Ana içeriğe atla

10. Bölüm – Karanlıkta Parlayan Sesler: Cesaret Gecesi ve Korku Merdiveni




 10. Bölüm – Karanlıkta Parlayan Sesler: Cesaret Gecesi ve Korku Merdiveni  

 Yaş Grubu: 7+ (Duygularını yeni tanımaya başlayan çocuklar için)

Sınıfta heyecanlı bir fısıltı vardı—bu gece “Cesaret Gecesi”ydi.  
Işıklar kapatıldı. Her çocuk küçük bir çadıra girdi.  
Görev: sadece bir el feneriyle, karanlıkta, korkusunu fısıldamak.  
Gülce’nin kalbi küt küt atıyordu.  
Karanlık çadır… titrek bir ışık… yalnızlık…  
Bir ses diyordu: “Yapamazsın.”  
Başka bir ses fısıldadı: “Deneyebilirsin.”

Zeynep başladı.  
“Ben yüksekten korkuyorum,” dedi.  
Ali: “Ben karanlıkta yalnız kalmaktan korkuyorum.”  
Sıra Gülce’ye geldi.  
Adımları yavaşladı.  
Öğretmen Elif ona gülümsedi.  
“Hazır değilsen sorun değil,” dedi.  
Gülce başını salladı.  
“Deneyeceğim,” diye fısıldadı.
Gülce çadıra girdi.  
El fenerini yaktı.  
Işık yüzünü aydınlattı.  
Sesi titriyordu:  
“Ben… ben karanlıktan korkuyorum.  
Ama bu ışıkla birlikte,  
korkum biraz daha küçük hissediliyor.”

Ertesi gün sınıfta “Cesaret Merdiveni” çizildi.  
Öğretmen Elif tahtaya bir merdiven çizdi.  
Her basamakta bir kelime vardı:  
- Endişe  
- Korku  
- Deneme  
- Cesaret  
- Hafiflik

Çocuklar duygularını ekledi.  
Ali: “Korku – yalnızlık.”  
Zeynep: “Endişe – annem geç kaldığında.”  
Gülce “Deneme” basamağına bir yıldız çizdi.  
Yanına yazdı:  
“Karanlığa girdim. El fenerim vardı. Korkum biraz küçüldü.”
Öğretmen Elif tahtaya yazdı:  
“Cesaret, korkunun yokluğu değildir.  
Korkuya rağmen atılan bir adımdır.”

Sonra bir görev verdi:  
“Bugün bir korkuna isim ver—ve ona doğru bir adım at.”

Gülce günlüğüne yazdı:  
“Bugün korkumla tanıştım.  
Adı karanlıktı.  
Ama ışığımla yürümeye başladım.  
Ve cesaretim bir basamak yukarı çıktı.”

23.12.2025
Mesime Elif Ünalmış 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...