Ana içeriğe atla

Mira ve Mikroskobun Altındaki Dünya Bölüm 2: Bir Damla Evren

 Mira ve Mikroskobun Altındaki Dünya  
Bölüm 2: Bir Damla Evren


Sabah güneşi, Mira’nın penceresinden içeri gizlice süzülmüş; yorganın altından sarkan parmak uçlarını hafifçe ısıtmıştı. Gün başlamadan önce bile Mira’nın içinde ince bir kıpırtı vardı. O, güne uyanmıyordu—gün, onunla uyanıyordu sanki.


O gün ilk bilim dersiydi. Mira’nın çantası hazır, ayakkabıları kapının önünde, yüzünde merakla karışık o tanıdık heyecan vardı. Kahvaltı masasındaki sessizlik bile alışılmadık bir şekilde derindi.


Annesi fincanındaki çayı karıştırırken sordu: “İlk ders neymiş bugün?”


Mira’nın gözleri parladı. “Bir damla su!”


Annesi kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Bir damla su?”


“Evet! Mikroskobun altına konulacak! İçinde neler olduğunu inceleyeceğiz,” dedi Mira coşkuyla. “Bir damlanın içindekileri düşün anne… İçinde ne var, kim bilir!”


Annesi gülümsedi. “Bazen en büyük sırlar en küçük şeylerin içindedir, derler."


Okula vardıklarında, bilim odasında her şey yerli yerindeydi: cam tüpler, renkli sıvılar, büyüteçler… ama Mira’nın dikkati mikroskopların çevresindeki masaya kaymıştı. Öğretmenleri, elinde damlalıkla geldi. Küçük bir su kabından şeffaf bir damlayı dikkatle aldı, sonra mikroskop lamına yerleştirdi.


“Bugün bir damla suda neler olduğunu göreceğiz,” dedi. “Ama sadece gözünüzle değil... hayal gücünüzle de bakın.”


Mira’nın sırası geldiğinde, kalbi hızla atıyordu. Gözünü merceğe dayadı ve... önce hiçliğe benzeyen bir boşluk gördü. Ardından, sanki evrenin içine düşmüş gibiydi.


Küçük, titrek varlıklar... biri damla gibi ama kolları uzuyor... diğeri sivri kenarlı, deli gibi zıplıyor... bazıları sanki tüy gibi dalgalanarak yüzüyor.


“Mira, gördüklerine dikkat et,” dedi öğretmeni. “Paramesyumlar, amipler ve öglena gibi tek hücreli canlılar bunlar. Gözle göremediklerimiz ama yaşamın temellerinden onlar.”


Mira fısıldadı: “Bir damla su, aslında bir gezegenmiş... Hem de görünmeyen canlılarla dolu. Hepsi orada yaşıyor, yemek arıyor, saklanıyor...”

Ders bittiğinde Mira koşarak eve geldi. Sofrada annesi ve babası oturuyordu. Mira hemen çantasını açtı, defterini çıkardı.


“Bugün bir damla suyu inceledik! Gerçekten inanılmaz! İçinde... yürüyen şeyler vardı. Ayakları yoktu ama hareket ediyorlardı. Bazılarının kafası yoktu ama yaşıyorlardı! İsimlerini bile öğrendim! Paramesyum, amip, öglena... Hepsi tek hücreliymiş!”


Babası başını kaşıdı. “Tek hücreli ama yaşıyorlar mı yani?”


“Evet! Kendi başlarına yemek bulabiliyorlar, bazıları ışığı seviyor, bazıları karanlığı! Biri vardı, sanki battaniyesini sallıyor gibi yüzüyordu. Silia deniyor o tüy gibi şeylere.”


Annesi yumuşak bir sesle sordu: “Peki sen ne hissettin?”


Mira duraksadı. Gözleri hafifçe parladı. “Hissettim ki... görünmeyenler de varmış. Ve onlar da önemliymiş. Bir damla küçücük ama içinde koskocaman hayatlar var. Sanki... hayat, mikroskobun içinden beni selamladı.”

O gece Mira, defterine bir hikâye yazdı. Sayfanın en üstüne şunu yazdı:


 “Bir Damla Evren — İçinde minik canavarlar yoktu. İçinde minik sırlar vardı. Sanki su, şeffaf bir kitaptı ve sayfalarını mikroskopla çeviriyorduk.”


Altına da şu notu ekledi:


 “Belki de bir damla değilim ben. Belki de koskocaman bir evrenim.”

Ertesi sabah, okula giderken Mira sessizdi. Annesi onun düşünceli halini fark etti.


“Bugün ne düşünüyorsun minik gezgin?”


“Düşünüyorum da...” dedi Mira yavaşça, “biz bir damla gibi olabilir miyiz? İçimizde başka hayatlar olabilir mi?”


Annesi gülümsedi. “Duygularımız var ya, işte onlar içimizdeki hayatlar. Sevinç bir paramesyum gibi neşeyle yüzüyor, hüzün bir öglena gibi kıvrılıyor... Duygular da görünmez ama gerçek.”


Mira’nın Merceği: Mini Araştırma Notları


Paramesyum: Suda yaşayan, silia adı verilen tüylerle hareket eden, mikroskobik canlı.


Amip: Şeklini değiştirebilen, yalancı ayaklar oluşturarak hareket eden tek hücreli.


Öglena: Hem bitki hem hayvan özellikleri taşıyan ilginç bir canlı. Fotosentez de yapabiliyor!


Tek Hücreli Nedir? Bir hücreden oluşan canlıdır. Gözle görülmez ama yaşar, beslenir ve çoğalır.


 Düşün, Hayal Et, Yaz…


1. Eğer bir tek hücreli olsaydın, suda nasıl yüzerdin?  

2. Sence biz de bir başkasının mikroskobunda olabilir miyiz?  

3. Bir damla suya en çok hangi duygu benzer: Sevinç mi, korku mu, merak mı?  

4. Paramesyumlar gibi sessizce bir şeyler başarmak mümkün mü?  

5. Görünmeyen şeyleri görmek için göz yeterli midir?


12.07.2025

Mesime Elif Ünalmış 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...