Ana içeriğe atla

Mira ve Mikroskobun Altındaki Dünya Bölüm 19: Yön Seçmek – Bilimle Kurulmuş Bir Hayalin Eşiğinde

 


Mira ve Mikroskobun Altındaki Dünya  

Bölüm 18: Bilimi Anlatmak – İlk Işık, İlk Söz, İlk Cesaret


Sınıfta bir koşuşturma vardı. Panolar hazırlanıyor, masalara renkli deney düzenekleri konuyordu. Bugün “Bilim Günü”ydü ve Mira gönüllü olmuştu: küçük sınıflara basit bir deney gösterecek, anlatacaktı.


Ama Mira sabah uyanırken içinde bir şeyin titrediğini hissetmişti.


“Ya yanlış anlatırsam?”

Ya saçma görünürsem?” 

“Ben daha kendimi zor anlatıyorum...”


Ama sonra dolabının içindeki mikroskobuna baktı. Yanında defteri, içinde aylarca yazılmış notlar.


“Ben artık sadece izlemiyorum. Görüyorum. Ve… söyleyebilirim.”

Hazırlıklar sırasında öğretmeni yanına geldi.

“Mira, ne anlatmayı planlıyorsun?”


“Nefes deneyini. Balonla akciğer modeli. Ama anlatırken sinirlenirlerse… ya sıkılırlarsa?”


Öğretmeni eğildi: “Bilimi anlatmak, sadece bilgiyle değil kalple olur. Sen ne hissettiysen, onu anlat. Gözünle değil, iç sesinle göster. Merak, bulaşıcıdır.”


O cümle Mira’nın kalbinde yankılandı.


Sunum zamanı geldi. Mira masanın başında, elinde balonla, içi pamuk dolu iki pet şişeyle duruyordu. Karşısındaki çocuklar 7–8 yaşındaydı.


“Merhaba,” dedi yavaşça. “Ben Mira. Bugün birlikte… nefesin gizli yolculuğunu izleyeceğiz.”


Çocuklardan biri parmak kaldırdı.


“Sen öğretmen misin?”


Mira gülümsedi. “Ben... bir meraklıyım. Ama belki bir gün öğretmen olurum. Belki bilim anlatan biri olurum. Bilirsiniz ya—soru soranlardan.”


Deneyi birlikte yaptılar. Balonlar şişerken çocukların gözleri parlıyordu. Mira onların sorularını not aldı: “Ciğerimizde balon patlarsa ne olur?” “Bebekken de nefes aynı mı?”


Her biri bir pencere gibiydi: Mira’nın içinde açılıyordu.

Günün sonunda öğretmeni ona yaklaştı.  

“Bugün yalnızca deney göstermedin, kalbine uzanan yolu da anlattın. İleride, bilimi çocuklara anlatmayı ister misin?”

Mira başını salladı.  

“Belki bilim insanı değil… bilim _anlatıcısı_ olurum.”


O gece günlüğüne yazdı:


 “İlk kez birisi bana baktı ve ‘anlatabilirsin’ dedi. İlk kez gözler değil, kelimelerim parladı. Belki ben bir laboratuvarda değil, bir hikâyede çalışırım. Bilim mikroskoptan değil—kalpten geçer.”


🎙️ Mira’nın Bilim Notları


-Bilim iletişimi: Bilgiyi toplumla buluşturmak, özellikle çocuklara anlatmak ayrı bir beceridir.

- Anlatım gücü: Duygu, örnekleme ve samimiyetle birleştiğinde öğrenme hızlanır.

- Eğitimci bilim insanları: Carl Sagan, Jane Goodall gibi figürler, bilimsel bilginin halkla buluşmasında öncüdür.

- İlk sahne korkusu: Doğal bir heyecandır. Zamanla yerini anlatma isteğine bırakır.


 💡 Haydi Hisset, Hatırla, Hayal Et:

- İlk kez bir şey anlattığında en çok ne hissettin?  

- Bilim sadece laboratuvarda mı olur? Sence sokakta da anlatılır mı?  

- Bilgi anlatıldıkça çoğalır mı, derinleşir mi?  

- Sence sen en çok neyi anlatmak isterdin?

28.7.2025

Mesime Elif Ünalmış 


Emeğe değer veren kalplere sesleniyorum—yorumlarınla buradayım.

Bu hikâye kişisel bir üretimdir. Lütfen emek ve yaratıcılığa saygı gösteriniz.”



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...