Ana içeriğe atla

Duygu Dedektifleri – Bölüm 2: Gülce ve Kızgın Balonun Güncesi | Sessiz Patlama, Sessiz Sarılma




Duygu Dedektifleri – Bölüm 2: Gülce ve Kızgın Balonun Güncesi | Sessiz Patlama, Sessiz Sarılma


Hedef Yaş Grubu: 6–9 yaş arası çocuklar  
Bu bölüm, çocukların öfke duygusunu tanıma, ifade etme ve sağlıklı şekilde yönlendirme becerilerini geliştirmeyi amaçlar. Sessiz çocukların içsel dünyasına empatiyle yaklaşır, sınıf içi duygusal iletişimi destekler.

Gülce artık sınıfa alışmıştı. Sessizliğiyle, ciddi yüzüyle ama gözleriyle konuşarak…  
Bir sabah sınıfa girdiğinde herkes “duygu taklidi” oyununa dalmıştı.  
Zeynep, Ali ve diğerleri kahkahalarla oynuyordu.  
Ama kimse Gülce’yi çağırmamıştı.  
Gülce’nin içi birden karıncalandı.  
“Beni fark etmediler,” diye düşündü.  
Ama sesi çıkmadı.  
Sadece gözleri kısıldı, elleri yumruk oldu, ayakları yere sert bastı.

Öğretmen Elif hemen fark etti.  
Gülce’nin yüzü hâlâ ciddiydi ama bu kez farklıydı.  
“Gülce, bugün içinden ne geçiyor?” diye sordu.  
Gülce başını çevirdi.  
“Hiçbir şey,” dedi. Ama sesi biraz titriyordu.  
Elif gülümsedi. “Bazen hiçbir şey, çok şey demektir.”

O gün Elif sınıfa bir kutu getirdi.  
Üzerinde “Kızgın Balonlar” yazıyordu.  
Her çocuk bir balon seçti.  
“Bu balonlar sizin öfkenizi taşıyacak,” dedi Elif.  
“İçine fısıldayın. Ama bağırmadan. Sessizce anlatın.”
Gülce kırmızı bir balon aldı.  
Balona eğildi.  
“Beni görmediniz,” dedi.  
“Ben de oyunu seviyorum ama kimse beni çağırmadı.”  
Balon hafifçe şişti.  
Gülce’nin gözleri doldu ama ağlamadı.  
Sadece balonu sıktı.

Ali yanına geldi. “Ben seni çağıracaktım ama balonla uğraşıyordum.”  
Zeynep ekledi: “Sen hep sessizsin. Seni unutmadık, sadece duyamadık.”

Gülce başını salladı.  
“Ben kızdım ama bağırmadım. İçimden bağırdım.”  
O gün duygu defterine şunu yazdı:  
“Bugün kızdım. Ama kimse duymadı. Belki balon duymuştur.”

Sınıfın her köşesinde bir balon vardı. Kırmızı, mavi, sarı, yeşil…  
Her biri bir çocuğun duygusunu taşıyordu.  
Elif tahtaya yazdı: “Öfke = Enerji”  
“Öfke kötü değildir,” dedi. “Ama onu nasıl kullandığımız önemlidir.”

Ali balonuna bağırdı: “Ödev çok zor!”  
Zeynep balonuna fısıldadı: “Kardeşim oyuncağımı kırdı!”  
Gülce yine balonuna eğildi.  
“Beni görmediniz,” dedi. Bu kez sesi daha netti.

Bir anda Ali’nin balonu elinden kaçtı ve Elif’in başına kondu.  
Sınıf kahkahaya boğuldu.  
Elif gülümsedi. “İşte bu da bir duygu patlaması!”  
Gülce ilk kez hafifçe güldü. Dudaklarının kenarı kıpırdadı.
Sonra Elif “Balonlu Tartışma” oyununu başlattı.  
Her çocuk balonunu tutarak bir arkadaşına duygusunu anlatacaktı.  
Ama kurallar vardı:  
– Bağırmak yok  
– Suçlamak yok  
– Sadece “Ben böyle hissettim” demek var

Gülce Ali’ye döndü.  
“Ben oyuna alınmadığımda çok kızdım. Ama söyleyemedim.”  
Ali başını eğdi. “Ben seni çağıracaktım ama balonla uğraşıyordum. Özür dilerim.”  
Zeynep ekledi: “Senin sessizliğini duymayı öğreniyoruz.”

Gülce’nin balonu biraz daha şişti.  
Ama bu kez içinde öfke değil, rahatlama vardı.  
Duygu defterine yazdı:  
“Bugün balonumla konuştum. İçimdeki kızgınlık uçtu. Belki biraz da gülümsedim.”

🫧 Sessiz Barış ve Sarılma Oyunu 🫧

Balonlar sınıfın ortasında dizilmişti. Her biri bir duyguyu taşıyordu.  
Elif, “Şimdi balonları patlatma zamanı,” dedi.  
Ama önce herkes balonuna son bir cümle fısıldayacaktı.

Gülce balonuna eğildi.  
“Ben artık kızgın değilim. Sadece anlaşılmak istiyorum,” dedi.

Ali balonunu patlattı: “Ödev çok zor!”  
Zeynep balonunu patlattı: “Kardeşim oyuncağımı kırdı!”  
Gülce balonunu patlattığında sessizlik oldu.  
Sonra gözlerinden yaşlar süzüldü.  
Ama bu ağlama öfke değil, rahatlamaydı.

Zeynep yanına geldi.  
Hiçbir şey demedi.  
Sadece sarıldı.  
Gülce başını Zeynep’in omzuna koydu.  
“En iyi arkadaş nasıl olduğunu sormaz,” dedi Zeynep.  
“O nasıl olduğunu bilir.”

O gün sınıfta “Sarılma Oyunu” oynandı.  
Her çocuk bir arkadaşına sarıldı, hiçbir şey söylemeden.  
Sadece göz göze geldiler.  
Gülce ilk kez kendini tam anlamıyla “görülmüş” hissetti.  
Duygu defterine yazdı:  
“Bugün balonum patladı. İçimdeki sessizlik duyuldu. Sarılmak konuşmaktan daha güçlüydü.”

  14.12.2025
Mesime Elif Ünalmış






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...