Ana içeriğe atla

MEYVELERİN DÜNYASINDA -- Eylül Uyanıyor --

 

Eylül Uyanıyor --

Anne: Canım prensesim, çok güzel uyuyordun, seni kaldırmaya kıyamadım. Sana güzel bir meyve tabağı hazırladım ama önce kahvaltını yapmalısın.

Eylül: Anne, ben çok güzel bir rüya gördüm. Rüyamda meyvelerin dünyasına gittim. Çok güzel bir kapı açıldı ve içeri girdim. Her taraf yemyeşildi ve etrafımda çok güzel meyveler vardı. Beni görmek için sıraya girmişlerdi.

Anne: Meyveler seninle tanışmak için sıraya mı girdi? Orada meyveler konuşuyor muydu?

Eylül: Evet, anne. Uyanmadan önce sen bana çok abur cubur yiyorsun demiştin ya, bu aklıma takıldı. Senin ne demek istediğini anlamaya çalıştım. Sırada bekleyen meyveler benim merakımı gidermek istediler ve bana faydalarını anlatmaya başladılar. Rüyamda elma bile itiraz etmişti.

Anne: Hangi konuda itiraz etmişti?

Eylül: O faydalarından bahsedince diğer meyveler onun sözünü bölüyorlardı. Sıranın onlara gelemeyeceğinden korkuyorlardı.

Anne: Hımm!

Eylül: Elma  o kadar çok şey anlattı ki, hangi birini hatırlayayım? Göz sağlığına iyi geldiğini, şeker hastalarının kendisini çok sevdiğini, cildi güzelleştirdiğini ve kabızlığa iyi geldiğini söyledi. Daha neler neler anlattı.

Anne: (Gülümseyerek Eylül'ü dinliyordu.)

Eylül:  Eğer hepsini anlatmaya kalkarsam bu rüya bitmez.
Anne: O halde hangi meyvelerle tanıştığını anlat bakalım.

Eylül: Başta havuç, elma, limon, şeftali, ayva, armut, muz, portakal, ejder meyvesi ve en sevdiğim meyve olan çilekle tanıştım. Meyveleri yakından tanımak çok güzeldi, hepsinin birbirinden farklı özellikleri vardı.

Anne: Madem bu meyvelerle tanıştın ve onların özelliklerini öğrendin, bana söyledikleri ortak düşünceyi de paylaşabilirsin.

Eylül: Evet, bana bol suyla yıkayarak meyveleri tüketmem gerektiğini ve yeteri kadar yemem gerektiğini söylediler. Hepsi, her şeyin bir dengeden ibaret olduğunu vurguladı.

Anne: Vay canına, bak şu meyvelere, sana ne güzel şeyler anlatmışlar. Ben sana hayatta her şeyin bir dengeden ibaret olduğunu söylüyordum ya, işte gördün mü?

Eylül: Evet, anne. Bundan böyle her zaman bir meyve tabağı hazırlayacağım. Böylece birçok meyvenin tadına varırım.

Anne: O halde kahvaltıdan sonra bu tabaktaki meyveleri tüketerek kendini çabucak iyileştirirsin.

Eylül: Tamam, anne. Ayrıca, rüyamda üzgün olan ejder meyvesiyle de tanıştım. Ama ejder meyvesi çocuklara ulaşamadığı için çok üzgün olduğunu söyledi. Bir gün bütün çocuklarla tanışmayı çok istiyormuş.

Anne: Maalesef bu dünyada her çocuk aynı koşullarda yaşamıyor. Bir gün inşallah bütün çocuklar eşit, güvenli ve adil bir dünyada yaşarlar.

(Eylül: Okulda gördüğü rüyayı arkadaşlarına da anlattı.)

08.02.20225
Mesime Elif Ünalmış

Soru ve Cevaplar:

1. Eylül rüyasında hangi meyvelerle tanıştı?

   Eylül rüyasında elma, limon, muz, şeftali, ayva, armut, çilek, mandalina ve ejder meyvesiyle tanıştı.

2. Meyveler Eylül'e hangi ortak düşünceyi vurguladılar?

   Meyveler Eylül'e bol suyla yıkayarak meyveleri tüketmesi gerektiğini ve yeteri kadar yemesi gerektiğini söylediler. Ayrıca her şeyin bir dengeden ibaret olduğunu vurguladılar.

3. Ejder Meyvesi neden üzgündü?

   Ejder Meyvesi, pahalı olduğu için bütün dünya çocuklarına ulaşamadığı ve her çocuğun bu güzel meyveyi tatmasını sağlayamadığı için üzgündü.

4. Eylül'ün annesi kahvaltıdan sonra ne yapmayı planladı?

   Eylül'ün annesi, kahvaltıdan sonra Eylül için bir meyve tabağı hazırlamayı planladı.

5. Eylül rüyasında meyvelerin hangi faydalarından bahsetti?

   Eylül rüyasında meyvelerin göz sağlığına iyi geldiğini, şeker hastalarının sevdiğini, cildi güzelleştirdiğini, kabızlığa iyi geldiğini ve genel olarak sağlık için faydalı olduklarını öğrendi.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIRILMADAN GÜÇLENMEK   5. Bölüm – Sessizden Söze: Duygularla Var Olmak   Hazal sabah kahvesini içerken pencereye baktı. Camın buğusuna parmağıyla bir çizgi çekti, sonra sildi. İçinde bir şeyler birikmişti ama ne olduğunu tam adlandıramıyordu. Annesinin sesi yankılandı zihninde: “Bazı şeyleri içine at, evin huzuru bozulmasın.” Bu cümle yıllardır onunla birlikteydi. Ama artık başka bir yerdeydi. Sessizlik, huzur değil, eksiklik getiriyordu. Duygularını tanımak, ifade etmek, kendini anlatmak istiyordu. Ama bunu nasıl yapacağını hâlâ tam bilmiyordu. Eşiyle olan ilişkisi zamanla bir sessizlik yarışına dönüşmüştü. Konuşmalar yüzeysel, duygular eksikti. Hazal, onunla değil, onun varlığının içinde yankılanan sessizlikle mücadele ediyordu. Çünkü baskı her zaman bağırarak gelmezdi. Bazen bir suskunluk, bazen bir “ne gerek var” cümlesi, bazen bir göz devirmeydi. Hazal, bu görünmez baskının içinde kendi sesini arıyordu. Her geçen gün biraz daha içine çekiliyor, ama bir yandan da...

Hatay Depreminin İkinci Yıldönümü: Yıkımın ve Umudun İzleri

  Hatay'da depremin üzerinden iki yıl geçti. Ancak, bu doğal afetin açtığı yaralar hala sarılmayı bekliyor. Depremzedeler, yaşadıkları acıları ve çaresizlikleri unutamıyor. Onların hikayeleri, bizlere dayanışmanın ve insanlığın önemini hatırlatıyor. Depremde evlerini, sevdiklerini kaybeden insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içinde. Bu zorlu süreçte, birbirlerine destek olarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her şeye rağmen umutlarını yitirmeyen depremzedeler, yarınlara daha güçlü bakma arzusu taşıyor. Depremin getirdiği yıkımın ardından, hayatlarını yeniden inşa etmeye çalışan bu insanların sesine kulak vermek ve onların yaşadığı zorlukları anlamak, hepimiz için bir sorumluluk. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, toplum olarak bilinçli ve duyarlı olmalıyız. Bu yıldönümünde, depremzedelerin acılarını ve çaresizliklerini unutmamak için bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: Yaşananlardan ders çıkararak, gelecekte daha sağlam adımlar atmalıyız. Bu süreçte en önemli şey, dayanışma v...

KAVRAMSAL ÖYKÜLER

  Yaş Sınırı: Genel İzleyici (Tüm yaş grupları için uygundur)   Sevgi Dilek, henüz 1. sınıfa gidiyordu. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çok sevimliydi. Dilek, okulun açılmasıyla yeni arkadaşlar edinmiş ve okuluna iyice alışmaya başlamıştı. Yeni şeyler öğrenmek onu heyecanlandırıyordu. Okulu çok seviyordu ve arkadaşlarını da çok değerli buluyordu. Ancak en çok arkadaşı Semra'yı seviyordu. Semra'nın babası öğretmen olduğu için başka bir okula tayin olmuştu ve Semra'dan ayrılmak zorunda kaldı. Dilek bu duruma çok üzülmüştü. Ancak annesi durumu kabul etmesi için Dilek'i karşısına alarak durumu izah etti. Annesi, Dilek'in dilediği zaman Semra'yı arayabileceğini söyledi. Dilek bunun üzerine çok sevindi. O günden sonra bütün dikkatini okula vererek yeni şeyler öğrenmeye devam etti. Aradan geçen zaman içinde arkadaşlarını aramayı da ihmal etmedi. Dilek, yeni arkadaşlar edinmeye ve sınıfında daha aktif olmaya devam etti. Semra'yla da sık sık telefonla konuşarak ...