Ana içeriğe atla

Postalla Su Ver

 

Postalla Su Ver


Köyümüz 80 hanelik bir köydü. Ve bu köyün çevresinde bulunan 12 köy, bizim köyümüze bağlıydı. Bizim köyün adı nahiye olarak geçiyordu. 12 köyün bizim köye bağlı olmasının nedeni bazı kurumların olmasıydı. Köyümüzde karakol, sağlık ocağı, postahane, ilkokul, ortaokul ve küçük bir çarşımız vardı. Bu çarşıda çeşitli ürünler, toptancılar tarafından satın alınırdı.


1970’li yıllarda bu kurumların olduğu yerler lüks sayılırdı. Böyle bir köyde yaşadığımız için kendimizi şanslı hissediyorduk. Kışın okul döneminde çevre köylerde okul olmadığı için çoğu öğrenci bizim köyümüze gelirdi. Bazıları ise şehirde veya kasabada akrabası olanların yanına yerleşirdi. Okumak o kadar zordu ki zoru başarmanın marifet olduğunu düşünür, herkes elinden geleni yapardı. Bu okullarda mezun olan öğrencilerin bir mesleği ve işi olurdu. Kimi doktor, mühendis, kimi öğretmen, hemşire ve farklı meslek sahibi olurlardı. Emeklerinin boşa gitmediğini gören köylüler, çocuklarını okutabilmek için kar kış demeden çalışırlardı.



Bizim Doğu’da kar çok yağardı. Öğrencilerin okula gelebilmek için gösterdikleri çaba, görülmeye değerdi. Karın içinde bata çıka yürüyorlardı. Okula vardıklarında donlarına varana kadar ıslanmış oluyorlardı. Bütün gün ıslak ıslak ders dinliyorlardı. Öğretmenler ise bu zorlu yaşama direnen çocuklara karşı olağanüstü çaba sarf ederlerdi. Verdiğinin karşılık bulduğunu gören öğretmenler büyük bir şevkle çalışırlardı. Köylüler de öğretmenlerin bu çabalarını karşılıksız bırakmazlardı. Öğretmenlerin gıda ihtiyaçlarını köylüler üstlenmişlerdi. Kimi ekmek, kimi yumurta, kimi et, kimi bulgur ve buna benzer ihtiyaç duydukları şeyleri karşılarlardı. Herkes bir iyilik halkası oluşturmuştu. Fakat kötü insanlar da bir o kadar bu iyilik halkasını bozmaya yeminli gibiydiler. Her yerde terör olayları oluyordu. Bu yüzden öğretmenler çoğu zaman korkup oradan ayrılıyor ya da şehire inip rapor alıyorlardı. Biz ise okullarda eğitim hayatımızın aksamaması için köyde iyi öğrenim görmüş ağabeylerden yardım alıyorduk. Bazen okula gelip dersimize yardımcı oluyorlardı. Bazen kitap okutup problem çözdürüyorlardı.


Sene sonunda öğretmenler gelip karne dağıtırdı. Bol keseden pekiyi verip sınıfı geçmemizi sağlarlardı. Genelde boş geçen eğitim hayatımızı çoğu zaman kendi çabamızla tamamlardık. Okumaya çok aç bir toplumduk. Bu kadar zor şartlarda olmamıza rağmen okuma oranı yüksek olan bir ilde yaşamak gurur vericiydi. Ve sene sonuna gelmiştik. Okullar tatil olmuştu. Ben de tatilde aileme yardım ederdim.



Annem bana çeşmeye gidip postalları yıkamamı söylerdi. Postallarım yıkanmayı hak ediyordu. Oldukça kirli olan postalları yıkamaya koyuldum. İçini dışını tertemiz ettim. Tam durulama aşamasında yaşlı bir dede bana seslendi.  

“Merhaba küçük kız, kolay gelsin.” dedi. Ben de teşekkür ettim.  

“Güzel kızım, çok yoruldum, bacaklarım beni zor taşıyor. Şu elindeki postalla bana bir su ver de içeyim.” dedi.  


Kendi içimden dedeyi yanlış anladığımı düşündüm. Dedeye dönüp, “Ne dediğinizi anlamadım dedeciğim?” dedim. Dede tekrar postaldan su istediğini söyledi.  

“Dede, hiç postaldan su içilir mi?” dedim. Dede, “Ver kızım,” dedi. Ardından, “Bizim kalbimiz o postallardan daha kirli,” diye mırıldandı.  


Dedenin çok susadığını, çeşmenin başına gelemeyecek durumda olduğunu görünce elimdeki postalı iyice yıkayıp su doldurup verdim. İçti ve bana dua etti. Sonra ağır ağır yürüyerek gözden kayboldu. Bu dedeyi daha önce hiç görmemiştim. Sanırım çevre köylerden birinde oturuyordu. Ben ise o postalı giymeye kıyamadım. Kurulayıp dolabıma koydum.  


Her postala baktığımda, “Nasıl olur da içimiz bu postaldan daha kirli olabilir?” diye düşünürdüm. Biraz daha büyüyünce insanların kirli yanlarını da gördüm. Dedeyi gözümde bir kez daha canlandırmıştım.

14.03.2025

Mesime Elif Ünalmış 


"İnsan, temiz bir kalple yaşarsa, dünyanın hiçbir kiri ona bulaşamaz."


SORU VE YANITLARI


1. KÖYÜN DİĞER KÖYLERE BAĞLI OLMASININ NEDENİ NEDİR?  

çünkü köyde karakol, sağlık ocağı, postahane ve okullar gibi kurumlar bulunuyordu.


2. ÖĞRENCİLERİN OKULA GİTMEK İÇİN KARŞILAŞTIĞI ZORLUKLAR NELERDİ?  

kar içinde bata çıka yürüyerek gidiyorlar, tamamen ıslanmış bir şekilde ders dinliyorlardı.


3. ÖĞRETMENLERİN BU ŞARTLARDA GÖSTERDİĞİ ÇABALAR NELERDİ?  

çocuklara olağanüstü çaba gösterip ders anlatarak, büyük bir şevkle çalışıyorlardı.


4. DEDE POSTALDAN SU İSTERKEN NE DEMİŞTİ?  

bizim kalbimiz o postallardan daha kirli.


5. YAZAR, POSTALLA YAŞADIĞI OLAYDAN NE DERS ÇIKARDI?  

insanların kirli yanlarını daha iyi anlamaya başladı ve temiz kalbin önemini fark ett


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...