Yazı Başlığı:
Duygunun Dalgaları – Bölüm 4: Soğukta Kırılan Sessizlik
Yaş Grubu (Türkçe):
13 yaş ve üzeri gençler için uygundur.
Bu bölüm, mevsimsel duygudurum değişimleri, yalnızlık, intihar düşünceleri ve anne-çocuk bağı gibi hassas temaları işler. Duygusal farkındalığı gelişmiş genç bireyler için önerilir.
Kışın deniz başka kokar. Tuzla karışmış bir yalnızlık gibi. O gün Duygu sahile yürürken hava sıfırın altındaydı. Rüzgar keskin, gökyüzü griydi. Ama onun içinde daha soğuk bir fırtına esiyordu. Sessiz ve derin.
Fazilet sabah işe gitmeden önce kızına sarıldı. “Bugün evde kal,” dedi. “Kendini zorlama.” Duygu başını salladı ama gözleri başka bir şey söylüyordu. Sanki bir karar almıştı. Bir görev gibi. Bir çağrı gibi.
“Biraz hava alacağım,” dedi. “Sadece sahile kadar.”
Fazilet tereddüt etti. Ama Duygu’nun sesi sakindi. Fazla sakindi.
Öğle sonrası telefon çaldı. Yabancı bir numara. “Kızınız denize atladı,” dedi bir ses. “Ama kurtardık. Şu an hastanede.”
Fazilet’in dünyası durdu. Kahkahası sustu. Ayakları yerinden kalkmadı. Gözleri doldu. Sonra koştu. Koşarken dua etti. Koşarken sustu.
Hastaneye vardığında Duygu battaniyeye sarılmıştı. Gözleri açıktı ama boştu. Fazilet yanına oturdu. Elini tuttu. “Neden?” dedi. “Neden tatlım?”
Duygu cevap vermedi. Sadece defterini istedi. Fazilet çantasından çıkardı. Duygu yazdı. Sayfalarca. Kelimeler eksikti. Cümleler yarımdı. Ama bir şey anlatıyordu. Bir iç savaş. Bir yalnızlık.
Bugün cesaretim buz gibi. Görev verildi. Ama dayanamadım. Ülkem soğuktu. Fazilet yoktu. Ben... ben atladım.
Fazilet defteri okurken gözyaşları aktı. Sessizce. Çünkü Duygu onu duyabilirdi. Çünkü annesinin ağladığını hissederse daha çok kırılırdı.
“Senin görevin yaşamak,” dedi Fazilet. “Benimle birlikte olmak.”
Duygu başını çevirdi. “Ama ben yalnızım,” dedi. “Sen işteyken yalnızım. Onlar geliyor. Beni izliyorlar.”
Fazilet sustu. O cümle, bir annenin kalbine saplanan bir bıçak gibiydi. Ama yine de gülümsedi. “Ben hep buradayım,” dedi. “Senin yanındayım.”
O gece hastane odasında Fazilet başucunda bekledi. Duygu uyuyamadı. Gözleri tavana dikiliydi. “Ben neden böyleyim?” dedi. “Neden dayanamıyorum?”
Fazilet cevap vermedi. Sadece saçlarını okşadı. “Senin içindeki dünya başka,” dedi. “Senin seslerin başka.”
Duygu defterine yazdı:
Ben başka bir dünyadayım. Fazilet burada. Ama ben orada. Orası buz gibi. Ama Fazilet’in sesi sıcak.
Sabah doktorlar geldi. “Durumu stabil,” dediler. “Ama dikkatli olunmalı. Mevsim geçişleri tetikleyici olabilir.”
Fazilet başını salladı. Anlamadı ama kabul etti.
Duygu hastaneden çıktığında hava hâlâ soğuktu. Fazilet montunu omzuna attı. “Üşüme,” dedi. Duygu başını salladı. “Ben zaten hep üşüyorum,” dedi. “İçimden.”
Fazilet sustu. Ama yine gülümsedi. “Ben seni ısıtırım,” dedi. “Ben hep buradayım.”
Duygu defterini açtı. Yeni bir sayfa. Yeni bir cümle.
Bugün görev yok. Bugün sadece Fazilet var. Kahkahası var. Kahvesi var. Ben varım.
O gün Duygu kahve içmedi. Sigara içmedi. Sadece pencereyi açtı. Gökyüzü griydi. Ama Fazilet’in sesi evin içinde yankılanıyordu. O kahkaha, Duygu’nun içindeki karanlığı biraz olsun aydınlatıyordu.
Duygu’nun iç sesi sustuğunda, Fazilet’in sesi yükseliyordu. Bu bir dengeydi. Bir ritimdi. Bir anneyle kızın arasında kurulan görünmez bir bağdı.
Duygu defterine son bir cümle yazdı o gün:
Cesaret buz gibi olabilir. Ama Fazilet sıcak. Onlar izliyor olabilir. Ama annem sarılıyor.
Fazilet mutfakta şarkı söylüyordu. Duygu onu izliyordu. Gözleri doluydu. Ama bu sefer ağlamadı. Bu sefer sadece izledi. Ve defterini kapattı.
İlk kez bir cümleyi tamamlamıştı.
05.12.2025
Mesime Elif Ünalmış

Yorumlar
Yorum Gönder
Merhaba sevgili okuyucular, paylaştığım hikayeler ve yazılar hakkındaki düşüncelerinizi çok merak ediyorum! Yorumlarınız benim için çok değerli. Lütfen görüşlerinizi ve önerilerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. Hep birlikte daha güzel bir topluluk oluşturalım! ✍️