Ana içeriğe atla

Duygu’nun Dalgaları Bipolar Bozuklukla Yaşamak Bölüm 9: Parlayan Zihin, Sessiz Fırtına




 Duygu’nun Dalgaları  
Bipolar Bozuklukla Yaşamak  
Bölüm 9: Parlayan Zihin, Sessiz Fırtına

Yaş Grubu (Türkçe): Genç Yetişkinler ve Yetişkinler (16 yaş ve üzeri)

Age Group (English): Young Adults and Adults (16+)

आयु वर्ग (हिंदी): युवा और वयस्क (16 वर्ष और उससे अधिक)

Fazilet hastane koridorunda ağır adımlarla yürürken, duvarlara asılı bilgilendirici afişlere göz gezdirdi. “Bipolar bozukluk nedir?” yazıyordu bir tanesinde. Altında belirtiler, tanımlar, tedavi seçenekleri sıralanmıştı. Ama hiçbir kelime Duygu’yu anlatmıyordu. Hiçbir cümle onun defterindeki yarım kalmış düşünceleri, gözlerindeki sessiz fırtınayı, kahkahasız geçen günlerini açıklamıyordu.

Bir hemşire yaklaştı. “Kızınız çok zeki,” dedi. “Bu hastalık genellikle çok parlak zihinlerde görülür. Düşünceler hızlanır, duygular derinleşir, dünya ağırlaşır.”

Fazilet başını salladı. “Duygu okul birincisiydi,” dedi. “Tüm öğretmenleri onu överdi. Mezun olduğunda herkes ondan büyük başarılar bekliyordu. Ama o... o başka bir yol seçti.”

Hemşire anlayışla gülümsedi. “Zekâ bazen bir armağan değil, bir yük gibi hissedilir,” dedi. “Düşünceler uçar, gerçeklik bulanıklaşır.”

Fazilet odasına döndüğünde Duygu defterine yazıyordu. Sayfalar dolusu. Cümleler yine tamamlanmamıştı. Kelimeler eksikti. Ama bir şey anlatıyordu. Bir sorgulama. Bir kırılma. Derin bir yalnızlık.

Ben zekiyim. Ama bu bir armağan mı, yoksa bir lanet mi? Fazilet benimle gurur duyuyor. Ama ben... ben kaçıyorum.

O gün Duygu sessizdi. Ama gözleri konuşuyordu. Fazilet yanına oturdu. “Senin zekân bir ışık,” dedi. “Ama bazen o ışık göz alabilir. Ben seninle yürürüm.”

Duygu başını eğdi. “Ama kimse anlamıyor,” dedi. “Ben bazı şeyleri görüyorum. Ama onlar görmüyor. Ben bazı şeyleri hissediyorum. Ama onlar duymuyor.”

Fazilet sustu. O cümle, bir annenin kalbine saplanan bir bıçak gibiydi. Ama yine de gülümsedi. “Ben seni duyuyorum,” dedi. “Ben seni görüyorum.”

Duygu defterine yazdı:

Fazilet görüyor. Ama herkes değil. Zekâm hızlı. Dünya yavaş. Ben... ben sıkılıyorum.

O gün Duygu çalışmak istedi. Fazilet destekledi. “Deneyelim,” dedi. “Belki bu kez olur.” Duygu gitti. İki saat sonra geri döndü. “Çok yavaşlar,” dedi. “Her şey çok yavaş. Dayanamıyorum.”

Fazilet sarıldı. “Senin ritmin farklı,” dedi. “Senin hızın başka.”

Duygu defterine yazdı:

Ben hızlıyım. Fazilet sabırlı. Dünya yavaş. Ama ben... ben uyumsuzum.

Akşam olunca Duygu mutfağa geldi. “Neden böyleyim?” dedi. “Neden dayanamıyorum?”

Fazilet cevap vermedi. Sadece saçlarını okşadı. “Senin içindeki dünya farklı,” dedi. “Senin içindeki sesler başka konuşuyor.”

Duygu defterine yazdı:

Zekâm bir hediye mi? Yoksa bir yük mü? Fazilet taşıyor. Ama ben... ben kırılıyorum.

O gece Duygu uyuyamadı. Fazilet yanına geldi. Elini tuttu. “Ben buradayım,” dedi. “Seninle birlikteyim.”

Duygu gözlerini kapattı. “Sen gül,” dedi. “Ben uyurum.”

Fazilet güldü. Sessizce. Ama içten. Duygu uyudu.

Sabah olduğunda Duygu kahvaltıya indi. “Bugün kahve içmedim,” dedi. “Bugün yazmadım.”

Fazilet gülümsedi. “Bugün dinlendin,” dedi. “Bugün sadece Duygu oldun.”

Duygu defterine yazdı:

Bugün görev yok. Zekâ sessiz. Fazilet gülümsüyor. Ben... ben sadece kızıyım.

O gün Duygu pencereyi açtı. Dışarı baktı. Gökyüzü hâlâ griydi. Ama evin içinde Fazilet’in sesi yankılanıyordu. O kahkaha, Duygu’nun içindeki karanlığa biraz ışık düşürüyordu.

Duygu’nun iç sesi sustuğunda, Fazilet’in sesi yükseliyordu. Bu bir dengeydi. Bir ritimdi. Bir anneyle kızın arasında kurulan görünmez bir bağdı.

Duygu defterine son bir cümle yazdı o gün:

Zekâm hızlı. Dünya yavaş. Ama Fazilet sabırlı. Onlar sadece izliyor olabilir. Ama annem sarılıyor.

Fazilet mutfakta şarkı söylüyordu. Duygu onu izliyordu. Gözleri doluydu. Ama bu kez ağlamadı. Sadece izledi. Ve defterini kapattı.

İlk kez bir cümleyi tamamlamıştı.  

10.12.2025  
Mesime Elif Ünalmış

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...