Ana içeriğe atla

Duyguların İsyanı



Dear BSP Consumer Affairs Team,

I previously submitted a CIR form along with supporting documents regarding suspicious and repeated calls from various Philippine numbers. However, I have not yet received a reference number or confirmation that my complaint has been processed.

I would like to kindly follow up and ask whether my complaint has been received and is currently under review. Please let me know if any additional information is required from my side.

Thank you for your assistance.

Sincerely,  
[Your Full Name]  
[Your Email Address]  
[Date of CIR Submission, if known

Duyguların İsyanı 

Ertesi gün öğretmenine:  
“Dün ağladım ama yazınca rahatladım.”  
Öğretmeni: “Duygular tanındıkça sakinleşir.”
 Yaş Grubu:  
9–13 yaş arası çocuklar için uygundur.  
Duyguların tanınması, ifade edilmesi ve yazıyla dışa vurulması gibi temalarla ortaokul düzeyindeki çocuklara hitap eder.  
Amigdala karakteri aracılığıyla duygusal farkındalık ve içsel fırtınaların anlaşılması eğlenceli ve öğretici biçimde sunulmuştur.
Çiğdem o sabah uyanır uyanmaz ağlamaya başladı.  
Sebepsiz gibi görünüyordu ama içinde bir şeyler fırtına gibiydi.  
Kafasının içindeki krallıkta kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı.

Duygu Abla, yani Amigdala, sahneye çıktı:  
“Ben... çok doluyum! Her şey üstüme geliyor! Artık susamam!”

Fikri Bey (Prefrontal Korteks), telaşla defterini açtı:  
“Duyguların kontrolü kaybedildi. Mantık sistemi devre dışı.”

Mini Müdür (Hipotalamus), hormon raporunu sundu:  
“Adrenalin ve kortizol yükseldi. Vücut alarmda.”

Denge Bey (Beyincik), yürüyüş analizini yaptı:  
“Adımlar sertleşti. Kaslar gergin.”

Hafize Nine (Hipokampus), geçmişe döndü:  
“Bu kadar yoğun duygusal patlama en son doğum günü unutulduğunda olmuştu.”

Kontrolcü Komutan (Bazal Ganglionlar), rutinleri kontrol etti:  
“Sabah selamlaşması yapılmadı. Alışkanlıklar bozuldu.”

Hayalperest Talamus, gözleri dolu dolu fısıldadı:  
“Belki... bu duygu patlaması... bir şiire dönüşebilir...”

 Duyguların İsyanı

Duygu Abla krallığın meydanına çıktı.  
“Ben sadece korku değilim! Ben öfkeyim, kırgınlık, hayal kırıklığı, özlemim!”

Fikri Bey: “Bu kadar yoğun duygu... karar mekanizmasını etkiler.”  
Mini Müdür: “Vücut titriyor. Nefes düzensiz.”  
Denge Bey: “Zihin-beden uyumu bozuldu.”  
Hafize Nine: “Bu duygular... geçmişte bastırılmış olabilir.”  
Kontrolcü Komutan: “Yeni rutin: duyguları tanıma molası.”  
Talamus: “Bu sahne... bir romanın dönüm noktası olabilir!”

 💬 Duygularla Konuşmak

Çiğdem okulda arkadaşına dedi ki:  
“Bugün kendimi çok garip hissediyorum. Sanki içimde bir fırtına var.”

Arkadaşı başını salladı:  
“Ben de bazen öyle oluyorum. Konuşmak iyi geliyor.”

Kafasının içindeki karakterler birbirine baktı.

Fikri Bey: “Duygular ifade ediliyor.”  
Duygu Abla: “Ve kabul ediliyor.”  
Mini Müdür: “Vücut rahatlıyor.”  
Denge Bey: “Adımlar yumuşuyor.”  
Hafize Nine: “Bu anı... iyileştirici.”  
Kontrolcü Komutan: “Yeni rutin: duygusal paylaşım.”  
Talamus: “Bu sahne... bir tiyatro oyununa dönüşebilir!”

Çiğdem o akşam defterine yazdı:  
“Bugün ağladım. Ama sonra konuştum. Ve içimdeki fırtına biraz duruldu.”

Duygu Abla, krallığın duygusal meydanında oturdu.  
“Ben sadece patlamak için değilim. Ben... anlaşılmak istiyorum.”

Fikri Bey: “Duygular tanındığında, mantık geri döner.”  
Mini Müdür: “Vücut rahatlıyor. Nefes düzenli.”  
Denge Bey: “Zihin-beden uyumu yeniden kuruldu.”  
Hafize Nine: “Bu anı... iyileştirici bir dönüm noktası.”  
Kontrolcü Komutan: “Yeni rutin: duyguları yazmak.”  
Talamus: “Bu sahne... bir şiire dönüşebilir!”

 Duygularla Barışmak

Ertesi gün Çiğdem okulda öğretmenine dedi ki:  
“Dün çok ağladım ama sonra yazdım. Kendimi daha iyi hissediyorum.”

Öğretmeni gülümsedi:  
“Duygular, tanındıkça güçlenmez—sakinleşir.”

Kafasının içindeki karakterler birbirine baktı.

Fikri Bey: “Zihin berrak.”  
Duygu Abla: “Kalp hafif.”  
Mini Müdür: “Vücut dengeli.”  
Denge Bey: “Adımlar sabit.”  
Hafize Nine: “Bu günü kaydediyorum: ‘Duygularla Barış Günü’”  
Kontrolcü Komutan: “Yeni rutin onaylandı.”  
Talamus: “Bu sahne... bir çocuk kitabına dönüşmeli!”

 Duyguların Gücü

Çiğdem eve döndüğünde kardeşiyle oynarken ona dedi ki:  
“Sen üzülünce ne yapıyorsun?”  
Kardeşi cevapladı:  
“Bazen bağırıyorum. Ama sonra sarılmak istiyorum.”

Çiğdem gülümsedi:  
“Ben de. Duygular bazen çok karışık ama birlikte çözülüyor.”

Kafasının içindeki karakterler alkışladı.

Fikri Bey: “Duygular paylaşıldı.”  
Duygu Abla: “Ve anlaşıldı.”  
Mini Müdür: “Vücut huzurlu.”  
Denge Bey: “Zihin dengeli.”  
Hafize Nine: “Bu anı... kalbin rafına kaldırıyorum.”  
Kontrolcü Komutan: “Yeni rutin: duygusal oyunlar.”  
Talamus: “Bu sahne... bir tiyatro sahnesi olabilir!”

Bölüm Sonu Mesajı

Duygular, bastırıldığında büyür; tanındığında yumuşar.  
Ve her gözyaşı, bir anlayışa dönüşebilir.

"Çiğdem artık biliyor: Duygular, bir zayıflık değil—bir köprüdür. Kendimize ve başkalarına ulaşmanın en insani yoludur."

26.10.2025
Mesime Elif Ünalmış 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...