Ana içeriğe atla

KAFAMIN İÇİNDEKİ KRALLIK Bölüm 9 – İçsel İttifak: Beyin Karakterleri Birlik Olursa Ne Olur?



KAFAMIN İÇİNDEKİ KRALLIK  
Bölüm 9 – İçsel İttifak: Beyin Karakterleri Birlik Olursa Ne Olur?
 Yaş Grubu (Türkçe):  
9–13 yaş arası çocuklar için uygundur.  
İçsel ekip çalışması, karar alma süreçleri ve beyin karakterlerinin uyumu temalarıyla ortaokul düzeyindeki çocuklara hitap eder.  
Çocuklara duygularla mantığı birleştirerek nasıl sağlıklı kararlar alınabileceği eğlenceli ve öğretici şekilde sunulmuştur.


KAFAMIN İÇİNDEKİ KRALLIK  
Bölüm 9 – İçsel İttifak: Beyin Karakterleri Birlik Olursa Ne Olur?

Çiğdem o sabah aynaya baktığında kendini güçlü hissetti.  
Ne çok mutlu, ne çok üzuhbb.  gün. Ne çok kararsız, ne çok emin.  
Sadece... dengede.

Kafasının içindeki krallıkta sessizlik vardı.  
Ama bu sessizlik huzurluydu.  
Karakterler bir araya gelmişti.

Fikri Bey (Prefrontal Korteks): “Bugün kararlar net.”  
Duygu Abla (Amigdala): “Ve duygular tanınmış.”  
Mini Müdür (Hipotalamus): “Vücut dengede.”  
Denge Bey (Beyincik): “Adımlar sabit.”  
Hafize Nine (Hipokampus): “Anılar yerli yerinde.”  
Kontrolcü Komutan (Bazal Ganglionlar): “Rutinler işliyor.”  
Talamus (Hayalperest): “Hayaller bile dengeli.”

Krallığın meydanında büyük bir masa kuruldu.  
Karakterler oturdu.  
Bugün bir karar birlikte alınacaktı:  
“Çiğdem okul projesi için ne yapmalı?”

Fikri Bey: “Bilgi sunmalı.”  
Duygu Abla: “Ama duygusal bir hikâyeyle.”  
Mini Müdür: “Vücut rahat olmalı, stres düşük.”  
Denge Bey: “Sunum sırasında hareketler dengeli olmalı.”  
Hafize Nine: “Geçmiş deneyimlerden ilham alınmalı.”  
Kontrolcü Komutan: “Hazırlık rutini uygulanmalı.”  
Talamus: “Hayal gücüyle süslenmeli.”

Çiğdem sunum için bir hikâye yazdı:  
“Beynimde bir krallık var. Her karakter bir parçam. Ve birlikte karar veriyoruz.”

Kafasının içindeki karakterler alkışladı.

Fikri Bey: “Mantık yerinde.”  
Duygu Abla: “Duygular ifade edildi.”  
Mini Müdür: “Vücut rahat.”  
Denge Bey: “Zihin-beden uyumu tam.”  
Hafize Nine: “Bu anı... unutulmaz.”  
Kontrolcü Komutan: “Yeni rutin: ekip kararı.”  
Talamus: “Bu sahne... bir kitapta yer almalı!”

Ertesi gün Çiğdem sabah kahvaltısını hazırlarken kafasında bir tartışma başladı.

Fikri Bey: “Bugün sınav var. Odaklanmalıyız.”  
Duygu Abla: “Ama biraz gerginim.”  
Mini Müdür: “Vücut uykusunu aldı, enerji iyi.”  
Denge Bey: “Motor sistem dengeli.”  
Hafize Nine: “Geçen sınavda başarı vardı.”  
Kontrolcü Komutan: “Yeni rutin: sınav sabahı hazırlığı.”  
Talamus: “Belki sınavdan sonra bir hikâye yazılır.”

Çiğdem derin bir nefes aldı.  
“Tamam,” dedi. “Hepinizi dinledim. Hazırım.”

Sınav sırasında sorulara bakarken içsel ekip sessizdi ama hazırdı.  
Her karakter kendi görevini yerine getiriyordu.

Fikri Bey: “Mantık çalışıyor.”  
Duygu Abla: “Duygular dengede.”  
Mini Müdür: “Vücut rahat.”  
Denge Bey: “Kalem hareketleri sabit.”  
Hafize Nine: “Bilgiler hatırlanıyor.”  
Kontrolcü Komutan: “Rutin işliyor.”  
Talamus: “Hayal gücü... bu kez sessizce destekliyor.”

28.11.2025
Mesime Ünalmış 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...