Ana içeriğe atla

Duygu Dedektifleri – Bölüm 5: Fısıltıya Saklanan Cesaret Gülce’nin İçindeki Işık



Duygu Dedektifleri – Bölüm 5: Fısıltıya Saklanan Cesaret  
Gülce’nin İçindeki Işık  

Yaş Grubu: 6–9 yaş

 Hedef Yaş Grubu: 6–9 yaş arası çocuklar  
Bu bölüm, çocukların sahne korkusu, içe kapanıklık ve sessiz cesaret gibi duygularla baş etmelerine yardımcı olur. Fısıltının da bir cesaret biçimi olduğunu göstererek, özgüven gelişimini ve duygusal ifade bec

Okulda özel bir gün vardı: “Duygu Tiyatrosu”  
Her çocuk sahneye çıkacak, bir duyguyu canlandıracaktı.  
Gülce’ye “cesaret” rolü verilmişti.  
Ama içi kıpır kıpırdı.  
Sahneye çıkmak mı? Herkesin önünde konuşmak mı?

Zeynep kostümünü heyecanla gösterdi.  
Ali repliklerini ezberlemişti.  
Gülce ise aynaya baktığında sadece bir gölge gördü.  
“Ya sesim çıkmazsa?”  
“Ya herkes gülerse?”  
“Ya unutursam?”

Öğretmen Elif tahtaya yazdı:  
**“Cesaret = Korkuyla birlikte yürümek”**  
Sonra Gülce’ye yaklaştı:  
“Cesaret, korkmamak değil,” dedi.  
“Korkarken bile adım atabilmektir.”

O gün Gülce duygu defterine sadece bir cümle yazdı:  
“Bugün sahneye çıkmadım ama içimde bir adım attım.”
Ertesi gün Elif Öğretmen sınıfa eski bir sandık getirdi.  
Üzerinde büyük harflerle “CESARET” yazıyordu.  
İçinde boş kartlar, renkli taşlar ve küçük aynalar vardı.  
“Bu sandık, cesaretinizi saklayacağınız yer,” dedi.  
“Her çocuk bir cesaret anısını içine bırakacak.”

Ali: “Geçen hafta bisikletle yokuş çıktım,” yazdı.  
Zeynep: “Karanlıkta yalnız uyudum,” dedi.  
Gülce kartına uzun uzun baktı.  
Sonra küçük bir taş aldı.  
Üzerine sadece bir kelime yazdı:  
**“Sahne”**

Elif gülümsedi:  
“Cesaret bazen sadece bir kelimedir. Ama o kelime bir kapıyı açar.”

O gün Gülce aynaya baktı.  
Kendi gözlerine…  
“Ben korkuyorum ama yine de çıkacağım,” dedi.  
Ve kartını sandığa bıraktı.  
O anda sandıktan bir ses yükseldi:  
**“Cesaret geldi.”**

Duygu defterine yazdı:  
“Bugün cesaret sandığına bir kelime bıraktım. Belki sahneye çıkmak için bir anahtar olur.”

Tiyatro günü geldi.  
Sınıf kalabalıktı, ışıklar parlaktı, kalpler hızlı atıyordu.  
Gülce kulisteydi.  
Kostümü hazırdı ama sesi hâlâ gölgedeydi.

Zeynep yanına geldi:  
“Senin cesaretin sessiz ama güçlü,” dedi.  
Ali elini uzattı: “Sahneye birlikte çıkalım mı?”  
Gülce başını salladı.  
Ama hâlâ konuşamıyordu.

Öğretmen Elif sahneye çıktı:  
“Bugün cesareti kutluyoruz,” dedi.  
“Ve cesaretin en sessiz hâlini: Fısıltıyı.”

Gülce sahneye adım attı.  
Işık gözlerini kamaştırdı.  
Kalbi güm güm attı.  
Sonra mikrofonu aldı.  
Ve sadece bir cümle fısıldadı:  
**“Ben buradayım.”**

Sınıf sessizleşti.  
Sonra alkışladı.  
Ama bu alkış, cesaretin sesiydi.

Gülce sahneden indiğinde gözleri parlıyordu.  
Öğretmen Elif ona sarıldı:  
“Fısıltın, en yüksek ses oldu bugün.”

Duygu defterine yazdı:  
“Bugün sahneye çıktım. Sadece bir kelime söyledim. Ama içimde bir dağ yıkıldı.”

  
17.12.2025  
Mesime Elif Ünalmış



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...