Duygu Dedektifleri – Bölüm 1
Gülce ile Sessiz Başlangıç
Mutluluk Tepesi
Hedef Yaş Grubu: 6–9 yaş arası çocuklar
Bu hikâye, ilkokul çağındaki çocukların duygularını tanıma, ifade etme ve sosyal uyum becerilerini geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Özellikle okula yeni başlayan çocukların yaşadığı duygusal geçişleri anlamalarına destek olur.
Gülce, okulun ilk sabahında yatağında bir salyangoz gibi kıvrılmıştı. Battaniyesi, dış dünyaya karşı ördüğü yumuşak bir kale gibiydi. Annesi kapıyı araladığında, Gülce’nin gözleri dolmuştu.
“Bugün gitmesem olur mu?” diye fısıldadı.
Annesi gülümsedi, ama gözlerinde ince bir endişe vardı. “Bugün senin için özel bir gün. Yeni arkadaşlar, yeni oyunlar seni bekliyor…”
Gülce battaniyenin altına biraz daha gömüldü. “Benim arkadaşım sensin. Oyunu da seninle oynarım.”
Kahvaltı masasında Gülce’nin mısır gevrekleriyle çizdiği bir “kaçış haritası” vardı. Süt damlalarıyla rotasını belirlemişti: “Ev → Okul → Sınıf Kapısı → Geri Dönüş.”
Annesi haritayı görünce gülümsememek için dudaklarını ısırdı. “Bu harita çok yaratıcı ama geri dönüş noktası eksik gibi. Belki ‘oyun köşesi’ eklenmeli?”
Gülce kaşlarını çattı. “Oyun köşesi mi? Orada kimse beni tanımıyor ki.”
Okula giderken annesinin elini sıkı sıkı tutuyordu. Her adımda biraz daha yavaşladı. Ayakkabıları bile üzgün gibiydi.
Okul kapısına geldiklerinde gözyaşları başladı. Bu sıradan bir ağlama değildi; bu, “kapıdaki gözyaşı töreni”ydi.
Sınıfın kapısında öğretmen Elif onları karşıladı. Gülce’ye eğildi, göz hizasına geldi.
“Merhaba Gülce. Seni tanımak için sabırsızlanıyorum.”
Gülce cevap vermedi. Sadece annesinin eteğine yapıştı.
Öğretmen Elif, annesine göz kırptı. “Bugün sadece sınıfı gezelim. Hiçbir şey yapmana gerek yok.”
Gülce sınıfa adım attı ama ayakları geri geri gidiyordu. Duvarlar balıklar, kelebekler ve uzay gemileriyle doluydu.
Ama Gülce’nin gözleri sadece kapıya odaklanmıştı.
“Buradan çıkış neresi?” diye sordu.
Elif gülümsedi. “Orası ‘duygu geçidi’. Her çocuk buradan geçerken bir duygusunu bırakır.”
Gülce meraklandı. “Ben korkumu bırakabilir miyim?”
Elif başını salladı. “Elbette. Ama önce onu tanımalıyız. Sence korku neye benziyor?”
Gülce düşündü. “Karanlık gibi. Ama bazen çok kalabalık gibi.”
O gün Gülce hiç konuşmadı. Ama Elif onun için bir “duygu defteri” hazırladı.
İlk sayfada şunlar yazıyordu:
“Bugün Gülce okula geldi. Gözyaşlarıyla ama cesaretle. Korkusunu tanımaya başladı.”
Ertesi gün de aynı ritüel: gözyaşları, kapıdaki vedalaşma, annesinin gizli göz kırpışı…
Ama bu kez bir fark vardı: Elif onu “Duygu Dedektifleri” kulübüne davet etti.
“Senin gözlerin çok şey söylüyor Gülce,” dedi Elif. “Ama sesin sessiz. Belki sessiz çığlıkları araştırabiliriz?”
Gülce anlamadı. Sessiz çığlık mı?
Elif tahtaya bir çocuk çizdi: ağzı açık ama sesi çıkmıyor.
“Bazen içimizdeki duygular dışarı çıkmak ister ama çıkamaz,” dedi.
Gülce başını salladı. “Ben bazen böyleyim. İçimden bağırıyorum ama kimse duymuyor.”
O gün sınıfta “duygu maskeleri” yapıldı. Her çocuk bir duygu seçip maske tasarladı.
Ali “mutlu” maskesi yaptı ama gözleri doluydu.
Zeynep “kızgın” maskesi yaptı ama gülüyordu.
Gülce ise “hiçbir şey” maskesi yaptı. Gri, sade, ifadesiz.
Elif maskeye baktı. “Bu maske çok özel. Çünkü bazen hiçbir şey gibi görünen şey, aslında her şey olabilir.”
Öğle arasında Gülce kenarda oturuyordu.
Zeynep yaklaştı. “Sen hiç gülmüyor musun?”
Gülce omuz silkti. “Gülünce dişlerim görünür. Sevmem.”
Ali atıldı: “Ama gülmek diş göstermek değildir ki! Ben bazen içimden gülüyorum.”
Çocuklar Gülce’yi güldürmek için yarıştı.
Ali takla attı, ayakkabısı fırladı.
Zeynep tavuk gibi öttü.
Gülce’nin yüzü ciddiydi ama gözleri parlıyordu.
Elif geldi ve “Gülmeyen Gülce”ye madalya verdi:
“En Gizli Gülüş Sahibi”
Gülce duygu defterine yazdı:
“Bugün sessiz çığlığımı duydular. Gülmedim ama içim güldü.”
Bir gün Elif sınıfa görev verdi:
“Herkes bir arkadaşını oyuna davet edecek. Ama sadece sessiz olanları.”
Zeynep Gülce’ye döndü. “Ben seni seçtim. Gözlerin çok konuşuyor.”
Gülce şaşırdı. “Ben oyun oynamayı bilmiyorum.”
Ali atıldı: “Sessiz oyunlar da var. Mesela ‘göz kırpma yakalama’!”
Gülce ilk kez sınıfın ortasındaydı. Oyunun adı “Duygu Taklidi”ydi.
Ali “kızgın” oldu, yere yumruk attı.
Zeynep “şaşkın” oldu, gözlerini kocaman açtı.
Gülce “mutlu” oldu ama yüzü hâlâ ciddiydi.
Çocuklar güldü. “Gülce mutlu ama yüzü hâlâ matematik problemi çözüyor gibi!”
Elif gülümsedi. “Duygular her zaman yüzümüzde görünmez. Gülce’nin içi güldü, biz de hissettik.”
Bir hafta sonra beden dersinde “duygu hareketleri” vardı.
“Mutluysan zıpla, üzgünsen yere otur, kızgınsan dön!”
Gülce önce kenarda durdu. Sonra birden zıplamaya başladı.
Ayakkabısı fırladı, saçları uçuştu, sınıf alkışladı.
Ali bağırdı: “Gülce beden dersi kraliçesi oldu!”
Zeynep ekledi: “Ve hâlâ gülmedi!”
Gülce duygu defterine yazdı:
“Bugün oyuna alındım. Zıpladım, döndüm, uçtum. Belki gülmedim ama içim şarkı söyledi.”
13.12.2025
Mesime Elif Ünalmış

Yorumlar
Yorum Gönder
Merhaba sevgili okuyucular, paylaştığım hikayeler ve yazılar hakkındaki düşüncelerinizi çok merak ediyorum! Yorumlarınız benim için çok değerli. Lütfen görüşlerinizi ve önerilerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. Hep birlikte daha güzel bir topluluk oluşturalım! ✍️