Ana içeriğe atla

Mira ve Mikroskobun Altındaki Dünya Bölüm 5: Görünmeyen Dostlar

 


Mira ve Mikroskobun Altındaki Dünya  

Bölüm 5: Görünmeyen Dostlar


O sabah sınıfta garip bir sessizlik vardı. Genelde sabahları ilk sözü söyleyen Deniz, bu kez sırasına başını yaslamış, gözlerini kapatmış duruyordu. Mira yaklaşınca onun nefesinin hafifçe hızlandığını fark etti.


“Deniz iyi misin?” diye fısıldadı.


Deniz gözlerini zorla açtı. “Biraz ateşim var… galiba üşüttüm.”


Öğretmen hemen müdahaleyi yapıp velisini çağırdı. Mira, arkadaşının arkasından hüzünle baktı. Sonra kendi kendine şöyle fısıldadı: “Hastalıklar… görünmeyen şeyler ama bizi nasıl da etkiliyor.


Bilim dersinde konu bakterilerdi. Öğretmen tahtaya kocaman yazdı: “Bakteriler: Hepsi Kötü Değil!”


Mira başta şaşırdı. Bakteri dendiğinde hep hastalıklar, mikroplar aklına gelirdi. Ama öğretmen anlatmaya başladığında işler değişti.


“Bazı bakteriler zararlıdır evet, tıpkı şu anda Deniz’i hasta eden gibi. Ama bazıları olmazsa ne yapardık, hiç düşündünüz mü?”


“Mesela yoğurt!” dedi öğretmen göz kırparak. “İçindeki canlı bakteriler sayesinde yoğurt oluşur. Vücudumuzun içinde de milyonlarca dost bakteri var. Sindirime yardım ederler, bağışıklık sistemini desteklerler.”


Mira gözlerini açtı. “Yani... bakteriler hem kötü hem iyi olabilir. Karanlıkta parlayan ışıklar gibi.”

Evde akşam yemeğinde babası masaya yoğurt koyarken Mira duraksadı.


“Baba, yoğurtta canlı bakteri varmış.”


Babası şaşkın baktı. “Ne? Bu yoğurt canlı mı?”


“Hayır hayır,” dedi Mira gülerek. “İçinde yaşayan faydalı bakteriler var. Biz onları yiyince onlar da bize yardım ediyor. Yani... biz mikroskobik arkadaşlar yiyoruz aslında!”


Annesi güldü. “Demek ki soframızda görünmeyen misafirler varmış.”

Ertesi gün Deniz tekrar okula döndü. Mira yanına koştu.


“Seni özledik! Bu arada... vücudundaki bakterilerin bir kısmı seni hasta etti ama diğer kısmı seni korudu.”


Deniz kafasını eğdi. “Hepsi kötü değil mi  öyle sanıyordum.”


“Ben de öyle sanıyordum,” dedi Mira. “Ama bazen kötü sandıkların, sana en iyi öğretileri sunar.”


Dersin ilerleyen saatlerinde öğretmen, bakterilerin doğadaki görevlerinden bahsetti. Toprağı zenginleştiren, ölü yaprakları parçalayan, doğanın dönüşümünü sağlayan bakteriler…


Mira tahtaya baktı ve kendi kendine mırıldandı:


“Demek bakteriler... doğanın geri dönüşüm uzmanlarıymış. Onlar çalışmazsa toprak uyanamaz…

O gün bilim kulübünde çocuklar arasında küçük bir sohbet döndü:


 “Benim annem sirkeyi evde mayalıyor,” dedi Derin. “Orada da iyi bakteriler varmış.”

  “Ben turşudaki canlıları duydum,” dedi Baran. “Ama yemek deyince aklıma mikrop gelmezdi!”

  “Vücudumuzda bu kadar çok bakteri varsa…” dedi Mira, “belki de biz tek başımıza değilizdir. Bizi biz yapanlar görünmeyen dostlarımızdır.”


Herkes gülümsedi.


O akşam Mira, günlüğüne şöyle yazdı:


  “Bugün, dost ve düşmanı ayırt etmenin bazen dıştan mümkün olmadığını anladım. Bir şey küçükse kötü demek değil. Ve bir şey görünmüyorsa önemsiz değil. Aslında iyi olan çoğu şey… sessizdir.”


🧬 Mini Bilim Bilgisi: İyi ve Kötü Bakteriler


Faydalı bakteriler: Yoğurt, turşu, kefir gibi fermente gıdalarda bulunur. Sindirime yardımcı olur, bağışıklık sistemini güçlendirir.

Zararlı bakteriler: Hastalıklara neden olabilir. Ancak bağışıklık sistemiyle mücadele edilebilir.

Doğada bakteriler: Toprakta, sularda, hatta bitkilerin köklerinde yaşarlar. Azot döngüsü gibi hayati görevleri vardır.


 💭 Düşün, Hisset, Konuş


- Sence bir şeyin "iyi" ya da "kötü" olduğunu ne belirler?  

- Hiç korktuğun bir şeyin, sana faydalı olduğunu fark ettin mi?  

- Bakterilerin bir sesi olsaydı, sana ne söylerlerdi?  

- İnsan vücudu milyarlarca canlıyla doluysa, biz aslında yalnız mıyız?

15.07.2025

Mesime Elif Ünalmış 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...