️ Güven — affetmesi bile sustuğu kadar güçlüydü  


💬 Cevaplarını yaz, masala dokun. Çünkü bu hikâyede artık sen de varsın.

30.06.2025

Yazan; Mesime Elif Ünalmış


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...