Ana içeriğe atla

Kayıtlar

UYUYAN BEYİNLER SERİSİ 1. BÖLÜM – KIVILCIM

UYUYAN BEYİNLER SERİSİ – 1.  BÖLÜM: KIVILCIM Bir kıvılcımla başlayan yolculuk, fikirle büyüyen bir bağa dönüşüyor. Uyuyan Beyinler Serisi, gençliğin uyanış hikâyesi. Zeynep o gece uyumadı. İstanbul’un kenar mahallesinde, eski bir apartmanın bodrum katında, rutubetli duvarların arasında, bir masa lambasının solgun ışığında oturuyordu. Dışarıda yağmur yağıyordu. Pencere camına vuran damlalar, sanki dünyanın ağladığını fısıldıyordu. O gece, sessizlik gürültüden daha gerçekti. Zeynep’in zihninde bir cümle dönüp duruyordu. YouTube’da rastgele açtığı bir konuşmada duymuştu: “Kelimeler, beynin komut sistemidir. Her kelime bir eylem başlatabilir.” Bu cümle, sıradan bir bilgi gibi görünse de, onun içinde bir şeyleri yerinden oynatmıştı. Sanki yıllardır sessizce bekleyen bir kıvılcım, o anda tutuşmuştu. Zeynep, kalbinin hızlandığını hissetti. Gözleri doldu ama ağlamadı. Çünkü bu gözyaşı değil, bir karar anıydı. Hayatı boyunca hep düzenli olmuştu. Kurallara uymuş, sessiz kalmış, sistemin için...

Sessizliğin Ardındaki Hikâyeler UYUYAN BEYİNLER Serisi – Giriş

Sessizliğin Ardındaki Hikâyeler   UYUYAN BEYİNLER Serisi – Giriş Yazısı Sevgili yol arkadaşlarım,   Bahar’ın defteriyle başlayan o içsel kıvılcımı birlikte büyüttük. Her satırına gösterdiğiniz ilgi, her kelimeye dokunan kalbiniz için size minnettarım. O hikâye bir başlangıçtı—şimdi ise yeni bir serüven başlıyor. Karşınızda:   UYUYAN BEYİNLER   Bu seri, sadece bir anlatı değil; bir fark ediş, bir içsel keşif.   Dijital çağın yalnızlığı, görünmeyen kimlikler, mizahın altındaki sessizlik, kurak topraklarda yeşeren umutlar, algoritmaların vicdanı ve yıkıntılar arasında filizlenen hayaller…   Her bölümde farklı bir karakterin iç dünyasına konuk olacak, her satırda kendinizden bir iz bulacaksınız. Bu yolculuk bazen düşündürecek, bazen sarsacak, bazen de umutla saracak.   Ama her zaman bir iz bırakacak.   Çünkü bu seri, sadece okunmaz—hissedilir. Seriyi sonuna kadar takip etmenizi içtenlikle öneriyorum.  ...

Disleksiyle Büyüyen Bir Hikaye – 5 Bölüm: Kimse Görmese de Varım

  Disleksiyle Büyüyen Bir Hikaye – 5. Bölüm: Kimse Görmese de Varım Bahar o sabah okula gitmek istemedi. Defterini çantasına koyarken elleri titredi. Annesi fark etti. “Bugün seni ben götüreyim,” dedi. Bahar başını salladı. Ama gözleri başka bir şey söylüyordu. Okul, artık sadece bir bina değildi. Bir mücadele alanıydı. Ve Bahar, her gün o alana çıkıyordu. Harflerle, bakışlarla, sessizlikle… Yolda annesi konuşmaya çalıştı. “Bugün ne yazacaksın?” dedi. Bahar cevap vermedi. Çünkü bazı günler kelimeler bile yorgun olurdu. Okulun kapısına geldiklerinde annesi eğildi. “Seninle gurur duyuyorum,” dedi. Bahar gözlerini kaçırdı. Gurur, ona hâlâ uzak bir kelimeydi. Ama defterinde bir yer ayırmıştı ona. Belki bir gün yazacaktı. Sınıfa girdiğinde öğretmen onu karşıladı. “Bugün dışarı çıkacağız,” dedi. “Bir gözlem yapacağız.” Bahar şaşırdı. Dışarı çıkmak, onun için bir tehdit değil, bir kaçıştı. Sınıfla birlikte okulun bahçesine çıktılar. Her çocuk bir şey gözlemleyecekti. Bahar bir karıncayı i...

Disleksiyle Büyüyen Bir Hikaye – 4. Bölüm: Kimse Görmese de Varım

  Disleksiyle Büyüyen Bir Hikaye – 4. Bölüm: Kimse Görmese de Varım Bahar o sabah okula gitmek istemedi. Defterini çantasına koyarken elleri titredi. Annesi fark etti. “Bugün seni ben götüreyim,” dedi. Bahar başını salladı. Ama gözleri başka bir şey söylüyordu. Okul, artık sadece bir bina değildi. Bir mücadele alanıydı. Ve Bahar, her gün o alana çıkıyordu. Harflerle, bakışlarla, sessizlikle… Yolda annesi konuşmaya çalıştı. “Bugün ne yazacaksın?” dedi. Bahar cevap vermedi. Çünkü bazı günler kelimeler bile yorgun olurdu. Okulun kapısına geldiklerinde annesi eğildi. “Seninle gurur duyuyorum,” dedi. Bahar gözlerini kaçırdı. Gurur, ona hâlâ uzak bir kelimeydi. Ama defterinde bir yer ayırmıştı ona. Belki bir gün yazacaktı. Sınıfa girdiğinde öğretmen onu karşıladı. “Bugün dışarı çıkacağız,” dedi. “Bir gözlem yapacağız.” Bahar şaşırdı. Dışarı çıkmak, onun için bir tehdit değil, bir kaçıştı. Sınıfla birlikte okulun bahçesine çıktılar. Her çocuk bir şey gözlemleyecekti. Bahar bir karıncayı i...

Disleksiyle Büyüyen Bir Hikaye – 3. Bölüm: Kalpten Okunan Cümleler

  Disleksiyle Büyüyen Bir Hikaye – 3. Bölüm: Kalpten Okunan Cümleler Sabah sessizdi. Bahar, okulun bahçesinde tek başına yürüyordu. Ayakkabılarının ucuyla taşları itiyor, gözleriyle gökyüzünü arıyordu. Artık kelimeleri tanıyordu. Ama hâlâ bazıları kaçıyordu. “Gökyüzü” kelimesini yazdığı o gün, bir şey değişmişti. Ama değişim, bir anda olmazdı. Bahar, hâlâ bazı harfleri ters yazıyordu. Ama artık utanmıyordu. Çünkü öğretmeni ona bir şey öğretmişti: Harfler değil, duygular doğru olmalıydı. Sınıfa girdiğinde çocuklar ona selam verdi. Önceden sessizlikle karşılanırdı. Şimdi göz teması vardı. Bir çocuk ona kalem uzattı. “Bugün birlikte yazalım mı?” dedi. Bahar gülümsedi. Bu gülümseme, bir kelimeden daha güçlüydü. Öğretmen sınıfa girdiğinde gözleri Bahar’ı aradı. Onun varlığı artık sessiz değildi. Bir ışık gibiydi. Ama ışık, bazen gölge de getirirdi. O gün öğretmen, yeni bir metin verdi. “Hayalinizdeki günü yazın,” dedi. Bahar kalemi eline aldı. Sayfaya baktı. Harfler sıralanmak istemedi....

Disleksiyle Büyüyen Bir Hikaye – 2. Bölüm: Gözlerden Okunan Cümleler

  Disleksiyle Büyüyen Bir Hikaye – 2. Bölüm: Gözlerden Okunan Cümleler Bazı çocuklar konuşmadan anlatır.   Bahar da öyleydi.   Gözleri, kelimelerden daha gürültülüydü.   Ama kimse dinlemeyi bilmiyordu. Öğretmen, Bahar’ın defterine baktığında harfler birbirine karışmıştı.   Ama duygular tertemizdi.   Bir “b” harfi, bir “d” harfiyle yer değiştirmişti.   Ama “ben” duygusu, “biz” olma hayaliyle yerli yerindeydi. Bahar, tahtaya yazılan kelimeleri anlamakta zorlanıyordu.   Ama tahtaya yazılmayanları çok iyi hissediyordu.   Bir gün öğretmen “empati” kelimesini yazdı.   Bahar, tahtaya bakmadı.   Ama gözleriyle “ben bunu yaşıyorum” dedi. Öğretmen, Bahar’ın defterini okurken Elif’in sesini duyuyordu.   Elif artık yoktu.   Ama Bahar, onun eksik kalan cümlelerini tamamlıyordu.   Her harf, bir izdi.   Her boşluk, bir çığlık. Bir gün Bahar sınıfa geç geldi....

Yeni Başlayan Cümleler – 1. Bölüm: Sessiz Harfler, Derin Kalpler

  Yeni Başlayan Cümleler    1. Bölüm: Sessiz Harfler, Derin Kalpler Bazı sabahlar vardır, çaydanlığın buharı bile yas tutar.   O sabah da öyleydi.   Öğretmen okulun bahçesine adım attığında, taşlar bile susmuş gibiydi. Bahar yoktu. Ve Bahar yoksa, o gün eksikti. Bahar ilk kez sınıfa geldiğinde, kelimeler yerine gözleriyle konuşmuştu. Sessizdi ama suskun değildi. Öğretmen bunu hemen anlamıştı. Çünkü kendi kızı da öyleydi. Disleksiyle büyüyen, harfleri karıştıran ama duyguları en doğru yerden hisseden bir çocuktu.   Adı Elif’ti.   Ve Elif artık yoktu. Bir düğün. Bir silah. Bir kör kurşun.   Bir gelenek adı altında işlenen cehalet.   “Bizde böyle,” demişti biri.   O gün öğretmen, sadece kızını değil, kelimelere olan inancını da kaybetmişti. Ama sonra Bahar geldi.   Bahar, Elif’in yarım kalan cümlesiydi.   Bu yüzden Bahar okula gelmediğinde, öğretmen sadece yoklama defterine değil, ...

Hazal’ın Yolculuğu – Sessizlikten Umuda, Kırılmadan Güçlenmek

Hazal’ın Yolculuğu – Sessizlikten Umuda, Kırılmadan Güçlenmek   Hazal, doğduğu kasabanın gri sokaklarında büyürken kimse onun içindeki fırtınayı fark etmedi. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir hayatın sessiz bir figürüydü; ama iç dünyasında yankılanan sesler, geçmişin gölgeleri ve geleceğin belirsizliğiyle örülüydü. Onun hikâyesi, bir kadının kendini bulma yolculuğu değil sadece—aynı zamanda suskunluğun, acının ve yeniden doğuşun hikâyesiydi. İlk bölümde tanıştığımız Hazal, eski bir evde yalnız yaşamaktadır. Duvarlar geçmişin izlerini taşır; raflarda unutulmuş kitaplar, çekmecelerde saklı mektuplar… Her şey onunla konuşur ama kimse duyamaz. Bir gün, annesinden kalan eski bir defter bulur. Sayfalar arasında çocukluğuna dair kırık cümleler, yarım kalmış dualar ve suskunlukla yazılmış itiraflar vardır. Hazal, bu defterle birlikte geçmişin kapısını aralar. Kasabaya yeni taşınan Mert, Hazal’ın hayatına beklenmedik bir dokunuş getirir. Mert, kendi yaralarını saklayan ama başkalarını...

KIRILMADAN GÜÇLENMEK 9. Bölüm – Kendi Sesinle Kalmak: Sessiz Gücün Hikâyesi Yayın Tarihi: 11 Eylül 2025 Yazan: Mesime Elif Ünalmış Sabahın ilk ışıkları perdeye vurduğunda Hazal hâlâ uyanıktı. Uyku, artık ona uğramıyordu. Geceler, düşüncelerle dolu bir geçiş alanına dönüşmüştü. Rüya’nın yokluğu evin her köşesinde yankılanıyor; eşinin sessizliği bu boşluğu daha da derinleştiriyordu. Ayrılık kararı alınmıştı. Sessizce, kavgasız, ama kökten. Eşi gitmişti. Bavulunu toplamış, kapıyı sessizce kapatmıştı. Hazal, arkasından bakmamıştı. Çünkü bu gidiş, bir son değil, bir başlangıçtı. Evde yalnız kalmak, ilk başta ürkütücüydü. Ama sonra fark etti: bu yalnızlık, onun sesini daha net duymasını sağlıyordu. Artık kimseye açıklama yapmak zorunda değildi. Kimseye kendini anlatmak, ikna etmek, susmak zorunda değildi. Rüya’nın ardından gelen sessizlik, şimdi başka bir anlam kazanıyordu. Bu sessizlik, Hazal’ın içsel barışının sesi oluyordu. Aileler hâlâ baskı yapıyordu. Telefonlar çalıyordu. “Bu evliliği bitirmeyin,” diyorlardı. “Rüya’nın hatırası için birlikte kalmalısınız.” Hazal, bu cümleleri duydukça içi sıkışıyordu. Çünkü kimse onun ne yaşadığını bilmiyordu. Kimse, geceleri defterine yazdığı cümleleri okumamıştı. Kimse, Rüya’nın son nefesini tutarken onun gözlerine bakmamıştı. Bu evlilik, artık bir yük olmuştu. Ve Hazal, yük taşımak istemiyordu. Yazmaya devam etti. Blogu artık sadece bir anlatı alanı değil, bir direniş alanıydı. Kadınlar yazıyor, anneler yazıyor, kayıplarını anlatıyorlardı. Hazal, bu sesleri okudukça güçleniyordu. Çünkü artık yalnız değildi. Rüya’nın adı, başka hikâyelerde de yankılanıyordu. Ve bu yankı, ona bir topluluk hissi veriyordu. Dayanışma, kelimelerle kuruluyordu. Bir gün, eski bir arkadaşından mesaj geldi: “Senin yazıların sayesinde kendi hayatımı sorgulamaya başladım. Güçlü kalmak ne demekmiş, şimdi anlıyorum.” Hazal bu mesajı okurken ağladı. Çünkü artık yazdıkları sadece bir terapi değil, bir dönüşümdü. Ve bu dönüşüm, onun içinden başlayıp başkalarına ulaşıyordu. Hazal, evin içinde yalnızlığın sesini dinlemeyi öğrendi. Rüya’nın odasına artık daha sık giriyordu. Oyuncaklar yerli yerindeydi, kitaplar rafta diziliydi, küçük bir defter hâlâ yastığın altında duruyordu. O defteri eline aldığında, sayfalar arasında Rüya’nın çizdiği bir resim buldu: bir kadın, elinde kalemle bir dağın tepesinde duruyordu. Altında küçük harflerle yazılmıştı: “Annem güçlü.” Hazal, bu çizime uzun süre baktı. Gözleri doldu ama ağlamadı. Çünkü artık bu gözyaşları, sadece acıdan değil, anlamdan da doğuyordu. Yazılarına daha çok zaman ayırmaya başladı. Kelimeler artık sadece içini dökmek için değil, bir şeyleri inşa etmek için akıyordu. Her yazı, bir tuğla gibiydi. Kendi içsel evini kuruyordu. Bu ev, sessizlikten yapılmıştı ama duvarları dayanışmayla güçleniyordu. Blogundaki yorumlar, mesajlar, paylaşımlar… Hepsi birer ses olmuştu. Ve Hazal, bu seslerin arasında kendi sesini daha net duyuyordu. Ayrılığın ardından gelen özgürlük, ona yeni bir düşünce alanı açtı. Artık ne düşüneceğini değil, ne hissettiğini sorguluyordu. Evlilik boyunca bastırdığı fikirler, şimdi birer birer ortaya çıkıyordu. “Ben kimim?” sorusu, artık bir kriz değil, bir keşifti. Ve bu keşif, onu korkutmuyordu. Çünkü artık yalnızlık, bir tehdit değil, bir alan olmuştu. Yazmak, düşünmek, sessizce var olmak… Bunlar onun yeni ritüelleriydi. Aile baskısı hâlâ sürüyordu. “Bu evliliği kurtarın,” diyorlardı. “Toplum ne der?” Hazal, bu cümleleri duydukça içinden bir direnç yükseliyordu. Çünkü artık toplumun sesi, onun sesinden daha yüksek olamazdı. Rüya’nın kaybı, ona bir şey öğretmişti: hayat, başkalarının beklentileriyle yaşanmazdı. Hayat, kendi sesinle yaşanırdı. Ve Hazal, bu sesi bulmuştu. Bir gün, bloguna şu cümleyi yazdı: “Güçlü kalmak, her şeye rağmen kendi sesini duymaya devam etmektir.” Bu cümle, yüzlerce kez paylaşıldı. Kadınlar, anneler, yalnızlar… Hepsi bu cümlede kendini buldu. Hazal, artık sadece bir yazar değil, bir ses olmuştu. Ve bu ses, susturulamazdı. Hazal, Rüya’nın çizdiği o dağdaki kadın figürünü zihninden çıkaramıyordu. “Annem güçlü” cümlesi, artık sadece bir çocuk cümlesi değil, bir yaşam manifestosu hâline gelmişti. Evin içinde yalnızdı ama bu yalnızlık, onu zayıflatmıyordu. Aksine, her gün biraz daha güçlendiriyordu. Çünkü artık kimseye rol yapmıyordu. Kimseye kendini ispat etmeye çalışmıyordu. Sadece kendisiyle kalıyordu. Ve bu kalış, bir direnişti. Yazdığı son yazı, blogunda en çok okunan içerik oldu. Başlığı şuydu: “Güçlü Kalmak, Sessizce Yeniden Doğmaktır.” Yazıda, Rüya’nın kaybı, eşinin gidişi, aile baskısı ve kendi içsel dönüşümünü anlattı. Ama en çok, kendi sesini nasıl bulduğunu yazdı. “Yıllarca başkalarının sesiyle yaşadım. Şimdi kendi sesimle yürüyorum,” diyordu. Bu cümle, yüzlerce kadının kalbine dokundu. Paylaşıldı, yorumlandı, yankılandı. Hazal artık bir topluluğun parçasıydı. Ama bu topluluk, fiziksel değil, duygusaldı. Kelimelerle kurulmuştu. Sessizlikle büyümüştü. Ve bu topluluk, ona yeni bir yaşam biçimi sundu. Artık yalnızlık, bir eksiklik değil, bir alan olmuştu. Bu alanda yazıyor, düşünüyor, yeniden şekilleniyordu. Sonunda, defterine şu cümleyi yazdı: “Ben artık bir eş değilim, bir anne değilim. Ben, kendimin sesi oldum.” Bu cümle, onun kapanış cümlesiydi. Ama aynı zamanda bir başlangıçtı. Çünkü Hazal artık güçlüydü. Sessizce, derinden, ama sarsılmaz bir şekilde. Rüya’nın çizdiği kadın figürü, artık onun aynasıydı. Dağın tepesinde, elinde kalemle, kendi hikâyesini yazıyordu. Ve bu hikâye, susturulamazdı.

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   9. Bölüm – Kendi Sesinle Kalmak: Sessiz Gücün Hikâyesi   Sabahın ilk ışıkları perdeye vurduğunda Hazal hâlâ uyanıktı. Uyku, artık ona uğramıyordu. Geceler, düşüncelerle dolu bir geçiş alanına dönüşmüştü. Rüya’nın yokluğu evin her köşesinde yankılanıyor; eşinin sessizliği bu boşluğu daha da derinleştiriyordu. Ayrılık kararı alınmıştı. Sessizce, kavgasız, ama kökten. Eşi gitmişti. Bavulunu toplamış, kapıyı sessizce kapatmıştı. Hazal, arkasından bakmamıştı. Çünkü bu gidiş, bir son değil, bir başlangıçtı. Evde yalnız kalmak, ilk başta ürkütücüydü. Ama sonra fark etti: bu yalnızlık, onun sesini daha net duymasını sağlıyordu. Artık kimseye açıklama yapmak zorunda değildi. Kimseye kendini anlatmak, ikna etmek, susmak zorunda değildi. Rüya’nın ardından gelen sessizlik, şimdi başka bir anlam kazanıyordu. Bu sessizlik, Hazal’ın içsel barışının sesi oluyordu. Aileler hâlâ baskı yapıyordu. Telefonlar çalıyordu. “Bu evliliği bitirmeyin,” diyorlardı. “Rüya’n...

KIRILMADAN GÜÇLENMEK 8. Bölüm – Sessizliğin Ardından: Kendine Şefkatle Bakmak

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   8. Bölüm – Sessizliğin Ardından: Kendine Şefkatle Bakmak   Hazal o sabah uyandığında, evin sessizliği daha önce hiç bu kadar ağır gelmemişti. Kızının odası kapalıydı. Kapının önünden geçerken durdu, elini tokmağa uzattı ama dokunmadı. İçeri girmeye cesareti yoktu. O kapının ardında ne olduğunu biliyordu: bir eksiklik. Bir sessizlik. Ve o sessizlik, kelimelerle dolmuyordu artık. Kaza, birkaç gün önce olmuştu. Her şey birkaç saniyede yaşanmıştı. Bir anlık dikkatsizlik, bir sokak lambasının altında duran ambulans, bir hastane koridoru, bir monitör sesi… Hazal hâlâ o anın içinde yaşıyordu. Zaman durmuştu. Dünya dönmüyordu. Sadece o an vardı. Ve o anda, Hazal’ın içindeki her şey parçalanmıştı. Kızını kaybetmişti. Bu cümleyi zihninde defalarca tekrarlamıştı ama hâlâ inanamıyordu. “Kızımı kaybettim.” Bu cümle, bir taş gibi boğazına oturuyordu. Ne zaman söylemeye çalışsa, nefesi kesiliyordu. İnsan nasıl yaşar böyle bir gerçekle? Nasıl devam eder? Nasıl...

KIRILMADAN GÜÇLENMEK 7. Bölüm – Sessizliğin Kıyısından: Işığa Doğru Bir Adım

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   7. Bölüm – Sessizliğin Kıyısından: Işığa Doğru Bir Adım   Hazal o sabah erkenden uyandı ama uyanmakla uyanmamak arasında bir yerdeydi. Gözleri açık, zihni kapalıydı. Yatağında doğrulmadan önce uzun süre tavana baktı. O beyaz boşlukta kendini görmeye çalıştı ama sadece silik bir gölge vardı. Son günlerde kendini bir sisin içinde yürürken hissediyordu. Ne geçmiş netti ne gelecek. Sadece şimdi vardı. Ve şimdi, sessizdi. Mutfağa geçti, kahvesini hazırladı. Her zamanki gibi şekersizdi ama bu sabah tadı daha acıydı. Pencerenin önüne oturdu, dışarıyı izledi. Sokaktan geçen insanlar, arabalar, sesler… Hepsi bir film gibi akıyordu ama Hazal o filmin içinde değildi. O, izleyiciydi. Hayatın kenarında durmuş, olup biteni anlamaya çalışan bir izleyici. Telefonuna gelen bildirimleri kontrol etti. Sessizce okudu, cevap vermedi. Bir mesaj dikkatini çekti: “Yazıyor musun hâlâ?” Bu soru, içini titretti. Yazıyor muydu? Yazmak onun nefesiydi ama son zamanlarda kel...
KIRILMADAN GÜÇLENMEK   6. Bölüm – Kendi Çatısını Kurmak: Kararların Ardındaki Cesaret   Yayın Tarihi: 4 Ekim 2025   Yazan: Mesime Elif Ünalmış Ev sessizdi. Ama bu sessizlik huzurdan değil, alışkanlıktandı. Duvarlar konuşmayı unutmuştu, perdeler bile çekilirken ses çıkarmamaya çalışıyordu. Hazal, mutfakta bir fincan kahveyle pencerenin önünde duruyordu. Dışarıda rüzgâr dalları eğip büküyordu ama içeride hiçbir şey kıpırdamıyordu. Küçük kızının odasından gelen hafif nefes sesi, Hazal’ın kalbini yumuşattı. Rüya uyuyordu. O uyurken dünya biraz daha katlanılır oluyordu. Hazal, kızının varlığıyla hayatta kalıyor, onun gülüşüyle yeniden doğuyordu. Ama bu doğum, sancısız değildi. Kendi annesi gibi olmamaya söz vermişti. Ama bazen aynaya baktığında, annesinin gözleriyle karşılaşıyordu. O gözlerdeki suskunluk, Hazal’ın içini ürpertiyordu. Çünkü o da susuyordu. Yıllardır. Eşiyle konuşmaları kısa, kesik ve işlevseldi. “Yemek hazır mı?”, “Rüya’yı sen mi alacaksın?”, “Fa...
KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...