Ana içeriğe atla

Onuncu Bölüm– İkna Etmek

 


Onuncu Bölüm– İkna Etmek  

Gargamel burunlu çirkin kadının evinde sessizlik vardı. Tahta zemin her adımda geçmişin çığlığı gibi inliyor, rüzgâr pencerelere değil, içerideki kırılgan sessizliğe çarpıyordu. Güven çaydanlıkta kaynayan suyun sesine kulak vermeye çalıştı; ne diyeceğini, nasıl yaklaşacağını içinde binlerce kez tartmıştı. Kadın yaşlıydı, ama gözleri hâlâ eskisi kadar sivri ve tetikteydi. Güven derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.


Sesi sanki içerideki havaya dokundu: yavaşça, incitmeden. Önce kim olduğunu söyledi. Sonra o ağacı… o meyveyi… ardından gelen laneti… Ve çocuklarını… Bütün kardeşlerini… Sonra karısı Bahar’ı… karnındaki bebeği… Ve en sonunda onunla karşılaşmak için çıktığı bu yolculuğu anlattı.


Kadın bir süre onu süzdü. Ardından hiç beklenmedik bir çeviklikle ayağa fırladı. Gözleri alev gibi parladı. Güven’in kalbi göğsünde çırpındı, ama sakin kalmaya çalıştı. Yavaşça doğruldu, elleriyle kadının omzuna dokundu. “Lütfen… Sonuna kadar dinleyin beni,” dedi. Kadın durdu. Birkaç saniye geçmişin duvarı ile şimdi arasındaki kararsızlıkta sallandı. Ve sonra oturdu.


Güven anlatmaya devam etti. Gözyaşlarını saklamadan. Gargamel burunlu çirkin kadın ilk başta suskundu. Ama sonra gözlerinin kenarında bir damla titreşti. Ve ardından yaşlar usulca aktı. Güven sözlerini yumuşattı: “Sana hiç kimse sarılmamış olabilir. Ama ben seni suçlamıyorum. Hatta… sana yardım etmek istiyorum.”


Kadın başını eğdi. “Pişmanım,” dedi. “Ama bu zamana kadar kimseden sevgi görmedim. Ben de sevmeyi unuttum. Bu yüzden geri dönemedim. Ne gerek var diye düşündüm… Zaten sevilmeyecektim.”


Güven dizlerinin üzerine çökerek avuç içlerini yukarı çevirdi. “Sana sevgi değilse bile… huzur getirmek istiyorum. Lütfen... gel benimle. Zehirli ağacın yanına gidelim. Bedduanı geri al. Böylece… doğacak çocuğumun kalbinde karanlık değil, ışık büyüsün.”


Kadın bir anda kahkaha attı. Bu kahkaha neşeden değil; yılların acısını saran bir savunmaydı. Ama kahkahanın içinde kırık bir şey vardı. “Sen beni affettin. Ama ben kendimi affedemedim,” dedi. Güven başını kaldırdı. “Affetmek… bazen başkasının kalbine değil, kendi kalbinin kapısına mektup bırakmaktır. Sana yeni bir hayat sunuyorum. Yanında olacağım.”


Kadın sustu. Sessizlik bir süre sonra karara dönüştü. “Tamam,” dedi. “Hayatımın son anlarında iyilik yapmak istiyorum.” Güven ayağa fırladı. “Gerçekten mi?” Kadın küçük bir tebessümle başını salladı.


Ve ilk kez… biri ona sarıldı.


Kadın bir taş gibi dondu önce. Sonra yavaşça gevşedi. İçindeki tüm o karanlık, sanki o sarılmanın sıcaklığında çözülmeye başladı. “Bunu hiç yaşamamıştım,” dedi.


Güven onu koluna aldı. Gün ağarmadan eve vardılar. Bahar kapıyı açtığında yüzünde şaşkınlık vardı. “O mu?..” diye sordu. Güven sadece gülümsedi. Bahar sessizce eğilerek kadının ellerinden öptü. Kadın bir kez daha titredi. Bu evde… kırılmak yasak değildi. Bu evde… iyilik suç değildi.


O gece kadına en güzel yemekler hazırlandı. Çarşaflar güneşte kurutulmuş gibi kokuyordu. Sobada nar gibi kızaran kestaneler kabuklarını çatlatırken kadın pencereye bakıyordu. Sessizce, yıllar sonra ilk kez huzurla uyudu.


Sabah erkenden yola çıktılar. Üç kişi. Ama sanki üç kuşak: geçmiş, bugün ve doğacak gelecek. Zehirli ağacın önüne vardıklarında rüzgâr durmuştu. Ağaç titredi. Gargamel burunlu kadını görünce, köklerinden sanki bir fısıltı yayıldı: “Hoş geldin.”


Kadın bir süre ağaca baktı. Sonra ellerini kaldırdı.


“Sana ettiğim tüm bedduaları geri alıyorum,” dedi.  

“Bu dünyada kim varsa… affediyorum,” diye ekledi.


Ağaç birden sarsıldı. Tüm meyveler bir anda yere döküldü. Renkleri akıyor, toprağa karışıyor, sanki kirli bir geçmiş toprağın altında kayboluyordu. Derken ağaçtan bir ses geldi; uğultulu, tanıdık ama yepyeni: “Ben yeniden doğuyorum.”


Bir sis yükseldi. Ardından ışık. Bahar karnını tutarak nefesini tuttu. Bebek... ilk kez öyle güçlü tekme atmıştı ki, annesinin kalbi sevinçle çarpmıştı. Ağaç altın sarısına dönüştü. Dalları yukarı değil, her yöne açıldı: çünkü bu ağacın artık tek bir gölgesi değil, herkese vereceği bir ışığı vardı.


Ama kadın birden sendeledi. Güven onu tuttu. “Ne oldu?”


Kadın gülümsedi. “Bu benim sonum, oğlum.”


Güven ürperdi. “Hayır…”


“Bedduamı geri almak… bu dünyayla bağımı kesmek demekti. Ama artık korkmuyorum. Çünkü sen… bana huzuru tattırdın. Beni bu ağacın altına göm. Orası... benim gözyaşımın toprağı olsun.”


Kadının bedeni gözleri açıkken soldu. Elinde Güven’in eli. Dudaklarında bir tebessüm. Güven üzerine hırkasını örttü. Ve kadın, lanetin başladığı yere... iyiliğin mezarı değil, yeniden doğuşun tohumu olarak gömüldü.


Ağaç başını salladı. Dalları rüzgâr yokken kıpırdadı. Ve şöyle dedi:


“Artık hiçbir dileğin karşılıksız kalmayacak.”


Güven ve Bahar başlarını eğdiler. Minnetle. Çünkü bu yolculuk, sadece bir kadını değil… zamanın kırık kemiklerini iyileştirmişti.


 Mini Anket – Affın Kökünde Doğmak


1. Gargamel burunlu kadının “beni sevmeyecekler diye geri dönmedim” sözü sende ne hissettirdi?  

▫️ Toplumdan dışlanmanın en derin acısı, sevilmeye layık olmadığına inanmak  

▫️ Kötülüğün çoğu zaman sevgisizlikten doğduğunu fark ettim  

▫️ Hiçbir insan, sevgisiz büyümemeli


2. Zehirli ağacın ışığa dönüşmesini bir kelimeyle anlat desek, sen hangisini seçerdin?  

▫️ Kefaret  

▫️ Diriliş  

▫️ Arınma


3. Masalın bu bölümünde seni en çok etkileyen an hangisiydi?  

▫️ Güven’in kadına sarılması  

▫️ Kadının tek cümleyle dünyayı değiştirmesi  

▫️ Ağaçla birlikte doğanın da arınması  


💬 Yorumlara yaz:

Sen olsaydın kadına ne derdin?  

Ve bu bölüm sence affın bir öyküsü müydü, yoksa yeni bir hayatın tohumu mu?

09.07.2025

Yazan: Mesime Elif ÜNALMIŞ




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...